
Başlıktaki slogan ATRAX-Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı’nın bu yılki teması imiş… Niş PR ajansından Betül Akgün Hanım gayet özenli bir Türkçeyle -bugünlerde Türkiye’de düzgün Türkçeye rastlamak çok zorlaştı- içinde hayli ciddi bilgilerin bulunduğu bir basın bülteni yollamış… Yine gelen çoğunluk mesajlarda ender rastladığımız bir yaklaşım sergilemiş ve ‘şahsa özel’ yazılmış algısı yaratan bir de giriş notu eklemiş bültene. Demiş ki: “Güncel veriler ve sektör araştırmaları, bir ailenin yıllık eğlence ve sosyalleşme için ayırdığı bütçenin 15 bin TL ile 40 bin TL arasında değiştiğini ortaya koyuyor” …
İlgiyi yazıya çekmek için her şey var anlayacağınız… Tebrikler Betül Hanım!.. Bir tebrik de tabii ki bu araştırmayı ortaya koyup, Türkiye’de ekonomik bunalım edebiyatı yapıldığı bir dönemde konu yönetimi alanına katma değer getirme cesareti gösteren Tureks Uluslararası Fuarcılık Yönetim Kurulu’na ve onun Başkanı Nergis Aslan hanıma…
En düşük emekli maaşı kararının iletişimi doğru dürüst -Osmanlı’nın deyişiyle ‘usulü veçhile’- yönetilmediği için, sanki herkesin aylık 20 bin TL’ye geçinmek zorunda bırakıldığı izlenimi yaratılarak, özellikle hiçbir çözüm üretme kabiliyeti olmayan muhalefet tarafından battık bittik edebiyatı yürütüldüğü bir dönemde, eğlence harcamaları ve kültürü üzerine kelam etmek hayli cesaret işidir doğrusu…
İnsan ilk duyduğunda o ünlü halk deyişini hatırlayıveriyor: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” … Ancak kazın ayağı öyle değil…
40 bin TL’yi bulan harcama kalemleri içinde sinema, eğlence parkları ve oyun alanları, havuz-aquapark ziyaretleri, spor ve açık hava aktiviteleri ile çeşitli etkinlik ve organizasyonların bulunduğunu altını çizen Nergis Hanım, “15-17 Ocak arasında düzenlenecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı ile şehirlerin yalnızca barınma ve çalışma eksenli değil, sosyal yaşamı destekleyen alanlarla birlikte planlanması gerektiği vurgulanacak” demiş.
Eğlence, giderek lüks bir harcama olmaktan çıkarak planlı ve sürdürülebilir bir bütçe kalemi hâline dönüşüyormuş… Fuar vasıtasıyla, eğlenceye yapılan yatırımların şehir ekonomisine, istihdama ve iç tüketime doğrudan katkı sağlarken, teknolojinin egemenliğine kurban edilen özellikle çocuklar başta olmak üzere ailenin birlikte var olma esenliğini yakalama fırsatı bulabileceği ortamların yaratılmasının öneminin de altı çiziliyormuş.
Bu haber bize Alman Der Spiegel dergisinin yeni yılın ilk sayısında uzun uzun konu ettiği, KADEM’den Kızılay’la birlikte bölgeye görevli olarak giden arkadaşların da teyit ettikleri, Gazze’deki düğünleri anımsattı… On binlerce insanın İsrailliler tarafından katledildiği, bombaların sürekli patladığı Gazze’de tanesinin maliyeti 4 bin ile 10 bin Avro arasında değişen düğünlerin sayısı, bırakın azalmayı tam tersine bir hayli artmış… Buna da bir de 1940’lardan sonra doğan, sayıları inanılmaz boyutlardaki benim de içinde olduğum 68 Kuşağını ya da uluslararası adıyla Baby Boomers’ı (Bebek Patlaması Çocuklarını) ekleyin…
O zaman belki Nergis hanımın verdiği rakamları daha iyi algılamak mümkün olabilir…
Ne yazık ki kaçırdım… Haberim olmadı… Türk Eğitim Vakfı (TEV), Millî Kültür ve Değerlerimizin klasik musiki alanındaki şahikası olarak gördüğüm Ahmet Adnan Saygun’u, vefatının 35. yıl dönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı’nda düzenlenen törenle anmış.
Saygun, 1928 yılında hükûmetin müziğe yetenekli gençler için açtığı sınavı tekrarlanması üzerine bu sefer kazanarak devlet bursuyla Paris’te okuma fırsatı bulmuş. Vincent d’Indy (kompozisyon), Eugène Borrel (Füg), Madame Borrel (armoni), Paul le Flem (Kontrpuan), Amédée Gastoué (Gregoryen ezgileri), Edouard Souberbielle (org) ile çalışmış. Paris’teyken Op. (Opus) 1 sıra numaralı Divertissement adlı orkestra eserini yazmış.
Ahmet Adnan Saygun Türkiye’ye döndükten sonra 1934’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk kendisinden, İran Şahı’nın Türkiye seyahati sırasında Türk Kültür ve Değerlerinin çağdaş yorumunun bir örneği olarak sergilenmek üzere bir opera bestelemesini istemiş. Özsoy Operası o kısacık zaman diliminde ortaya çıkmış.
1971’de ilk ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı tevcih edilen Saygun, Yunus Emre Oratoryosu, Taş Bebek, Gılgameş, Köroğlu, Kerem, Kumru Efsanesi, Viyolonsel Konçertosu, 5. Senfoni, 2. piyano Konçertosu gibi, eserleriyle millî kültürümüze adını kazımıştır… Ona gereken saygıyı ve yeri salonlarında sunan İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ni de ayrıca kutlamak gerekir…
Türkiye’nin eğitime gönül veren en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Eğitim Vakfı’nın (TEV) ise, Saygun’u anması ne kadar muhteşem bir şeyse olsa da bu görevi yerine getirme gerekçesini şöyle ifade etmesi de o derece yadırganıcıdır: “TEV bağışçılarının hatırasını yaşatmaya devam ediyor. Vakfın değerli bağışçılarından biri olarak her yıl saygı ve sevgi ile anılıyor. Saygun, sanata olduğu kadar eğitime verdiği destekle de vakfın değerli bağışçıları arasında yer alıyor” …
“Bu kadar hata kadı kızında da olur” diyorsanız, tabii ki sineye çeker sesimizi çıkarmayız… Sadece üzülürüz… Saygun’u anmanın gerekçesi hiçbir zaman ‘Bağışçılığı’ olmamalıydı diye düşünmeye devam ederek…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.