
Çoğunluğun popülizm yanılgısına ve hakikatle özdeşleştirme yanlışlığına düşmeden hareket etmek zorundayız. Çoğunluğu reddetmeyen ve çoğunluğu da her şeyin yerine koymayan bir siyasal düşünce ve pratik ancak demokrat olabilir. Muhafazakârların hakikati mutlaktır, ne kalabalıklardan gelir ne de beşeriyetten.
Çoğunluğun dediği her zaman doğru mudur? Çoğunluğun siyasal karşılığı ne anlama gelir? Çoğunluğun demokrasi ile ilişkisi nedir? Çoğunluk kendi başına hakikati temsil eder mi? Bu sorular her zaman önemini korumaya devam ediyor. Son seçimlerde de gündeme geldi. Ak Parti"nin elde ettiği çoğunluk karşısında sürdürülen meşruiyet tartışması başka veçhelerle de devam etti. Elitizmin peşinde gidenler "bunlar daha dün şehre indiler, kitap okumaz cahiller, onların oylarıyla bizimkiler nasıl eşit olur" diyerek alışkanlıkların konformizminde mutlu yaşamaya ısrar ediyorlar! Bu çerçevede muhafazakâr kitleyi cahil, köylü, gayri-modern ve akıldışı suçlamalarıyla "çoğunluklarını" hiçleştirme yoluna gittiler. Çünkü demokrasi "oyunu", kitlelerin siyasal katılımdaki rollerini öne çıkarıyor. Siyasal meşruiyetin en temel ayaklarından birisi olarak kitlelerin çokluğunu karşımıza yerleştiriyor. Sandığın anlamı budur.
Demokrasiyi elitizmle yorumlayanlar kadar popülizmle yorumlayanlar da büyük bir yanılgıya düşüyorlar. Onlar da siyasal davranışın çoğunluğunu hakikatle bütünleştirme yanılgısı içine giriyorlar. Çünkü çoğunluk bizlere hayatımızla ilgili doğru ilkeler konusunda değer vaaz etmez. Bu açıdan Kur"an-ı Kerim"de geçen çoğunluk kritiği oldukça anlamlıdır. Çoğunluk inansızlık, şükürsüzlük, aklı kullanmama, yoldan çıkma, nankörlük, bilgisizlik, yalanlayan ile eş anlamda kullanılır. Buradaki çoğunluk kullanımları, hakikat ile kurduğumuz ilişki bağlamında önem taşırlar. Siyasal ve siyasal katılım anlamında ele almak oldukça sorunludur. "Yeryüzünde olanların çoğuna uyacak olursan seni (haktan ve doğru yoldan) saptırırlar" (6/En"am, 116). Peygamberimiz için kullanılan bu ifade içinde de çoğunluk bir sapma faktörü olarak tanımlanmaktadır. Çünkü çoğunluk insan üzerinde belli bir baskı oluşturur. Çeşitli imajlar, tazyikler ve etkilerle bizleri belli biçimde davranmaya zorlar. Bu bağlamda çoğunluk insanı nankör, yalan uydurucu, sapıcı ve inansızlığa yöneltici olarak var olur.
Çoğunluk, Müslümanlar için hakikatlerini bulacakları, evrensel değerlerini üretecekleri ve temel hayat ilkelerini meşrulaştıracakları bir referans değildir. Çünkü ana referansları hakikati temsil eden Kur"an ve sünnettir. Çoğunluğun bu hakikatlerle çelişen, uzlaşmayan ve çatışan boyutlarından uzak durmakla sorumluyuz. Örneğin Türkiye"de çoğunluk partner yaşamı olumlu görse de İslam hiçbir zaman buna "doğru" olarak bakmaz. Çünkü evlilik esastır, nikah gereklidir. Sonuçta çoğunluk kendi başına bir hakikat değildir. Aslında Batı toplumlarında demokrasi ile yönetilenler de demokrasiyi salt çoğunluk rejimi olarak görmezler. Temel insan hakları en geçerli meşruiyet referansıdır. Evrensel değerler yine bu bağlamda değerlendirilir. İnsan haklarına aykırı olan ve onunla çatışan hiçbir çoğunluk yönelimi demokratik anlayış olarak benimsenmez. Demokrasi çok genel anlamda "normatif" ve "çoğunluk" boyutlarıyla var olur. Yani değerler ile katılım sayesinde gerçekleşir. (İslam"da siyasal norm tarih içinde "şeriat" olmuş, "yürütme" ise halifeler, hükümdarlar tarafından temsil edilmiştir. Bir sonraki yazımda şeriat, hakimiyet-i milliye ve demokrasi adıyla bu konuya değineceğim).
Son seçimlerde AK Parti"nin çoğunluğun oyunu alarak yerel yönetimlerde yeniden ezici bir güç olarak ortaya çıkmasıyla beraber hem popülist hem de elitist yanılgılarla karşılaştık. Oysa demokrasi ne popülizmdir ne de elitizmdir. Ancak elitist eleştirinin ve popülizme karşı çıkışın AK Parti iktidarını ve muhafazakar siyasetin meşruiyetini sorgulayıcı bir yön taşıdığına da şahit oluyoruz. Çünkü demokrasinin çoğunlukçu boyutu en fazla muhafazakarların önünü açmakta, dinin özgürleşmesi için işlevselleşmekte ve halkın daha fazla siyasete dahil olmasına imkan vermektedir. Bundan dolayı çoğunluk oyunu alan sağ her zaman popülist olurken, demokrasinin "ilkelerini" devlet ve bürokrasi üzerinden belirleme gücünü elinde tutan sol siyaset ise elitist bir siyasal davranış içinde olmuştur. Buna bağlı kalarak çoğunluğu küçümseyen tavırları her zaman sürdürmüşlerdir. Örneğin Demirel gibi statükocu bir sağ aktöre bile "Çoban Sülo" diyerek bu tepkiyi ortaya koymuşlardır.
Oy çoğunluğuyla demokrasi oyununda güç elde eden muhafazakârlar, bürokratik oligarşiyi ve devlet aygıtını siyasetten ayırarak özerk bir tarzla onu çalıştıranlara karşı büyük bir başarı elde etmişlerdir. Demokrasinin çoğunluk koridorlarından yürüyerek devlete dahil olmuşlar, devlet içinde temsil imkanı bulmuşlar ve muhalefette güçlü bir dalga üretebilmişler. Bundan dolayı Türkiye"de demokrasi her zaman daha fazla din manasına gelmektedir. Dinin aktörleriyle, söylemleriyle ve gelenekleriyle siyasal alana dahil olması ve orada temsile kavuşmasıdır.
AK Parti döneminde yaşanan demokrasi tecrübesinde de bunu görüyoruz. Bu çerçevede oy çoğunluğu dindarların taleplerini, temsillerini ve kabullerini güçlendirmektedir. Çünkü toplumda çoğunlukta yer alanlar onlardır. Çünkü toplumdaki çoğunluklarına rağmen vesayetçi sitemle siyasal katılmaları en çok engellenenler onlardır. Siyasal alan, bu sosyolojik çoğunluğu çeşitli dalga kıranlarla engellemeye çalışmıştır hep. En son dalga kıran biçimi de darbe olmuştur. Entelektüel lojistiğini de çoğunlukları aşağılayan, küçümseyen ve damgalayan bir aydın despotizminden almaktadır.
Siyasal işlev açısından düşündüğümüzde çoğunluğun meşruiyetini tartışmanın hiçbir manası yoktur. Çünkü bu meşruiyet tartışması, muhafazakârların siyasal meşruiyet varlığını tartışmayla eş anlama gelir. Ak Parti"nin iktidar meşruiyetini, sandık meşruiyetini tartışmaya sokmaktır. Seçim dışı yöntemlerin varlığına (darbe girişimleri vs.) göz kırpmak ile aynı kulvara düşmek demektir. Nitekim Ak Parti iktidarının sandıkla ve seçimle var oluşunu eleştirerek sokakta ve cuntalarda yol arayanlar darbeci geleneği kutsallaştırırlar. İdealitede çoğunluk, hakikat değildir. Onu hakikat olarak yorumlamak büyük bir yanılgıdır. Ancak siyasal realitede çoğunluk, önemli bir meşruiyet zeminidir.
Demokrasinin en temel ayaklarından biri çoğunluk rejimi olması gelir. Bundan dolayı çoğunluğun popülizm yanılgısına ve hakikatle özdeşleştirme yanlışlığına düşmeden hareket etmek zorundayız. Çoğunluğu reddetmeyen ve çoğunluğu da her şeyin yerine koymayan bir siyasal düşünce ve pratik ancak demokrat olabilir. Muhafazakârların hakikati mutlaktır, ne kalabalıklardan gelir ne de beşeriyetten.
Ancak muhafazakârların bugün en önemli siyasal meşruiyetlerini oluşturan kudretin başında da çoğunluğun yer aldığı inkar edilemez. Demokrasinin muhafazakârlığı içine alması, ona yol vermesi ve onunla iktidar kurmasının en önemli yollarından birisi buradan geçiyor. Çoğunluğa sahip olmayan muhafazakâr siyaset, ne demokratik açılımlara önderlik yapabilir ne de kalkınma hamlelerini ortaya koyabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.