
Bir önceki yazımızda bizim dindarı, daha dindarı tam olarak belirleme imkânımızın olmadığını söyledik. Bu biraz da teslimiyet işi kalp işi, ama yine de iyi bir Müslüman anlamında dindar için bazı şeyler söyleyebiliriz dedik.
İşin pratiğine baktığımızda dindarlığın ölçütü olarak Allah Rasulü"nü, onun mücadelesini ve eğittiği insanları esas almalıyız. Buna göre onun yaşayıp anlatmakla görevli olduğu dinin, geliş ve önem sırasında şunların öne çıktığını görüyoruz:
Mekke Dönemi:
Tevhit, yani Allah"tan başka ilah olmadığı fikrinin yerleştirilmesi. Bu bağlamda Allah"ın varlığından çok birliği öne çıkarılır. Çünkü herkesin aslında bir ilahı vardır. Ateist olduğunu söyleyenlerin bile. O halde önemli olan bir ilahın varlığını değil, onun birliğini ispattır. Kur"an-ı Kerim genellikle bunun üzerinde durur.
Tevhidin zıddı şirktir. Biri varsa öbürü olmaz. Bu sebeple ilk gelen ayetler şirki söküp atma ve tevhidi yerleştirme üzerinde durur. Tevhit kelimesinde bile önce "lâ-ilahe" vardır. Yani öncelik, sahte ilahları nefiydir, süpürüp atmaktır. Allah tasavvuru ancak tertemiz bir zihinde yer bulabilir.
Demek ki dindarlığın birinci şartı budur.
Buna bağlı olarak ilk sureler uzun cennet ve cehennem tasvirleri verirler. Özellikle cehennemin korkunç yönleri hatırlatılır. Buradan şöyle bir sonuç da çıkmaz mı? Din sadece umdurarak değil, aynı zamanda korkutarak da anlatılmalıdır. Çünkü Kur"an-ı Kerim"in üslubu budur. Ama yine de rahmetin gazaba üstün olduğu bir gerçektir.
Geliş sırasına göre dinin ya da dindarlığın ikinci belirtisi namazdır. Bilindiği gibi, Allah Rasulü Hira"da ilk vahyi alıp, henüz dağın eteklerine indiğinde Cebrail tekrar gelmiş ve ona abdesti ve iki rekât namazı öğretip kıldırmış. Böylece yedi yıl sonraki Miraç olayına kadar Hz. Peygamber ve ona inananlar sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit namaz kılmışlar. Namazın, imanın ve İslam"ın bizatihi kendisi sayılmasının sebeplerinden birisi budur. Yani namaz varsa İslam vardır, ya da namaz yoksa İslam da yoktur.
İzleyen ayetler üçüncü olarak ağırlıklı bir şekilde vermenin ve bölüşmenin önemi üzerinde durur. Daha ilk surede "insanın kendisini müstağni/ihtiyaçsız görmesi azmasının sebebidir" denir. Sonra sanki kapitalizme işaret eder gibi, servet biriktirip onu sayıp duranların kötü akıbetine işaret edilir. Yedirmeden, doyurmadan, infaktan, itadan, tasadduktan, yetimleri doyurmadan, dilenciyi azarlamamaktan söz etme şöyle dursun, bunlar en vurgulu ifadelerle anlatılır. Mâun"u bile vermeyenler lanetlenir. Mâun, günlük hayatta komşunun komşuya muhtaç olduğu iğneden bineğe kadar her türlü araç ve gereçtir.
Allah Rasulü (sav) "Yarım hurma ile dahi olsa kendinizi kurtarın" buyurur. Yani verecek hiçbir şeyiniz yoksa elinizdeki hurmanın yarısını verin. Çünkü kurtuluşunuz bölüşme ile olacaktır. Hem bu dünyada onurlu ve şahsiyetli Müslümanlar olarak yaşayabilmeniz, hem de öbür âlemin tehlikelerinden kurtulabilmeniz vermenize ve bölüşmenize bağlıdır. Bunu yapamazsanız burada ayakta duramaz, orada iflah olmazsınız.
Bu durum Mekke"de gelen surelerde o kadar baskındır ki, işin manevi yönünü tam kavramayanlar bundan bir zamanlar "İslam Sosyalizmi" bile çıkarmış, Ebuzer"i de bunun öncüsü yapmışlardı.
Gerçekten de sadece o surelere bakanlar bundan "şirk koşmayın, servetinizi bölüşün" gibi iki cümlelik bir özet çıkarabilirler.
Şunu hep söylüyoruz: Kur"an-ı Kerim"de bir anlam ne kadar çok kelime ile ifade ediliyorsa o anlamın o kadar çok boyutu ve çeşidi var demektir. Bölüşmeyi ve vermeyi anlatan kelimeler böyledir. İnfak, tasadduk, zekât/tezekki, mâun, îta, i"ta, it"âm gibi.
Mekke döneminde henüz hukuki anlamda zekât yoktur, ama bir şeyler vermek suretiyle kendini arındırma anlamında vardır.
Dindarlığın diğer ölçütlerini sonraya bırakmak zorundayız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.