Yazarlar Adam diye köpek kestik yemedi

“Adam diye köpek kestik yemedi!”

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Aynı hafta içinde sokağa ikinci çıkışımdı. Mart 2020’den itibaren bir ay içinde sokağa çıkışımın çetelesini tutabilecek kıvama geldim.

Adının Yonca olduğunu öğrendiğim yüzünün bütün uzuvları ile tebessüm eden çiçekçi kıza Mimoza sordum. Çok mu istiyorsun dedi. Çok dedim. Sevgililer geçsin getiririm ben sana dedi.

Anlamadım. Sevgililer nereye geçecek ki. Nergis demetleri için pazarlık yapan kadın şaşkınlığımdan kendine pay çıkarıp Sevgililer Günü ya yarın dedi. Ha dedim. Tamam o zaman ben perşembe günü gelsem Mimoza getirmiş olur musun?

Bakarım dedi çiçekçi Yonca. Bütün çiçekçilerin adı ille de çiçek ismi. Eskiden benim Songül’üm vardı. Onu Son On Beş Dakika romanımda ağırladım. Gülizar Aslında O Ölmedi kitabında torununun ölümünü anlattığı sahne ile dâhil oldu. Uzatmayayım, hayatıma karışmış bütün çiçekçiler neredeyse her kitabımın içinde “özne” olarak yerini aldı. Adı Yonca olan çiçekçi ile ilk defa tanıştım. Yonca diye tekrarladım. Gülümsedi. Tamam, Yonca sevgililer geçsin ben geleceğim.

Gittim. Ama Yonca Mimoza getirmemişti. Geri döndüm. Geri döndüm ama bu kadar sokağa çıkmış iken bir şey almadan eve dönmek pek kârsız geldi. Rahmetli ninemin sözüydü “e senin bundan ne kârın oldu şimdi” derdi anlam veremediği bir enerji israfına, vakit israfına tanık olunca.

Enerji israfı dediğim, mesela şöyle kollarımızı açıp evin içinde dönerken, dönüp dönüp de yere yığılınca, e sizin şimdi bundan ne kârınız var derdi. Eğlendik nine diyemezdik. Çünkü başımız dönmüş midemiz bulanmış olurdu. Ama bir dahaki sefere mide bulantısını unutur yine dönerdik.

Mimoza’dan mahrum, kulağımda ninemin senin bundan ne kârın var sözü ile bir heves geldiğim yolu geri dönerken; birkaç ay önce açılıp da, açılır açılmaz kapanıyoruz ibaresi ile indirim yapan zücaciye dükkânının nihayet kapandığını fark ettim. Bir yıl içinde dondurmacı, baklavacı, zücaciye adeta dükkânım sende oyunu oynanmıştı. Hani elim sende oyunu vardır ya, onun gibi.

75-80 yaşlarında ve fakat oldukça dinç iki hanım sohbet ediyor boş dükkânın önünde. Vücutlarının dikliğinden boylarının bir selvi gibi uzunluğundan bir zamanlar sarı olduğunu ele veren gümüş renkli saçlarından Balkan olduklarını çıkarıyorum nedense. Ben yanlarından geçerken kısa gümüş saçlı olan başındaki bordo beresi olana, adam diye köpek kestik yemedi denir ya işte öyle diyor.

Çinli miymiş diyorum. İkisi birden bana bakıyor. Adama diyorum niye köpek kesmişler?

Bir sıkıntısı var herhalde der gibi bakıyorlar birbirlerine. Israr ediyorum niye adama köpek kesmişler Çinli miymiş.

Gümüşi saçları olan bu bir atasözü diyor. Nasıl ya ben hiç böyle bir atasözü duymadım. Çok aşağılayıcı bir söz.

Gümüşi saçları olan, maskeler yüzde olunca kim kaç yaşında belli olmuyor tabi diyor muhatabına.

İlkokul çocuğuna izah eder gibi, efendim bu bizim oralarda söylenen bir sözdür. Şunu anlamak lazım yani ben hep öyle anladım: Aslında burnu büyük, ikrama burun kıvıran, layıkıyla ağırlanmama huysuzluğu gösteren misafir için kullanılan bir atasözü. O bizim ikramımızı beğenmedi, ama aslında ona da ancak köpek ikram edilirdi anlamında... Kendini beğenmiş, herkesi aşağılayan misafiri aşağılayarak terbiye eden bir ifade...

Gümüşi saçlı Hanım’ın izahını alıp kabul ediyorum. Ama görünüşte tabii, kalbim hâlâ isyanda.

Hadis-i Şerif’te Efendimiz insan ayıpladığını yapmadan ölmez buyuruyor. Ben de atasözlerini anlamayanları, beğenmedikleri atasözlerini sözlüklerden kaldıranları anlamakta zorlanmıştım. Zamanında söylenmiş sözleri bugünün anlayışına uymadığı için imha etmek bana pek anlamlı gelmiyor. Zaman içinde kullanım değeri düşer ama sözlüklerde kalsın diyenlerdenim. Ama işte şimdi şu an Adam diye köpek kestik yemedi sözünü, kulak misafiri/hırsızı olduğum bir sohbetin içinden yakalayıp hiç tanımadığım kişilerden izahat bekliyordum.

Derhal özür diledim. Affedersiniz sohbetinizi böldüm ama böyle bir atasözünü daha önce hiç duymamış olduğum için...

Ziyanı yok dedi bordo bereli hanım. Her yörenin kendine mahsus bir atasözü olurdu eskiden, duymamış olmanız normaldir.

Elbette diye tasdik etti arkadaşını gümüşi saçlı olan ve sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmek için bakışlarını birbirlerine çevirdiler yeniden, İyi günler diledim, aklımda o söz, aklımı delen o söz ile yürüdüm bir müddet.

Akşam olunca sosyal medyaya yazdım:

- Ahir ömrümde bir atasözü öğrendim: Adam diye köpek kestik yemedi.

Bu nasıl aşağılama, ve nasıl aşağılayarak ağırlamadır! Vay dedim. Vay dedim de başka bir şey diyemedim.

Bu sözü daha önce duymamış olanlar tıpkı benim gibi, ne olduğunu anlayamadılar. Bilenler itina ile izah etti:

- Çocukluğumdan hatırladım bu sözü. Ciğeri beş para etmez adamlar için kullanılırdı. Adamı kessen köpek bile yemez.

- Bulgar göçmenlerinin kullandığı bir benzetme...

- Adama kestik, köpek bile yemedi mi acaba?

- Köpek kesmek folklorda nadiren görülen bir motif. Benim de çocukluğumda sıklıkla anlatılan bir masalda bir düğün yemeği için ‘köpek kesmek’ motifi vardı. Üzerine gidilmemiş bir anlatım yöntemidir.

Sosyal medya aracılığı ile, ilk defa duyduğum bir atasözüne dair farklı bakış açıları üzerinden bir izlenim edinmiş oldum. Bu izlenime imece usulü bilgi aktarımı diyorum ve aktarımı/paylaşımı önemsiyorum.

Eskiden beri bildiğimiz üzerinde pek düşünmediğimiz atasözü ve deyimler değil de; ilk defa duyulmuş atasözü ve deyimler duyguların tarihine doğru yol almak için daha işlevsel oluyor diye düşünüyorum.

Atasözü ve deyimler üzerinden gitmek önemli. Nitekim Tiffany Watt Smith’in Duyguların Sözlüğü isimli kitabında aşağılama maddesinde yazdığı satırlar Adam diye köpek kestik yemedi sözünü güçsüzün güçlüğü aşağılama yöntemi olarak okunabileceğine dair ilginç bir duygu haritası sunuyor:

“Bu tür bir aşağılama, güçsüzler için siyasi protesto biçimi olabiliyor. Geleneksel olarak başkalarını küçümseyecek bir konumda olmayanlar (kadınlar, siyasiler) küçümsediklerini belli ettiklerinde ayrıcalıklı kişilerin rahatı bozuluyor ve başka türlü bir güç ilişkisi öngörülmeye başlanıyor.”

Velhasıl atasözü ve deyimler üzerinde düşünmek, hiç duymadığımız atasözleri ile ilk karşılaşma anlarımızı kaydetmek önemli.

Meraklısı için not:

Şubat ayında tanık olunmuş mimoza kokulu yazı niye haziran ayında yayınlanıyor diyecek olanlar için söylemiş olayım, üzerinize afiyet sağ kolumdaki ağrı ile yazı yazabilecek durumda değilim. Hal böyle olunca vaktin bir zamanı için kaydetmiş olduğum, üzerinde düşünmeye devam ettiğim bu yazıyı dikkatinize sunmak istedim. Bu vesile ile atasözleri ve deyimlerin ortaya çıkışı ve “kullanım değeri” üzerine fikrimizi yorabiliriz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.