Türbelerle kapanan tarih (1)

00:0013/02/2001, Salı
G: 11/09/2019, Çarşamba
Dücane Cündioğlu

Geçen hafta Kanal 7''de (İskele-Sancak''ta) merhûm Esad Coşan''ın nâşının Süleymaniye Camii''nin haziresine defin izni verilmemesinden ötürü çıkan kriz münasebetiyle tasavvuf, tarikat, siyaset, hukuk, tarih gibi çok çeşitli konuların ele alındığı bir program yapıldı. Değerli hocamız Prof. Mustafa Kara Bey''in türbelerin kapatılma kararının geçici (konjonktürel) olduğuna dâir bir yorumunu tartışmak ve katkıda bulunmak amacıyla ben de telefon aracılığıyla programa katılıp kendilerinin temas etmiş

Geçen hafta Kanal 7''de (İskele-Sancak''ta) merhûm Esad Coşan''ın nâşının Süleymaniye Camii''nin haziresine defin izni verilmemesinden ötürü çıkan kriz münasebetiyle tasavvuf, tarikat, siyaset, hukuk, tarih gibi çok çeşitli konuların ele alındığı bir program yapıldı. Değerli hocamız Prof. Mustafa Kara Bey''in türbelerin kapatılma kararının geçici (konjonktürel) olduğuna dâir bir yorumunu tartışmak ve katkıda bulunmak amacıyla ben de telefon aracılığıyla programa katılıp kendilerinin temas etmiş oldukları tarihî bir hâdiseyi yazılı metninden kısmen aktarmaya çalıştım. Programdan sonra birçok izleyicinin bu metne nasıl ulaşabileceklerini sormaları üzerine kendilerine, 1947''de söylenen; 1968''de ise ikinci kez yayımlanan bu nutkun ilgili kısmını Yeni Şafak''taki köşemde neşredeceğimi va''dettim.

Şimdi bu va''dimi yerine getiriyorum; nasip olursa bir dahaki yazımda da bu metni yorumlamaya çalışacağım:

- "Bundan 25 sene evvel Büyük Millet Meclisi''nden İcra Vekilleri Heyeti''ne intikal eden bir teklif-i kanunî dolayısıyla türbelerin kapatılması mevzû-i bahis oldu. O zaman Devlet Reisimiz [Mustafa Kemal Atatürk] ictimaa geldi. Onun ictimaa geldiği vakit, mühim bir kanunun, mühim bir meselenin mevzû-i bahis olacağını bilirdik. Meclis''ten gönderilen kanun teklifi okundu: Türbelerin kapatılması mevzû-i bahisti.

O vakit sordum: Bunlar hangi türbelerdir? Ballı Dede mi, azizlerden biri midir? Kendi devrinde insanları teselli etmiş, irşad vazifesini görmüş bir adamın türbesi midir?

Bu suâllere ben cevap verdim. "İsterseniz bunlar kapatılabilir" dedim. Fakat suâllerim bitmemişti, şöyle devam ettim: "Ancak bazı türbelerimiz var, İmparatorluğumuzu kuran Sultan Fatih''in türbesi, İmparatorluğumuzu genişleten Kanunî Sultan Süleyman''ın türbesi, bütün tarihimizin mefâhirini teşkil eden büyük adamlarımızın, vezirlerimizin, sanatkârlarımızın türbesi var, bunlar da kapanacak mıdır?"

Fakat ben yine devam ettim ve şöyle dedim: "Müsaadenizle bir suâlim daha var: İki erkek çocuk babasıyım. Beş mektepte hocalık ettim. Hocalık ile hayatımın sonunu bulacağımı sanıyorum. Memleketin gençlerine o memleketi bir devlet olarak, bir vatan olarak kendisine verenlerin kim olduğunu öğretmek için benim elimde ressamlığım yok. Şehirlerin Belediye bahçelerinde memleket büyüklerinin heykelleri yok. Müzeler, eserleri ile doludur, fakat evleri bir ziyaretgâh haline getirilmemiştir. Büyükleri çocuklarımıza tanıtmak için onların yalnız kemikleri dağılmış birer türbeleri var. Onu da kaparsanız, yeni nesli nasıl yetiştireceğiz?"

Bunun üzerine bir-iki dakika sükût hâsıl oldu. Sonra Devlet Reisi [Mustafa Kemal Atatürk] bana yanında yer gösterdi ve şöyle dedi:

- "Bekle; on, onbeş sene bekle, bütün türbeleri sana vereceğiz?"

(...) Yugoslavya''nın üç büyük şairinden birisi Bükreş''te Büyükelçi olarak vazife gördü. Sekiz ay uğraştım, onu İstanbul''a getirdim. Yabancı şâir Büyükelçi ile gezdiğimiz gibi Tataresko, Titulesko ile de dolaştık, medeniyetimizin bir şaheseri olan Süleymaniye Camiini beraber ziyaret ettik. Sultan Süleyman''ın türbesini de gezmek arzusuna düştüler. Beraber türbeye yürüdük, baktık, kapısı kapalı; on-onbir yaşındaki çocuklar orada oynuyorlar. En kabadayısına yaklaştım; "Oğlum, acaba türbedârı bulabilir misin?" dedim. Cevap verdi: "Onu bulmak çok zordur, isterseniz arayalım" dedi.

Vaziyeti biliyordum, söyleyecek şey bulamadım. Onlar "Galiba tamir var" dediler, fakat iskele yok. Kafamı kurcalıyorum, o kadar kurcalıyorum ki o dakikaya yarayacak birşey söylemek istiyordum, fakat bulamıyordum. Nihayet şunları söyleyebildim: "Bir müddet mazi ile alâkamızı kesmek istedik, onun için türbeleri kapattık" dedim.

Yabancı diplomat yüzüme baktı, "Ciddi mi söylüyorsunuz?" dedi. Cevap verdim, "ciddi" dedim. Şu sözleri söyledi: "Böyle tarihi olmayan milletler, tarih huzurunda esâtir, efsane uydururlar. Sizin ise büyük bir tarihiniz vardır. Bu tarihi yapanların türbesini nasıl kapatıyorsunuz?" diye sordu.

Milliyetperverlik mevzû-i bahis ise, bunun tahakkukunu canla başla istiyorsak, tarihimize büyük hizmet etmiş olanların türbelerini tamir edelim, açalım." (M. Baydar, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Anıları, s. 171-174, İstanbul, 1968; 1947 CHP Kurultayı Tutanakları''ndan naklen)

Şimdi türbeler ziyarete açık ve fakat nedense hâlâ mâzimiz ile alâka kurmayı beceremiyoruz.

Acaba niçin?