
İlk kez Sebahattin hocanın oğlu Ersin’in üstünde gördüm, siyah beyaz çubuklu formayı.
Çok güzeldi…
Şekerbegoviç’in, Arnavutoviç’in, Hüsamettin’in, Samet’in, Fikret’in, Necdet’in yılları.
Beşiktaş’ı tut, Beşiktaş bunların hepsinden iyidir, sen Beşiktaş’ı tut, dedi, Ersin.
Tuttum…
Dayım kanser hastası.
Fidan gibi delikanlı, nasıl yakışıklı anlatamam.
Bizim evlerin köşelerinde bir Ali Rıza fotoğrafı durur.
Çapa’nın soğuk odalarında, ölüme çeyrek kala çekilmiş o siyah beyaz fotoğraflarda bile ışıltısından bir şey kaybetmeyen dayım hala bakar bir kenardan bize.
Galatasaraylı…
Ama nasıl Galatasaraylı, öyle böyle değil.
Köyde bir de Musa abi var.
Ne olmuş, nasıl olmuş, ne zaman olmuş bilmiyorum, bir ayağı yok.
Koltuk değnekleriyle gelip geçiyor dedemin kapısının önünden.
Dayımla Musa abi bazen birlikte maç dinliyorlar radyodan.
İkisi de hasta, ikisi de hasta Galatasaraylı.
Takım galip geliyor, bizimkiler canlanıyor, takım mağlup oluyor, bizimkiler yorgan döşek.
Öyle Galatasaraylılar…
Dayım sürekli tembihliyor…
“Galatasaray’ı tutacaksınız, bizim takımımız Galatasaray, anlaşıldı mı?” diyor.
Anlaşıldı da…
Ben Beşiktaş’ı tutuyorum, Ersin’le de konuştuk, siyah beyaz formayı seviyorum, hem de çubuklu.
Neyi, niçin tuttuğumu da bilmiyorum, belki de Ersin’in siyah beyaz formasını tutuyorum.
Ama olmuyor…
Okulun bahçesine gidene kadar Galatasaraylıyım, Ersin’in üstündeki formayı görünce Beşiktaşlı.
Siyah beyaz, çizgili, mübarek güneşte nasıl ışıldıyor biliyor musun, tertemiz.
Dayım hasta…
Kan kanserinin adı bizim köyde lösemi değil henüz.
Dayım kan kanseri, hasta, ölecek, herkes biliyor, bir ben bilmiyorum, çocuğum.
Dayımın öleceğini bilsem tutmam elbet ama çocuğum.
Çocukça tutuyorum Beşiktaş’ı, en güzel halde, hayalde Beşiktaşlıyım…
Bizim İsmail Hakkı’nın Galatasaray ısrarını kırabilirim, onu pek dert etmiyorum ama dayım hasta, mesele dayım.
Bir sabah kalktım…
Babam yatağın başında, başımı okşuyor, gülümsüyor.
Eğildi, bir kardeşin oldu, dedi.
Biz çocukken bir sabah kalkardık ve bir kardeşin oldu, derlerdi.
Bizim zamanımızda bir sabah ansızın bir kardeşimiz olurdu, öyle öyle çoğalırdık biz.
Sonra kardeşimi eve getirdiler.
Baktım, böyle sarı marı, küçük, çelimsiz bir şey.
Kardeşim oldu ama herkesin aklı başka yerde.
Dayım hasta…
Annem her sabah kalkıyor, namazını kılıyor, ineklerini sağıyor, yemeklerini yapıyor, küçük evini toparlıyor.
Sonra düşüyoruz yola…
Her gün, istisnasız her gün annemle 6 kilometre yol yürüyoruz, dayımın yanına gidiyoruz.
Annem kardeşini seviyor, başını okşuyor, ona yemekler yapıyor.
Dayım hasta, dayımın etrafında oynuyorum, üstüne çıkıyorum, yanına yatıyorum, o da seviyor beni.
Akşam oluyor, tekrar evimize dönüyoruz.
Annem yine ineklerini sağıyor, işlerini çekip çeviriyor, sabaha hazırlık yapıyor, sabahleyin tekrar düşüyoruz yola.
Kervanı üçlüyoruz, kardeşim de katılıyor bize, annem onu da alıyor sırtına, yine yürüyor, yine yürüyoruz yanında.
Dayım hasta, ölecek…
Aynalara sığmayan o uzun boylu, yakışıklı delikanlı toprak olacak.
Kendisi de biliyor bunu…
Ara sıra eline bir ayna alıyor, yatağına uzanmış, kendine bakıyor, gövdesini süzüyor.
Yanındakilere dönüyor, “Bu beden bu kadar erken toprak olmamalı” diyor.
Çok yakışıklı bir adam, cam gibi, elmas gibi parlıyor, ruhunu arındırıp kendi gövdesine acıyor.
Bir gün…
Anneme döndü, köşede yatan kardeşimi gösterdi, “Abla bunun adı Fatih olsun” dedi.
Fatih…
Fatih kim?...
Fatih kim olacak, Fatih Terim işte, Galatasaray’ın kaptanı.
Dayım ile Musa abinin her hafta radyoya kulaklarını dayayarak dinledikleri Galatasaray’ın kaptanı Fatih Terim…
Başka kim olacak?
Kulağına ezan okudular, Fatih, dediler.
Kardeşimin adını Fatih koydular ama ben sessizce Beşiktaş’ı tutuyorum, Ersin biliyor bunu.
Yine bir sabah uyandım, herkes ağlıyor.
Annem, dedem, ananem, öteki dayılarım, teyzem, herkes herkes ağlıyor.
Bir şey anlamadım…
Sonra dayımın odasına girdim.
Upuzundu, daha da uzamış gibiydi, çenesi bağlıydı, bir aslan gibi yatıyordu.
Ne olduğunu yine anlamadım, herkes ağladı, ben ağlamadım.
O sezon…
Fatih Terim, Galatasaray’ın kaptanı olarak sahaya çıktı, dayım bu alemden göç etti, Fenerbahçe, Trabzonspor’un önünde 1 puanla şampiyon oldu.
Olmadı, göremedi…
Kardeşimin adını koyduğu kaptanından bir şampiyonluk, sadece bir şampiyonluk istedi.
Olmadı…
Dayım öldü…
Aradan epey zaman geçti.
Yine bir gün okulun bahçesine gittim, Ersin’i gördüm.
Ona dedim ki…
Ersin, ben Beşiktaş’ı bıraktım, Galatasaray’ı tutuyorum, dayım öyle söyledi, onun için Galatasaray’ı tutmam gerekiyor...
Ersin bir şey demedi.
Annem, sarı kırmızı bir kazak ördü, Monaco forması formatında, ya da River Plate, ya da Peru Milli Takımı..
Hangisini biliyorsanız artık…
İşte öyle çapraz desenli, sarı kırmızı bir kazak ördü annem.
O kazağı ben giydim, Fatih giydi, Şakir giydi, Haluk giydi, Galatasaraylı olan herkes giydi.
Biz, hepimiz…
Dayımdan sonra o kazağın gizemiyle, o kazağın yüküyle Galatasaraylı olduk.
Yarın Galatasaraylılar için önemli bir gün…
Hele benim gibi Galatasaraylılar için çok çok önemli bir gün.
Ben Galatasaray’ın kazandığı her şampiyonluğa dayım adına sevinen, Beşiktaş’ın kaybettiği her şampiyonluğu da kendi adıma üzülen bir Galatasaraylıyım.
Yarın Galatasaraylılar için önemli bir gün…
Dayıma, Musa abiye takım kaptanıyken bir şampiyonluk veremeyen Fatih Hoca, onların ardından teknik direktör olarak tam yedi şampiyonluk verdi.
Yarın Fatih Hocanın sekizinci, Galatasaray’ın yirmi ikinci şampiyonluk günü.
Başaracaklarına inanıyorum.
Dayım için…
Musa abi için…
Haydi bastır şanlı cim bom bommmm, cim bom bommm…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.