
Berlin yolculuğu kesinleşince, bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak; “Yozgatlı amca”nın hikayesinde gezindim bir müddet. Beynelmilel filminin unutulmaz senaristi ve yönetmeni Sırrı Süreyya Önal, Yozgatlı amcanın filmini yapacakmış. Hikayesini satın almış. Dolayısıyla Yozgatlı amcaya dair bilgileri özelikle Sırrı Süreyya Önal''ın anlattıkları üzerinden biriktirdim.
Yozgatlı “Osman amca” Türkiye''dekilerin “bir demet mark” olarak gördüğü Almancı''lardan sadece biri. Ne oralı ne buralı olmayan. Ertelenmiş hayatlardan bir hayat. El kadar mekanlarda kuru ekmeğini çayına batırarak yaşayanlardan. Merhum Özay Gönlüm''ün “Zord Hasan gitti/Lord Hasan geldi” diye türkü yaktığı tiplerden bir tip. Oysa onların lordluğu izinli olarak geldikleri köylerinde “fiyaka” yapabildikleri üç beş günden ibaret.
Nostaljik bir esinti olarak; yıkılan Berlin Duvarı''nı şehrin değişik yerlerinde sergileyen Berlinliler, hızlarını alamamış duvardan koparılmış minik taşları minik plastikler içinde Berlin karpostallarının içine de yerleştirmişler.
Ama hiçbir şey “Yozgatlı Osman Amca”nın Berlin Duvarı''nı kullanarak yaptığı ev kadar iyi temsil etmiyor Berlin Duvarı''nı.
Sırrı Süreyya Önal''ın “Bir Türk Dünyaya Kederdir” imajı eşliğinde sunduğu Yozgatlı amcanın Berlin Duvarı üzerine yaptığı evi ararken; Berlinli Türklerin pekçoğunun hikayeye hiç de aşina olmadıkların fark ettim. Oysa dünyanın dört biryanından insanların geldiğini, üzerine belgeseller çektiğini okumuştum. Berlin Duvarı''na gecekondu konduran Türk imajı çok çarpıcı! Herkesin çarpıldığı nokta kendi frekansı üzerinden muhakkak.
Çevreciler Yozgatlı amcanın gecekondusunu artık kumaşlardan yapılmış yama işi battaniyeler gibi değerlendiriyor. Milliyetçiler “Türk ruhunun” müteşebbis karakterini aşikar kılan bir durum, anarşistler, dünya üstüne gelse, kendi yaşam felsefesinden vazgeçmeyen bir asi ruh okuyorlar bu yama evden.
Oysa ne o ne bu. Her şey zaruret miktarı bir hayat olarak başlıyor.
Evi görünceye kadar Yozgatlı amcanın gecekondusu isimlendirmesi uygun gibi geliyordu. Fakat evi gördükten sonra “gecekondu” isimlendirmesinin bu evi tanımlayan olmaktan ziyade yanlış tanımlayan olduğuna karar verdim. Buraya ev değil “insan yuvası” demek daha doğru olacaktı. Neden yuva? Tıpkı kırlangıçların doğada buldukları her türlü malzemeyi bir araya getirerek örmeleri gibi; Yozgatlı amca da Berlin''de bulduğu her türlü malzemeyi kendi yuvasını örmek için kullanmıştı. Evet bu yuva için yapmak fiilinden ziyade örmek fiili daha uygun görünüyordu.
Evi tahayyül edebilmeniz için bir masalın zihinde kalan kıvrımlarını yardıma çağırmayı deneyeyim. Cadının çikolatadan evini hatırladınız mı? Kurabiyeden penceresi, şekerden çatısı, karameladan duvarı olan evini. Yozgatlı amcanın evi de biraz böyle bir şey. Adeta bir “değerlendirme” objesi. İki metrelik Berlin Duvarı esas alınmış, onun üstüne sundurma çıkılmış, ekleme kökleme bir yuva. Balkon parmaklıkları niyetine çocuk karyolasının metal başlıkları kullanılmış mesela. Duvarın bir kısmında panjur parçaları diğer kısmında kontroplak, ahşap, plastik. Kapılar ve pencerelerin her biri kimbilir hangi inşaat artıklarından toplanarak bir araya getirilmiş.
Yozgatlı Osman amcanın hikayesini bilmeseniz evi pekala bir “değerlendime projesi” olarak yorumlayabilirsiniz. Çünkü bu yama evin duvarında, gayet profesyonel birinin elinden çıktığı aşikar olan bir tabela asılı. Ağaç ev yazıyor ve altında irtibat için cep telefonu veriliyor.
Turgut Cansever''den okumuş/dinlemiştim yanlış hatırlamıyorsam. İstanbul''un gecekondu semtlerinde dolaşırken Amerikalı bir mimar bizim yoksullarımızın “ev bilinci”ne gıpta ederek “ne güzel” demiş, “sizinkiler ille de bir ev kuruyor. Bizimkilere ev verdiğimiz halde ille de sokakları tercih ediyor.”
Yozgatlı Osman amcanın evi bir bakıma Berlin Duvarı''nın da hikayesi. Berlin''deki tek gecekondu olduğu halde bir türlü yıkılamamasının sebebi olarak da, iki iki farklı belediyenin yetki alanında da olmamasıyla ilişkilendiriliyor zaten.
Bütün Alamancılar gibi kendisini para makinesi olarak kurgulamış olan Yozgatlı Osman da, bir taraftan legal olarak gündüzleri bir işte çalışırken diğer taraftan da illegal olarak geceleri başka bir işe devam etmektedir. Yasadışı olarak çalıştığı yerde iş kazası geçirir ve bir elinin parmaklarını kaybeder. Sadece parmaklarını değil, bu durumda legal işini de kaybeder. Ne yapacak. Kendini para makinesi olarak kurgulamış Yozgatlı Osman, başaramamış biri olarak köyüne geri dönmeyi düşünmez asla. Lord olacakken parmaksız bir şekilde köyüne dönmek. Olacak gibi değildir. Doğu Berlin ile Batı Berlin Duvarı''nın arasındaki boşluğa sebze ekmeye başlar. Yetiştirdiklerini pazarda satar.
Yama evin hikayesi böyle. Sırrı Süreyya Önal''ın bakışından sinemalarda seyredeceğiz bu hikayeyi inşaallah. Ama ben size hikayenin nasıl başkalaştığının “hikayesini” anlatacağım.
Devam edeceğiz velhasıl.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.