
Bir kültür''ün tarihini yazmak, herhalde, o kültür yaşanılır olmaktan çıkıp tarih''e karışmadıkça pek mümkün olmuyor, olamıyor. Cumhuriyet, Osmanlı kültürü üzerinde ve fakat o kültürü reddederek varolmaya çalıştı. Cumhuriyet ile öncesi arasında alttan alta bir güçlü ardışıklık bulunmasına rağmen, görünürde hep bir itişme, bir çatışma varolageldi.
İstanbul''da doğmuş büyümüş bir genç, İstanbul''u farklı yerlerden temaşa etmenin anlamını belki de hiç farketmeden büyüyor; öyle ki ilkokullarda çocuklara İstanbul''un tarihî mekânlarını, camilerini, müzelerini gezdirmeseler, ellerinden tutup onları gezdirmek, ebeveynlerinin kârı değil! Paris''in Eyfel Kulesi''ni ezbere bilenlerin, İstanbul''un Adalet Kulesi''nden haberleri bile yok! Hâsılı, egemen kültürün içine battıkça battık. (Geçen bir konferansta, cocacola içip hamburger yemeyi alışkanlık haline getirenlerin, Kur''an''ı anlamak konusunda, ayran içip pilav yiyenler kadar şanslı olamayacaklarını söylediğimde, dinleyicilerden biri şaka yapıp yapmadığımı sordu. Cevap vermedim. Nedense, kendimi bildim bileli, reçeli bakkalda görenlerin bu varoluşsal sorunu (!) kavrayamayacaklarına inanmışımdır.)
Kültür, toplumsal olanın ürünü... İnsan sözcüğünün ünsiyyet''ten türediğini hatırladığımızda, pekâlâ, insan''ı, "başkalarıyla birarada olmak zorunda olan" diye tanımlamayabiliriz. İnsan, münasebet kuran, muâşerette bulunan, muârefe''nin hem öznesi, hem nesnesi olan bir varlık... Ve bu münasebetin, bu muâşeretin, bu muârefenin bir usûlü var, bir âdâbı var. (Usûlsüzlük vusûlsüzlüktür!)
Kültür, işbu muâşeret âdâbının bir diğer adı... Öyle ki hem hulk, hem ahlâk... hem örf, hem ma''rûf... Kültür''ün bu nedenledir ki tek başına anlamı yok: kültür ya onların, ya bizim... Peki bizim bir kültürümüz var mı; ortada bizim diyebileceğimiz; sahiplenebileceğimiz bir kültürel manzûme kaldı mı, işte orası meşkûk!
Sayın Nevin Meriç''in Osmanlı''da Gündelik Hayatın Değişimi (İstanbul, 2000) adıyla geçenlerde yayımlanan âdâb-ı muâşeret konulu kitabını (tezini), işte bu hislerle okumaya başladım...
Sayın Meriç, eserini yazarken 9 adet âdâb-ı muâşeret kitabını merkeze almakla kalmamış, sahasını ihata etmek için elinden geleni de yapmış...
Okunması ve istifade edilmesi gerektiğine inandığım ve fakat yayımında acele edildiği hissine kapıldığım bu eserle ilgili, ilk bakışta dikkatimi çeken bazı husûsları belirtmek isterim:
- Kontes Dumaglin''in adı, ''Contesse de Magalon''; Avrupa Muâşereti, ''Avrupa Âdâb-ı Muâşereti''; 1328 de 1910 değil, 1912 olabilir mi? Kezâ Ahmed Cevad''ın bu çevirisinin yanısıra, Âile Arasında Ma''lûmât-ı Ahlâkiye ve Medeniye Dersleri, (İstanbul, 1328), adlı 103 sayfalık telifinden istifade edilebilir mi?
- Âdâb-ı Muâşeret Nasıl Hâsıl Olur? adlı risalenin sahibi Mehmed Emin''in Ahlâkî Saadet-i Hâl''e Rehber (İstanbul, 1327) adlı 24 sayfalık risalesinin istifadeye şâyan olup olmadığı tedkîk edilemez mi?
- Müellifi meçhul olup mütercimi M.Ş rumuzuyla belirtilen Avrupa''da Merâsim ve Âdât (1312, 30 s.) ile yine müellifi meçhûl Avrupa Resmi ve Âdâtı, (1321, 26 s.) aranılıp bulunamaz mı?
- Eseri bir türlü görülemeyen Safveti Nezihi''nin, acaba Safveti Ziya olabileceği hiç düşünüldü mü? Bu zâtın adı Abdullah Cevdet''te mezkûr... Üstelik şöyle deniyor: "Safveti Ziya''nın âdâb-ı muâşeret kitabı Abdullah Cevdet''in kitabıyla benzer özellikler de gösterir. Hatta Abdullah Cevdet''ten önce basılması hasebiyle onun için kaynaklık teşkil etmiştir diyebiliriz". Hem Safveti ismi nâdirattan, hem de benzerlikler çarpıcı... (Safveti Ziya''nın kitabı, "Türk Uçakları Merkezi Matbaası" tarafından değil, "Türk Ocakları Merkezî Heyeti Matbaası" tarafından basılmış olmalı.)
- Câhid Sâhir''in Âlem-i Medeniyette Âdâb-i Muâşeret (Ankara, 1341) risalesi 1922 olarak tarihlendirilmiş. Peki o zaman şu ifadenin anlamı ne: "Câhid Sâhir bu kitabı yazmaktaki amacını; Cumhuriyet döneminde kabul edilen devrimlere, özellikle kılık kıyafet devrimine kıyasla değişen kıyafetler ve Avrupa''daki şekilleri hakkında halka bilgi vermek, yardımcı olmak şeklinde belirler..." (s. 229, 250). Kimliği tesbit edilemeyen bu Cevad Sâhir''in, acaba Celâl Sâhir''le bir alâkası olabilir mi? (Çoğu risalenin hatalı tarihlendirildiği unutulmamalı.)
- Cumhuriyet''le birlikte artış gösteren âdâb-ı muâşeret risalelerinin, örtük olarak İskilipli Âtıf Efendi''nin Frenk Mukallidliği ve Şapka (İstanbul, 1340) adlı risalesiyle hesaplaşıyor olduklarını düşünmeye mâni bir durum bulunmadığına göre, bu risale de bir tür âdâb-ı muâşeret metni olarak kabul edilemez mi? (Peki ya "merâsim-i medeniye" ve "ma''lûmât-ı medeniye ve vataniye" risaleleri?)
Bu konuya devam edeceğiz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.