
Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Versay Antlaşması mağlup Almanya için çok ağır hükümler içeriyordu. Almanlar, ödemeleri mümkün olmayan tazminatlara mahkûm edilmişti. Alman ordusu etkisizleştirilmiş, sınırlar daraltılmıştı. Almanların “millî gururu” tahrip edilmişti. Hitler, işte bu tahribatın giderilmesi, Alman milli gururunun onarılması vaadiyle hızla yükselmiş, 1939’da Polonya’yı işgal ettiğinde hemen tüm Alman halkı arkasında durmuştu.
“Millî gurur” kavramını son günlerde Kürtler bağlamında yeniden işitir olduk.
Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG hemen tek kurşun atmadan Ayn el Arab ve Haseke-Kamışlı bölgelerine çekildi; ardından da varılan mutabakat uyarınca Suriye İç Güvenlik Kuvvetleri bu şehirlere girdi. PKK/YPG’nin devlet, devletçik, federasyon, özerklik ve hatta “bir tık altı” oluşum hayali tamamen suya düştü. ABD ve İsrail PKK/YPG’yi yüzüstü bıraktı. Silah bıraktığını ve kendisini feshettiğini açıklayan PKK, Kuzey Irak’a sıkışıp kaldı ve orada da istikbali parlak görünmüyor. Dahası, Irak’ın kuzeyinde Barzani yönetimindeki Kürt Bölgesel Yönetimi bile tartışılır hale geldi. Dimyat’a pirince gidilirken evdeki bulgurdan olma ihtimalleri ortaya çıktı.
PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığını biliyoruz. Ancak Suriye meselesinde çarpıcı bir tabloyla da karşılaştık: İslâmcısı, dindarı, muhafazakârı, sağcısı, solcusu, hemen tüm Kürtler; arkasında PKK’nın, İsrail’in, ABD’nin olduğuna aldırış etmeden, Suriye’de bir Kürt oluşumuna destek verdiler. Bu gerçekleşmeyince, sadece PKK sempatizanları değil, kabul edelim ki epeyce bir Kürt hayal kırıklığına uğradı, moral çöküntü yaşadı.
Suriye Devleti, kuzeyde mutlak bir zafer kazanmış olmasına rağmen açıklamalarında son derece hassas, entegrasyonu çok dikkatli, sabırlı şekilde ilerletiyor. Aynı şekilde Türkiye de “zafer” söyleminden hassasiyetle kaçınıyor. Kürtlerin “millî gururunun” incinmemesi için azami gayret gösteriliyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024’te partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda Öcalan’ın tecridinin kaldırılması, gelip Meclis’te konuşması ve umut hakkından yararlanması konularını telaffuz etmişti. Salı günü yine Grup Toplantısı’nda “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin bu açıklamaları başından itibaren hiç kuşkusuz “iç cephenin güçlendirilmesi” amacını taşıyor. Esasen, PKK terörünün bitirilmesi için bir süreç ilerlerken, eş zamanlı olarak Kürtlerin gururunun tahrip olmaması, Kürtlerin kazanılması, Kürtlerle samimiyetle bir kucaklaşma sağlanması planlanıyordu. Bu plan da şu ana kadar kusursuz ilerledi.
Terörün, bölünmenin ve ayrışmanın bir ihtimal olmaktan çıktığı durumda, “umut hakkı” adı altında Öcalan’ın hapishane şartlarının iyileştirilmesi, Ahmetler’in makama dönmesi, Demirtaş’ın çıkması hiç kuşkusuz kimsenin umurunda olmayacaktır; ancak…
Evet, ancak, “iç cephe güçlendirilirken” ve Kürtlerin “gururu” üzerine hassasiyet gösterilirken, Türkiye’nin geri kalanının da “millî gururunu” hesaba katmak gerekiyor.
PKK terörü, son yarım asır boyunca, en çok da Türkiye’nin “milli gururunu” hedef aldı. Pusular, baskınlar, suikastlar, canlı bombalar, toplu sivil kıyımları, Anadolu’da birçok eve düşen şehit ateşi ve bütün bunlar karşısındaki çaresizlik duygusu insanımızda çöküntüye sebep oldu. Alınan tedbirler, yapılan sınır içi-sınır ötesi operasyonlar sonuç getirmedikçe, ABD ve Avrupa terörün arkasında durdukça, bir de Türkiye içinde terörün siyasi uzantısı sinir uçlarına dokundukça milletin gururu tahrip oldu. Son aylarda Türkiye teröre karşı tarihi nitelikte başarılar elde etti ama dikkat ederseniz toplumun geneline bir temkin hali, bir tereddüt hali hâkim. Yaşananların kısa sürede unutulması mümkün değil.
Bugün bile, Suriye ve Türkiye kazandıkları mutlak zaferi kutlamaktan kaçınırken, toplum meseleye hâlâ temkinle bakarken, DEM Partililerin sorumsuzca yaptıkları açıklamalar milletin moralini bozmaya yetiyor.
Türkiye terör meselesini bitirmiştir. İç cepheyi güçlendirmek elzemdir. Kürtlerin morali de bozulmasın. Tamam. Ama ileri adımlar atmak için Türkiye’nin geri kalanının morali, “millî gururu” da hesaba katılmalıdır. Toplum, terörle mücadelede başarı sağlandığına ikna olmadan atılacak her adım hem istismara açık olacaktır hem de “erken” olacaktır.
Dünün teröristleri, katilleri, kadına şiddet uygulayan hatta vatana ihanet edenleri, örneğin Mahir Çayan, Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, bugün bazı kesimlerin kahramanı oldu; toplum da bu çarpıklığı hiç umursamıyor. Bugünün mahkûm teröristleri de yarın bir kesimin kahramanı bile olsalar toplum umursamayacak. Ama şimdi erken.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.