Töre cinayeti işleyen aileye taziye emrini veren kim?

00:0013/03/2010, Cumartesi
G: 3/09/2019, Salı
Ayşe Böhürler

Medine''nin ölümü üzerinden daha bir ay bile geçmedi. Çok şükür bu konuda her türlü yasamız var ama Medine''nin 16 yaşında öldürülmesine engel olamadık! Medine''nin yaşadığı köy ahalisi, ailesi de dahil olmak üzere, kızlarını öldürmelerinin neden suç olduğunu anlayabilmiş değiller hala.Duyduğum kadarı ile Medine''nin dedesi yetkililere yazdığı mektupta pişmanlık yerine “bana neden böyle davranıyorsunuz” diye soruyormuş. Bu konuda en çok dikkatimi çeken de, Fırat News''de bir haberde yer alan, Abdullah

Medine''nin ölümü üzerinden daha bir ay bile geçmedi. Çok şükür bu konuda her türlü yasamız var ama Medine''nin 16 yaşında öldürülmesine engel olamadık! Medine''nin yaşadığı köy ahalisi, ailesi de dahil olmak üzere, kızlarını öldürmelerinin neden suç olduğunu anlayabilmiş değiller hala.

Duyduğum kadarı ile Medine''nin dedesi yetkililere yazdığı mektupta pişmanlık yerine “bana neden böyle davranıyorsunuz” diye soruyormuş. Bu konuda en çok dikkatimi çeken de, Fırat News''de bir haberde yer alan, Abdullah Öcalan''ın haftalık görüşmelerde avukatlarına Medine''nin ailesine taziye ziyaretinde bulunulması talimatı oldu. Geleneklere göre taziyede bulunmak o aileye saygı göstermek anlamına geliyor. Kızlarını diri diri ölüme mahkum eden bir aile (aile diyorum çünkü bu olayda bir failler var, bir de seyredenler, ses çıkarmayanlar, engel olmayanlar, ölümü seyredenler var. Onlar da en az katiller kadar suçlu) saygıyı ne kadar hak ediyor?

8 MART NOTLARI ...

İkilem hayatımızın her yerinde karşımıza çıkıyor. Bu ikilemi en yoğun yaşadığım zamanlardan birisi de bu 8 Mart 2010''du. Fatma K.Barbarasoğlu''nun tanımlaması ile emekçi kadınlar gününün şakkıdı şukkudu kutlanması, kadınlara çiçek dağıtılması, acı bir olayın ve hala başarılamamış bir mücadeleyi anma gününün sevgililer günü gibi bir kutlamaya dönüşmesine kadın hareketi adına sevinmeli mi yoksa üzülmeli miyiz?

Doğrusu karar veremedim.

Bir taraftan seviniyorum! Çünkü bu vesile ile kadın haklarına ilişkin bir bilinç yükseltmesi yapılabilir. Diğer yandan kadınların bilinç yükseltici konuşmalara gösterdiği ilgisizlik nedeniyle de “nerede yanlış yapıyoruz?” sorusunu soruyorum.

Kadınların bu konuda bir bilinç yükseltme isteği taşıyıp taşımadıkları konusunda emin değilim.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü''nün kutlanması bir bilinç yükselmesi veya bir şuur kazanma sonucu mudur, yoksa görüntüsel bir durum mudur? Kararsızım doğrusu.

Diğer yandan kadın hareketinin “her yerde kadınlar olsun, çokça olsunlar, yeter” söylemi konusunda da şüphelerim var.

En büyük hayal kırıklığını da ilk kez Oscar ödülü alan kadın yönetmen Kathryn Bigelow''un konuşmasında yaşadım. Evet, ilk kez bir kadın yönetmen ödül aldı. Ancak bir savaş filmi çekerek ve Irak''ta, Afganistan''da savaşan askerleri kutsayan bir konuşma yaparak ödül aldı. Yine de bir kadının Oscar kazanmasına sevinmeli miyiz noktasında da şüphelerim var.

ABANT PLATFORMU ANKARA''DA...

Abant Platformu''nun en çok soru alan konuşmacılarının başında Osman Can geliyor. Sadece teoriye değil, uygulamaya da dayalı bilgisinin yanı sıra her kesime yönelik eleştiri yapabilmesi Can''ı ayrıca ilgi odağı haline getirdi. Osman Can''ın eleştirdiği kesim arasında siyasiler de vardı. Siyasilerin konuşmalarına atıf yaparak yasal düzenlemeleri gerçekleştirebilmenin demokratikleşme için tek başına yeterli olmadığını ısrarla vurguladı. “Bu yasal düzenlemeler hayata geçmiyor. Bu durumda da bütün temel politik uyuşmazlıklarda olduğu gibi yasa çıkartmak tek başına çözüm değil. Toplumsal çeşitliliği ve renkliliği kurumlara aktaramadıktan sonra demokratikleşme adına sadece yasalardan bahsetmek kendini ve toplumu kandırmaktır.”

Anayasa''da yer alan temel 61 hak içinde hangisinin kullanıldığını soran Can, demokratikleşmeye nereden başlayalım sorusuna “yargıyı demokratikleştiremediğimiz sürece diğer demokratikleşme adımları yarım kalacaktır” şeklinde cevap veriyor. Can, bir soru üzerine Türkiye''nin hiç bir zaman laik olmadığını söyledi.

“Yeni Bir Toplumsal Mutabakat İçin Demokratikleşme” başlığı altındaki toplantıda umut ve umutsuzluk içeren konuşmalar iç içeydi.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 2002''den bu yana yapılan değişiklikleri özetleyen konuşmasının sonunda umutlu olmamız gerektiğini söyledi.

Olağanüstü hal uygulamasının ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri''nin kaldırılması, BM Medeni ve Siyasi Haklar ve Sosyal Haklar Sözleşmesi''nin kabul edilmesi, 2004''te yapılan Anayasa değişikliği ile uluslararası anlaşmaların insan haklarına ilişkin maddelerinin iç hukuka taşınması, 2005''te temel insani haklara ilişkin kanun ile özgürlüklerin genişletilmesi, Kürtçe kurslarının, TRT 6''nın açılması, işkenceye “sıfır” tolerans, dernekler kanunu ile sivil toplumun örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi, gösteri yürüyüş hakları, bilgi edime kanunu, en önemlisi de zihniyet değişiminin kamu kurumlarına yansıtılmasının altını çizdi.

Saadet Partisi başkanı Numan Kurtulmuş toplumsal mutabakat yerine gönüllü birliktelik kavramını daha uygun bulduğunu, bazı yasalarda rötuş yapılmasının asıl amaç olmadığını vurgulayarak yeni bir anayasa yapma süreci üzerine önerilerini söyledi.

“Yargıtay üyelerinin kim olacağına kim karar verecek? Yargı yetkisinin kullandırtan kim? Halk bu yetkiyi kime kullandırtacak? Yargıçların siyasi tercihleri tespit edilse nasıl bir sonuç ortaya çıkardı?” soruları Ankara''da yapılan Abant Platformu''nda acil cevap aranan sorular kontenjanında rağbet gördü...