Biz böyleyiz…

04:0015/07/2024, Pazartesi
G: 15/07/2024, Pazartesi
Ersin Çelik

Euro 2024 Avrupa Şampiyonası’nda mücadele veren Milli Takımımızın hem son eleme hem de çeyrek final mücadelesini Almanya’da izleme şansım oldu. Gurbetçilerimiz “Almanya deplasman değil, burada ev sahibisiniz” sözünü hakkıyla yerine getirmiş, maçlarımızın oynandığı şehirlerin Türkiye’deki bir şehirden farkı kalmamıştı . Yer gök kırmızı-beyaz, şanlı bayrağımız her sokakta dalgalanırken, birlik ve motivasyon içindeki vatandaşlarımızın coşkusu muhteşem görüntüler oluşturuyordu. Türkiye’de de aynı durum

Euro 2024 Avrupa Şampiyonası’nda mücadele veren Milli Takımımızın hem son eleme hem de çeyrek final mücadelesini Almanya’da izleme şansım oldu. Gurbetçilerimiz “Almanya deplasman değil, burada ev sahibisiniz” sözünü hakkıyla yerine getirmiş, maçlarımızın oynandığı şehirlerin
Türkiye’deki bir şehirden farkı kalmamıştı
. Yer gök kırmızı-beyaz, şanlı bayrağımız her sokakta dalgalanırken, birlik ve motivasyon içindeki vatandaşlarımızın coşkusu muhteşem görüntüler oluşturuyordu.
Türkiye’de de aynı durum fazlasıyla yaşanıyordu elbette. Meydanlara kurulan dev ekranlardan maçı izleyen binlerce kişinin gol sevinci, yollara dökülenlerin maç sonrası kutlamaları ve sosyal medya yansımaları herkesin malumu. Günler boyunca gündemimiz de sadece kırmızı beyazdı. Neredeyse akışımıza düşen her video ile gözlerimiz yaşardı, milli takım futbolcularımızın hikâyeleri, mücadeleleri, başarıları, saha içi ve dışı görüntüleri mest etti hepimizi. Bunun bir oyun olduğunu, belki bir maç sonra biteceğini bildiğimiz halde bizi uzun zaman sonra böylesine
kenetlendirip heyecan veren, aynı duygu etrafında bir kılan
halimizi doğrusu çok özlemiştik.
Çok yoğun gündemlerin peş peşe yaşandığı ülkeyiz. Toplum olarak ne kadar yatkın ve alışkın olsa da seçimler, siyasi gelişmeler, krizler, ülkemiz etrafındaki ateş çemberinden yansımalar
yıpratıyor bizi
. Öyle günler geliyor ki bir anda ayrışıyor, deyim yerindeyse karpuz gibi ikiye bölünüyoruz. Biriktirdiğimiz öfke ve tepkilerin insanları oluyoruz. Birileri de özel çalışıyor,
sosyal mühendislik yaparak
sosyal medyayı kaos üretim laboratuvarına dönüştürüyor. Kalabalıkları öfkeden düşünemez, anlık tepkiler veren, patlama noktasına gelmiş şekilde dolduruşa getirmek
birçok odağın hedefi
. Bu tehlikeyi sürekli görüyoruz, üzerine düşünüyor, yazıyor, çiziyoruz. Devlet de gereken önlemleri alıyor elbette. Ancak bu tehlikenin sürekli tetikte oluşu ayrıca yıpratıyor hepimizi.
İşte geride bıraktığımız Avusturya ve Hollanda maçlarını izlemek için Almanya’da geçirdiğim birkaç gün boyunca “en son ne zaman bu kadar bir, bu kadar coşkulu, bu kadar adanmış, bu kadar heyecanlıydı bu millet” diye düşünmeden edemedim. Aklıma gelen
tek tarih 15 Temmuz
akşamı ve gecesiydi.
15 Temmuz bu milletin destanıydı. “Vatan sağ olsun” cümlesinin hakkını vermek için elinde bayraktan başka bir silahı olmadan göğsünü kurşunlara, tanklara siper eden vatan evlatlarının adanmışlığıydı. Kitaplardan, şiirlerden okuduğumuz Çanakkale Destanı’nı yazdıran ruhun, tam 100 yıl sonra
sokaklarımızda, meydanlarımızda, kadınımızda, çoluk çocuğumuzda, fidan gibi gençlerimizde
, ruhu dinç yaşlısıyla nasıl vücut bulduğunu gördüğümüz gündü.
O ruhu kaybetmemek için çok çabaladık. Bütün dünyaya, milletin direnişiyle kazanılmış bir zafer,
halkın çıplak elle durduğu
bir silahlı darbe girişimi destanı hediye ettik. Daha sonra birçok ülkede darbe girişimleri sonrası liderler halklarını sokaklara çağırarak aynı sonucu elde etmeyi amaçladı. Dünyaya bunu öğreten Türkiye’ydi. Bizdik.
Darbe girişimi bastırıldıktan sonra aylar boyunca evlerine girmedi bu halk. Seçtiği lidere, demokrasisine, oy tercihine, dışardan müdahale edilmesine geçit vermediği gibi emin oluncaya kadar nöbet yerini terk etmedi. O günlerde hiçbir siyasi görüş önemli değildi. Kırmızı beyazdan, şanlı bayraktan başka bir şey görmüyordu gözlerimiz.
Önce mücadele, sonra zafer ve görülmemiş coşku…
Yıllar sonra milli maçlar sayesinde benzer duyguları yaşayınca çok daha iyi anladım ki, bizi birleştiren ruh Türkiye’nin fiziki sınırları dışında dolaşıyordu. Bizi bir arada tutan, bizi biz yapan, bizden olmadıklarını sandıklarımızı da bize katan, ırkları ve milletleri aşıp bütünleştiren ise hilalin manevi gölgesiydi. Biz
kırmızı beyazlara boyanınca
bütün ayrışmalar bittiği gibi yeni kucaklaşmalar da yaşanıyordu.
En güzeli, en özeli de neydi biliyor musunuz? Söz konusu Türkiye ise bir gole sevinirken kimse aynı anda yerinden fırladığı kişinin siyasi görüşüne, kendisinden farklı düşüncelerine takılmıyor.
Birlikte üzülüyor, birlikte seviniyor
. Aynı bayrak altında aynı şarkıyla gözleri doluyor: “Baş koymuşum Türkiye’min yoluna / Düzlüğüne yokuşuna ölürüm / Asırlardır kıratımı suladım / Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m.”
Maçları izlerken 15 Temmuz gecesi canlandı hep zihnimde. Tankları, helikopterleri, bomba yağdıran jetleri, namludan çıkan mermileri durduran, kanını, canını, cananını ortaya koyan, çok değil 10 saatte sadece darbecileri durduran değil,
emperyalist işgalcilerin 100 yıllık büyük arzularına
da son veren millet olarak buradaydık. Bir gol için bastırıyorduk. Biz böyleyiz işte! Coşmaya hazır, direnmeye pervane… Hep kazanamasak da sahadaki yenilgiyle daha bir birleşip bütünleşebiliyoruz mesela.
Sekizinci yılı geride bırakıyoruz. Unutmamamız gereken sadece şehitlerimizin isimleri değil. Şu da var:
15 Temmuz şehitlerimize bir vatan borcumuz var
. Gazilerimize ise o ruhu her daim ortaya koyma sözümüz…
#15 Temmuz
#darbe girişimi
#Milletin Zaferi
#Türkiye