
Dar görüşlü dış politika mutlaka bir fatura çıkarır. İsrail ile "stratejik eksen" kurmaya kalkarsanız, bir gün "partner" olarak Ariel Sharon''u bulursunuz. Sharon, herhalde Türkiye''nin en görmek istemediği İsrail Başbakanı idi. Türkiye''nin şimdiki durumu aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık…
Gerçi İsrail''in Ankara Büyükelçisi Uri Bar-Ner''e sorarsanız, "Türkiye ile ilişkileri, İsrail dış politikasının temel sütunlarından biri ve İsrail hükümetinin başında kim olursa olsun, ilişkiler bundan etkilenmez." İsrail Büyükelçisi, Turkish Daily News gazetesine verdiği demeçte, "Sharon ile ilişkilerin daha da ileri gideceğini" öne sürüyor ve bu tezini güçlendirmek için, Tansu Çiller''in İşçi Partili Başbakan İzak Rabin döneminde Başbakanlık düzeyinde ilk ziyareti 1995''te gerçekleştirdiğini, iki ülke arasındaki ilk anlaşmaların o vakit imzalandığını; Mesut Yılmaz''ın 1998''de Benyamin Netanyahu''nun Başbakanlığı esnasında İsrail''e gittiğini; yani İşçi Partisi veya Likud''un iktidarda olmasının Türkiye-İsrail ilişkilerini etkilemeyeceğini" bildiriyor.
Kağıt üzerinde doğru gözüküyor. Süleyman Demirel''in Cumhurbaşkanı olarak yaptığı ziyareti eklememiş. O sırada Şimon Peres Başbakan ve yıl 1996 idi. Yılmaz hariç, Dışişleri Bakanı olarak Hikmet Çetin''in yaptığı ilk ziyaret (1994) dahil, hemen her ziyareti İsrail''de yakından izlemiş biri olarak, Türkiye-İsrail ilişkilerinin kurdelasının 28 Şubat''tan önce kesildiğini biliyorum. 28 Şubat''ın darbeci ekibi, bu ilişkilere, hem de Necmettin Erbakan''ın Başbakanlığı altında bir de "askeri işbirliği boyutu" eklediler. Ancak, bütün bu gerçekler, Sharon''un Başbakanlığı''nın, ister istemez, Türkiye-İsrail ilişkilerini farklı biçimde etkileyeceği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Sebep basit. Türkiye-İsrail ilişkilerinin -yakınlaşma dahil- çerçevesini çizen ve daha önemlisi "meşruiyet zemini"ni sağlayan Barış Süreci''dir. Yahudi devletinin, Kudüs''ü, 1967''de işgal ettiği ve Kutsal Yerler''i de içeren Filistinli-Arap Doğu kesimini de sınırları içine katarak ilhakı ve "İsrail''in ebedi ve bölünmez başkenti" ilan etmesi üzerine; Türkiye diplomatik ilişkilerini en asgari seviyeye indirmişti. İlişkilerin normalleşmesi ancak Körfez Savaşı''nın -daha doğru bir deyimle Soğuk Savaş''ın sona ermesi üzerine- ardından Madrid Barış Konferansı''nda İsrail ile Arapların masaya oturması sayesinde mümkün olabilmişti.
Madrid''den sonra, Türkiye, İsrail ile ilişkilerinin düzeltilmesinin "meşruiyeti"ni buldu. 1993''te Oslo''da İsrail ile FKÖ''nün doğrudan doğruya müzakerelere oturması ve Barış Süreci''nin başlaması ise söz konusu "meşruiyeti" pekiştirdi. Adı geçen Türk yetkililerinin İsrail ziyaretleri, Barış Süreci''nin "vizesi" ile yapıldılar.
Zaten, Türkiye''nin son aylarda görünür biçimde bölgede artan "aktivitesi" de Barış Süreci''yle izah edilebilir. Ya, Barış Süreci''ne güç katmak veya tehlikeye giren Barış Süreci''ni kurtarmak amacıyla kaimdir. Sharon''la birlikte Barış Süreci''nin devamı hayallerini kimse görmesin.
Ehud Barak, Suriye ile barış yapabileceği ve Filistinlilerle "nihai anlaşma"yı imzalayacağı iddiasıyla ve Oslo''yu yoldan çıkaran Netanyahu''ya karşı seçim kazanarak iktidara gelmişti. Sharon, tam tersi. "Oslo''yu tanımadığı"nı ilan etti. Madrid''e bile karşı çıkmıştı. Seçim zaferinin ardından ilk demecinde, "Kudüs''ün İsrail''in ebedi ve bölünmez başkenti olduğunu" ilan etti. Şu sırada Washington''a yönelik diplomatik atağa hazırlanıyor. İsrail diplomatik atağının yönü, "İran ve Irak tehlikesi"ne dikkat çekmek. Bu arada, Ankara, Washington''un canını sıkarak Bağdat''la ısınma turları atıyor. Ambargonun kalkması için lobi yapıyor. Yeni ve Barzani''yi by-pass edecek yeni sınır kapısı açıyor. Bağdat''a büyükelçi gönderdi bile.
Bu fotoğrafta, Barış Süreci''ni rafa kaldıracak bir Sharon ile nasıl yakın ilişkiler kurulabilecek? Bunu, "iktidar boşluğu"ndan muzdarip Ankara''da hangi "diplomasi dehası" gerçekleştirebilecek?
Bu manzaranın, yani Sharon''un Türkiye''nin altından politikasının "meşruiyet zemini"ni çekeceğinin farkında olan Yasir Arafat, şimdiden Ankara''ya kur yapıyor; "Oslo''nun ölmediğini" bildirerek, Ankara''yı İsrail''in üzerinde nüfuzunu kullanmaya davet ediyor.
Arafat, Barak''ın bile veremediğini Sharon''un vermesinin söz konusu olmadığını bilmiyor mu? Tabii ki, biliyor. Barak''ı nasıl elimine ettiyse, şimdi sıra Sharon''da. Sharon''la saf tutan, bölgenin geleceğinden kendisini elimine eder.
Türkiye''nin maziyi hatırlaması gereken günler yaklaşıyor. Cezayir karşısında utanç içine düşmüş; çeyrek yüzyıl sonra Turgut Özal Cezayir''e gidip, 1950''lerdeki Fransa yanlısı politika için özür dilemişti. Sharon''la bugün saf tutan, yarın mutlaka Kudüs''e gidip Filistin halkından özür dilemeye mecbur kalır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.