Türkiye’nin son hafızası: Bilinmeyen Recai Kutan…

04:0010/10/2024, Perşembe
G: 10/10/2024, Perşembe
Ersin Çelik

Lise yıllarındayken elime geçen bir hatıratın sayfalarında kaybolmuştum adeta. Türkiye’nin karanlık 12 Eylül günlerinden iki binli yıllara açılan bir pencereydi bu kitap. Adı da öyleydi zaten: ‘Kirazlıdere Tutukevi Penceresinden 12 Eylül.’ Hem yazarı Recai Kutan’ın şahsına hem de anlatım diline hayran kalmıştım . Oysa biliyordum Kutan’ı. Siyasetçiydi. Eski bakandı. Erbakan Hocamızın hemen yanı başındaydı. Bir süre sonra da “birin biri” olma sorumluğunu üstlenmişti . Ancak beni etkileyen, anlattıklarını

Lise yıllarındayken elime geçen bir hatıratın sayfalarında kaybolmuştum adeta. Türkiye’nin
karanlık 12 Eylül günlerinden iki binli yıllara açılan bir pencereydi
bu kitap. Adı da öyleydi zaten: ‘Kirazlıdere Tutukevi Penceresinden 12 Eylül.’
Hem yazarı
Recai Kutan’ın şahsına hem de anlatım diline hayran kalmıştım
. Oysa biliyordum Kutan’ı. Siyasetçiydi. Eski bakandı. Erbakan Hocamızın hemen yanı başındaydı. Bir süre sonra da
“birin biri” olma sorumluğunu üstlenmişti
. Ancak beni etkileyen, anlattıklarını aktarma biçimiydi. Kitap okuruyla konuşuyordu. Sanki ‘Selamet Koğuşu’nda bir ranzanın kenarına ilişmiş Lütfi Doğan Hoca’nın dersini dinliyordum. Recai Bey, 12 Eylül sürecini anlatırken tüm detaycılığını sergiliyor, olayları analiz ederken, eleştirilerini ortaya koyarken de vefasını gösteriyordu. Politikanın tam ortasında, darbecilerin gözetimi altında olsa bile değer verdiğimiz öncü isimlerin samimi, mütevazı ve imanlı hallerini sunuyordu. Yazdıkları aslında
şerleri hayra dönüştürme öğretisiydi.

Recai Ağabeye beslediğim muhabbet ve hayranlığın kaynağı bu kitaptı işte. Tam üç kez okumuştum. Sonuncusunu bitirince de karşısına geçip saatler süren bir mülakat yapmıştık. Siyasette 40 yılı geride bıraktığı 2012’de,
dönemin Üsküdar Belediyesi
’nin ev sahipliğinde
Recai Kutan’a bir vefa gecesi tertiplemiş
ve programda gösterilen belgeseli yapan ekipte yer almıştım.

Kutan, önceki gün, 94 yaşında Hakk’a uğurlandı. Kamuoyu onu aktif politikacı, Saadet Partisi Genel Başkanı ve
Necmettin Erbakan’ın yakın arkadaşı
olarak tanıdı bildi. Öyleydi evet lakin Recai Kutan, Türkiye’nin son hafızalarındandı. Önemli kısmını bizzat kendisinden dinlediğim hayat hikâyesi ve çok yakınındaki isimlerin aktarımları farklı bir Recai Kutan portresine şahit ediyor bizleri.

Bu yazıyı da bir vefa cihetinde kaleme alıyorum ve müsaadenizle notlarımdan aktarıyorum…


HAYATINDA DÖRT EŞİK VAR

Malatya’nın Darende ilçesinde 1930 yılında doğan Recai
Kutan’ın hayatında dört eşik var
. Birincisi, ilkokulda müdür ve
başöğretmen olan babası
Kotanizadelerden İsmail Kutan’dır. İkincisi,
çocukluk arkadaşı olan Özal kardeşler.
Çünkü Korkut, Turgut ve Yusuf Özal ile aynı sokakta aynı bahçede oynayarak büyümüşler. Recai Bey’in üçüncü eşiğinde lisede edebiyat öğretmeni olan
Bayrak Şairi Arif Nihat Asya
vardır. Kendisinden çokça etkilendiğini her fırsatta dile getirmiştir. Dördüncü eşikte ise iki büyük âlim var: Edebiyatçı olmayı çok isterken babasının kat’î yönlendirmesiyle mühendisliği seçer ve üniversite okumak için İstanbul’a geldikten sonra dönemin âlimlerinden
Abdülaziz Bekkine’nin Zeyrek Dergâhındaki derslerine
katılır. Bu ders halkası daha sonra memleketin bu günlerini inşa eden kadroların öncüsü olur. Bir süre sonra ise
Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Mehmet Zahit Kotku'ya intisap eder.
Hayatının en kritik kararlarını; siyasete girmek, milletvekili adaylığı teklifi dâhil hocalarına danışarak alır. Kutan aynı zamanda, öğrencilik yıllarının
büyük dava adamı Nurettin Topçu'nun dizinin dibinde
yetişen dava eri gençlerden biridir. O yıllarda arkadaşlarıyla
‘Mücadele’ adında bir dergi çıkarır ve iskelelerde satarlar.

MUSİKİŞİNASLIĞI PEK BİLİNMİYOR

Mühendislik okurken edebiyattan vazgeçmediği gibi güreşe de merak sarar, minderdeki antrenmanları aksatmaz ve bu arada o zamanlar
Türk müziği yasak olmasına rağmen musiki eğitimleri alır.
Recai Bey’e yakın isimler, onun, Türk Tasavvuf Musikisi repertuarını çok iyi bilirler.
Enstrüman olarak ise kanun çalar.

İTÜ MESCİDİNDE BAŞLAYAN YOLDAŞLIK

Necmettin Erbakan ile mezara dek süren yoldaşlıkları
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin mescidinde başlar.
Yeni kaydolduğu günlerde “
Bu okulda namaz nerede kılınıyor
” diye sorunca kendisine mescit olarak arkalarda bir odayı gösterirler. Yani
siyasetteki lideriyle ilk defa Allah’ın huzurunda tanışırlar.

KİM BU NAMAZ KILAN KIRAVATLI?

Kutan, üniversiteden mezun olduktan sonra memleketine hizmet etmek için Malatya’ya döner ve
22 yaşındayken başmühendis olarak DSİ’de göreve başlar
. Malatya’nın merkezi sulama projesini gerçekleştirir. Başbakan Adnan Menderes’tir, idealist Kutan’ın önü açıktır. Henüz
27’sindeyken de Diyarbakır DSİ’de Türkiye’nin en genç Bölge Müdürü olarak göreve başlar
. Ulu Cami’nin avlusunda
boynunda kravat, paçaları ve kolları sıvalı halde abdest alması dikkat çeker
. Cemaat, görmeye hiç alışık olmadıkları bu resmî giyimli genci merak eder. Belli ki devlet ricalidir. Recai Bey ‘alçak kürsü’ dediği iskemleye davet edilir, “Sen kimsin, necisin” diye sorduklarında, “Bölge Müdürü'yüm. DSİ'ye yeni atandım” der. O diyaloğu şöyle anlatır: “
Bu sefer çok hayret ettiler. ‘Demek, namaz kılarken de bölge müdürü olunabiliyormuş’ dediler.”

GAP’IN GİZLİ MİMARİ

GAP’ın gerçek mimarı aslında Kutan ve arkadaşlarıdır. Yıllar sonra Milli Görüş’ün bir başka neferi olacak bir diğer mühendis
Fehim Adak
ile kafa kafaya verip
kendi bölgelerinde olmamasına rağmen Dicle ile Fırat havzasındaki bütün illeri ele alıp, baraj yapılacak yerleri planlarlar
. Genç Kutan çok gayretlidir, dertlidir. Memlekete faydalı olmak için mühendisliğin dışında o yıllarda İngilizce öğretmeni olmayan Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesinde ve
Diyarbakır İmam Hatip Okulunda dersler verir.
Devletin, kendisini geliştirmesi için yurt dışına göndermesinin karşılığını,
memleketin çocuklarına gönüllü İngilizce öğreterek vermek istemiştir.

CHP’NİN ARADIĞI ADAM

İsmet İnönü ile de görüşmeleri olmuştur ve hatta Paşa’dan CHP’de siyaset yapma teklifi alır. 1960 ihtilali sonrası, demokrasi yeniden tesis edilince CHP isim arayışlarına girer. Karşı tarafta Süleyman Demirel gibi mühendis olunca, kurmayları İnönü’ye “Bize de tekniği bilen adamlar lazım.
Malatya'da hemşehriniz Recai Kutan var
” derler. Görüşmeye çağrılır. Tahmin edeceğiniz üzere
Recai Kutan bu teklifi kabul etmez.

ÜNLÜ İŞADAMI: “BENDEN SONRA BABANIZ”

Siyasete, üniversitenin mescidinde tanıştığı Erbakan’ın 1969’da Konya’dan bağımsız adaylığını destekleyerek adım atar, sonrasında bakanlıklar yapar, genel başkan olur. Ancak
Recai Bey sivil yönü her zaman güçlü tutar.
Sivil toplumla bağını kesmez. Çünkü aynı zamanda
Hakyol Vakfı’nın kurucusudur
. Kutan’ın iş dünyasında, bugünün devasa şirketlerinin ilk kuşak sahipleriyle de derin hukuku vardır. Mesela Doğuş Holding’in kurucusu
Ayhan Şahenk ile Diyarbakır’da tanışırlar ve zamanla sıkı dost olurlar.
Öyle ki aralarındaki özel hukuk Kutan’a bir sorumluluk yükler. Ayhan Şahenk vefat etmeden önce evlatlarını çağırıp “
Benden sonra babanız Recai Bey'dir. Aranızda bir ihtilaf olursa kardeşler arasında ona gideceksiniz
” vasiyetinde bulunur.

70 CENT’E MUHTAÇKEN 10 BİN KONUT…

Recai Kutan, siyasette de gayret ve fedakarlıklarla bilindi hep. Kasım 1976’da Van’ın Çaldıran ilçesinde yaşanan 7,5 büyüklüğündeki depremden hemen sonra, Necmettin Erbakan’ın önerisi ile
İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin İmar ve İskân Bakanı
olur. İlk tecrübesidir. Depremde 9 binden fazla bina ya enkaza dönmüş ya da ağır hasarlıdır. Kutan, Van’a gider ve Süleyman Demirel’in ifadesiyle ülkenin “
70 cente muhtaç olduğu” günlerde 10 binden fazla konutun inşa çalışmalarına başlar
. O evler bir yıl içinde yapılır ve
tek kuruş para almadan vatandaşlara teslim edilir
. Kutan, zemini her zaman kaygan olan siyasetin “hukuk geliştirme” ve var olan hukuku “koruma” insanıdır aynı zamanda. MSP ile kurulan koalisyon hükümetlerinin tüm görüşmeleri evinde yapılır. Süleyman Demirel siyaseten hasmı olsa da 28 Şubat buhranında Demirel ve diğer erklerle temasların tek aracısı olur.

İKİ CİLTLİK HATIRATI BASILMAYI BEKLİYOR

Recai Kutan’ın 94 yıllık ömründe Türkiye’nin her aşaması, her badiresi ve kritik dönemeci var. Anlatmakla, yazmakla bitmez. Siyasi yaşamına çok fazla girmeden notlarımdan aktardım. Ancak şunu net olarak biliyorum ki Recai Bey anılarını bir miras olarak bıraktı. İki ciltlik ve henüz basılmamış bir hatıratı var. Sanırım vefatından sonra neşredilmesini tavsiye etmişti.
Yakın zamanda yayınlanmasını temenni ediyorum.

Yazıyı bitirirken vefatı sonrasında, hakkında dile getirilen iki ifadeye dikkat çekeceğim.

Mehmet Görmez Hocamızın, tabutu başındaki konuşmasında yaptığı Recai Kutan tarifi şöyleydi: “Derviş olmak kolay ama iki alanda derviş olmak zordur. Ticarette ve siyasette… Recai Kutan ağabeyimiz bize siyasette bir derviş olunabileceğini gösterdi.” Böyle bir taltif ancak Recai Kutan gibi bir ilm-i siyaset ve dava adamına yapılabilirdi.


ERDOĞAN’IN DANIŞTIĞI AĞABEYİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Recai Bey’le hukuku ise çok derindi. Siyaseten yolları zamanla ayrılsa da bağları hiç kopmamıştı. Kendisiyle 12 yıl önce ESAM’da yaptığımız görüşmede “
Tayyip Bey zaman zaman arar ve bazı konuları istişare ederiz. Bir yere atama yapacaksa danışır, bazı kişilere referans olup olmadığımı sorardı
” demişti. Bu bağın ne kadar sağlam olduğunu ise Erdoğan iki sözüyle ortaya koydu. Vefatı sonrasında yayınladığı taziye mesajında, “
Millî Görüş camiamıza başsağlığı diliyorum
” ifadelerini kullanarak Milli Görüş’ün partiler, şahıslar üstü bir düşünce olduğunu gösterdi Cumhurbaşkanı ve Kutan’a son görevin bir nevi ev sahipliğini üstlendi. Erdoğan, cenazeye geldiğinde kendisini karşılayan Recai Kutan’ın oğlu Murat Kutan’a taziyelerini “
Başımız sağ olsun
” ifadeleriyle dile getirdi. Erdoğan bu samimi yaklaşımı ile içinden çıktığı
Milli Görüş hareketin mensuplarına durduğu yeri bir kez daha işaret etti
aslında.

Ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum, Allah cennetinde buluştursun. Recai Bey, siyasetten iş dünyasına sivil toplumdan yatırımlara kadar her alanda her daim hayırla yâd edilecek. Mekânı cennet olsun.

#Recai Kutan
#biyografi
#milli görüş
#Ersin Çelik