Yazarlar Akıllı deliler

Akıllı deliler

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Lütfen, başlığa bakıp da hemen itiraz etmeyiniz, hiç, bir adam hem akıllı, hem deli olur mu demeyiniz. Olur mu, olur.

İsterseniz önce bir fıkra ile başlayayım. Adı “deli doktoru”na çıkan Mazhar Osman Bey’e bir gün, “Hocam, sizin için deli diyorlar, ne buyurursunuz?” demişler. Hoca şu ilginç cevabı vermiş. “Falanın, filanın bana deli demesi bir anlam ifade etmez ama ben birine deli dersem, yandığı gündür.”

Efendim, öyle deliler vardır ki, bazen akıllı adamların söyleyemeyeceği sözleri söylerler. İşte bu farklı delilerden biri akıl hastanesinde kalıyormuş. Bir gün dışarıdan gelen bir ziyaretçi ile hastanenin bahçesinde sohbete başlamış. Konuşma bir hayli uzayınca –delinin canı sıkılmış olmalı ki– ziyaretçinin yüzüne dik dik bakmış ve şöyle sormuş: “Efendi, biz burada kırk kişiyiz, siz dışarıda kaç kişisiniz?”

Akıllı ziyaretçinin bu sorusuna, akıl fukarasının nasıl bir cevap verdiğini tabii ki biz bilmiyoruz. Bildiğimiz şu ki, akıllılık ve delilik öyle kolay kolay anlatılacak bir konu değil. Aklın “akl-ı mead”, “akl-ı meaş” gibi mertebeleri, dereceleri olduğu gibi deliliğin de türlü-çeşitli izahları var. İleri derecede akıllı olanlara “dâhi” dediğimiz gibi, delilikte aşırı gidenler için de cinnet getirdi, hükmünü veriyoruz. Ama unutmayalım ki, her sözü olduğu gibi bu iki kelimeyi de hakiki anlamda da, mecazi manada da kullanabiliriz.

Sözlük, “cinnet” kelimesini delilik, çılgınlık diye tanımlıyor, cinnet getirmeyi de çıldırmak, aklını kaçırmak diye tarif ediyor. Deliliğin, aklını yitirmenin bir adı da “cünûn”dur. Cinnetin, cünûnun bildiğimiz bu mânâsının dışında ikinci bir anlamı daha vardır ki, o da ilahi aşkın galip gelmesiyle ortaya çıkan manevi ve derûni coşkunluk halidir. Bakınız, Fuzuli ne diyor:

“Hor bakman ger gönül çâk olsa tiz-i aşkdan / Kim cünûn gülzârının bunlar gül-i handânıdır”

Eh, Fuzuli, fuzuli söz söylemeyeceğine göre, dediği doğrudur. Maddi cünûn hali gibi, manevi cünûn vaziyeti de söz konusudur.

Cünûn halini yaşayanlara gelince onlara da “mecnun” diyoruz. Mecnun kelimesini duyunca da “Leyla”yı hatırlıyoruz. Unutmayalım ki, Leyla’da takılıp kalmayanlar, kolayca Mevlâ’ya ulaşabilirler. Kişi, aşk-ı mecaziden yola çıkıp, aşk-ı hakikiyi elde edebilir. Ne mutlu böyle mecnunlara! Şurasını da belirtmek gerekir ki, delilik ile velilik arasında ince bir perde vardır, dolayısıyla birinden öbürüne geçmek mümkündür. Öyleyse, her deliye bildiğimiz anlamda deli gözüyle bakmamak gerekir. Deli dediğimiz, veli çıkabilir. Gökkubbenin altında Allah’ın öyle kulları vardır ki, onların deli mi, veli mi olduklarını yine en iyi Cenab-ı Hak bilir.

Efendim, mecnun kelimesinin çoğulu “mecanin” olup, deliler demektir. Aşırı derecede kitap düşkünlerine de, bizde “mecanin-i kütüp” deniliyor ki kitap delileri anlamına geliyor. Korkmayın, kitap delilerinden kimseye zarar gelmez. Aksine onlar servetlerini kitaplara yatırmak suretiyle akıllıca hareket etmiş oluyorlar. Durum böyle olunca siz de kitap delilerine, “akıllı deliler” diyebilirsiniz.

Akıllı düşünürken deli dereyi geçer, derler. Bazen de deli, yukarıda da belirtildiği gibi öyle bir laf eder ki, akıllı kırk yıl düşünse aklına gelmez. İşte can alıcı bir örnek:

Bayezid-i Bestami hazretleri, müritleriyle birlikte bir tımarhanenin önünden geçiyormuş. Müridlerini irşad etmek maksadıyla, o sırada deliler için ilaç hazırlayan baş tabibe seslenmiş: Günah hastalığına yakalananlar için de bir ilacınız var mı? Baştabibin büyük bir şaşkınlıkla düşündüğünü gören ayağı zincirli delilerden biri şu ilginç cevabı vermiş:

- Erenler, biraz durunuz, o derdin ilacı şöyledir. Tövbe kökünü istiğfar yaprağıyla karıştırıp, gönül havanına koymalı, Tevhid tokmağı ile iyice döğmeli, sonra insaf eleğinden eleyip gözyaşıyla hamur etmeli, daha sonra aşk ateşinde pişirip muhabbet balından katarak, kanaat kaşığıyla gece gündüz yemelidir!

Beyim siz şimdi bu adama “deli” diyebilir misiniz? Yahut şöyle sorayım: Hangi akıllı böyle veciz bir söz söyleyebilir?

“Ehl-i irfânım deyû hiç kimseyi ta’n etme sen

Defter-i divâne sığmaz söz gelir divaneden”

Anlatmaya çalıştığım bu girift konuya tam bir izah getiremediğimin farkında olduğum için kendime daha sağlam bir kaynak aradım ve buldum. İsmail Hakkı Bursevi hazretleri “Kitabü’l-Hitab” isimli eserinde –bakınız– bu mevzuyu nasıl yorumluyor:

“Hak davetlisi veya âhiret yolcusu eğer şüpheden ve aklının tasarrufundan kendini kurtarabilirse menzile varır, selamet deryasının kenarına ulaşır. Enbiya, evliya ve akl-ı evvel sahipleri durmaktan korkarlar.

Meczup, sür’atli koşan kimseye benzer. İnsanların tedricen, belirli zamanlarda, tafsilatıyla geçip gittikleri mu’tad merhaleleri, meczuplar acele ile geçtiklerinden ve bu acele yürüyüş tam olarak ilerlemelerine yetmediğinden onlara ‘meczup yolcu’ denilir. Bir takım şuursuzlar da vardır ki, onlara da ‘meczup’ denilir. Zira onlar sekir galip geldiği için hale mağlup olmuşlardır.

El-hasıl bu gibi meczuplar tecellinin azameti ile akıllarını kaybetmişler, böylece ruhunu kaybeden ceset hükmüne girmişlerdir. Diğer mahlukat gibi yerler, içerler. Hiçbir şey onlardan gizli değildir, ama Allah akıllarını aldığı için irşad edemezler. Mecnun da, meczup da şeriatın emirlerini uygulamaktan muaftır. Yalnız meczup şuhud ehli olduğundan (Hakk’ın tecellilerini her oluşta temaşa ettiğinden) nimete naildir. Mecnunun ise, aklı tamamen gitmiştir. Meczup, zâtî meziyet ehlidir, mecnunda ise bu şeref yoktur. Yalnız bunlara da hastalık dolayısıyla olmadığı için ‘akıllı mecnunlar (deliler)’ denilir. Bunları görmek, insanın kalbinde bir azamet ve tesir uyandırır. Zira his âleminden ve aklın tedbirlerinden boşalmışlardır.”

Şimdi anlaşıldı mı, akıllı delilerin kim oldukları?..

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.