Duvar

00:0013/07/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fehmi Koru

Genelkurmay başkanlığının "Lâiklik mi, Şeriat mı?" adlı kitapçıkla ilgili açıklamasına dün değinmiştik. Genelkurmay''ın açıklaması, bütünüyle ''sakıncalı'' bu kitapçıkla Türk Silâhlı Kuvvetleri (TSK) arasına mesafe koyması bakımından isabetlidir.Türkiye''de, epey bir süredir, hemen her kurumda "Biz" ve "Ötekiler" söyleminin zihinleri esir aldığı görülüyor. "Biz" denilenler, kendilerine kibar davranılması, sözleri dinlenmesi, ikramda bulunulması gerekenler... "Öteki" ise, tarih öncesi insanının zihnindeki

Genelkurmay başkanlığının "Lâiklik mi, Şeriat mı?" adlı kitapçıkla ilgili açıklamasına dün değinmiştik. Genelkurmay''ın açıklaması, bütünüyle ''sakıncalı'' bu kitapçıkla Türk Silâhlı Kuvvetleri (TSK) arasına mesafe koyması bakımından isabetlidir.

Türkiye''de, epey bir süredir, hemen her kurumda "Biz" ve "Ötekiler" söyleminin zihinleri esir aldığı görülüyor. "Biz" denilenler, kendilerine kibar davranılması, sözleri dinlenmesi, ikramda bulunulması gerekenler... "Öteki" ise, tarih öncesi insanının zihnindeki "yaban" ve "yabancı" gibi kavramları çağrıştırıyor; korkulması (ve korkutulması), karşılaşıldığında tetikte bulunulması, iyi muamele yapılmaması gerekenler oluyor... Hemen her toplumsal alanda, meslek grubunda, buna yakın bir keskinlikte ayrımcılık egemen hale geldi.

Böyle bir gelişmeden en fazla rahatsız olması gerekenler, ülkenin birlik ve beraberliğini önemseyen, ayrımcılığın getireceği çok yönlü felâketi hesaba katmak zorunda olanlar: Siyasiler, devlet adamları, bürokratlar, medya...

''Yeşil sermaye'' diye yaftalanan gruba sokulmuş bir firmanın bürokraside işini halletmesi çok güç bugün. Sözgelimi, faizsiz sistemle çalışan finans kurumlarına, mevzuat müsait olduğu halde, şartları fazlasıyla yerine getirdiklerinde bile, yeni şube açma veya sermaye artırımına gitme izni ilgili kurumlarca verilmiyor. Onlar "Öteki" sayılıyor çünkü.

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, siyasi parti genel başkanları da, kendilerine muhatap seçerken, benzeri bir ayırımcılık sergiliyorlar. Sözgelimi, Yeni Şafak gazetesinin herhangi bir mensubunun devlet yöneticilerinin iç veya dış gezilerine çağrıldığı olmuyor. Cumhurbaşkanı yarın İsrail''e, gelecek hafta Mısır''a gidecek; bu bölgeyi bizim gazetenin sayfalarından iyi izleyen okurlar Süleyman Demirel''in temaslarını ajans haberlerinden öğrenecekler. Yazık.

Medya da, çoğu kendi okuru ve izleyicisi olan geniş bir kesimi karşısına alacağını bile bile, incitici bir söylem benimsedi; hırsız, uğursuz ve soygunculara bile kullanmaktan kaçındığı sıfatları, aynı meslek grubundan insanlara bile reva görebiliyor. Artık o geçmişin kalem tartışmaları ortadan kalktı, onun yerini yıpratma ve karalama kampanyaları aldı. Herkes birbirinin gözünü oymaya, muhatabını kodese göndermeye çalışıyor...

Genelkurmay başkanlığının "Lâiklik mi, Şeriat mı?" adlı kitapçıkla ilgili açıklaması, bir çok gazetede, yorumlu cümleler eklenerek yayımlandı. Hürriyet açıklamaya şu satırlarla girdi: "Genelkurmay, irticâî hareketlerin siyasal bayraktarlığını yapan dinci basındaki bazı köşe yazarlarının ortaya attığı iddialar nedeniyle sert bir açıklama yaptı." Bu cümledeki "İrticâî hareketlerin siyasal bayraktarı dinci basın" Yeni Şafak gazetesi, "Köşe yazarları" da, başta konuyu ilk gündeme getiren ben ve değerlendirme konusu yapan diğer yazar arkadaşlarımız oluyor... Tam bir "Biz" ve "Ötekiler" mantığı...

"Biz" ve "Ötekiler" söylemi, ülkelerin nâdiren de olsa bazen girdikleri sağlıksız ruh haliyle paralellikler kurulabilecek ârızî dönemlerin bir göstergesidir. McCarthy dönemi Amerikası, bu söylemle, "Öteki" diye tanımladığı "Kızıl tehdit" unsuru ''komünistler'' için bir cadı avı başlatmıştı. Nazi Almanyası''nda, "Öteki", toplum içinde azınlık olan "Yahudiler" idi. Yakın tarihin bu iki dönemi, ortaya çıktığı iki ülke açısından, bugün unutturulmaya çalışılacak kadar ''aşırılıklar'' ile doludur. O söyleme esir düşen herkes, her grup, her meslek örgütü, her kurum, fazla sürmeyen o dönemin olumsuz etkisini uzun yıllar üzerinde taşıdı.

Hikmet Uluğbay''ın üzücü intihar girişimi sonrasında yaşananlar, "Biz" ve "Ötekiler" yaklaşımından olumsuz etkilenen tarafın da tepkisel bir söylem benimseyebildiğini açığa vurmuş oldu. Genel söylem içinde "Ötekiler" içinde yer alan birileri, bu defa kendi "Biz"leri adına, Uluğbay''ın trajedisine "Ötekiler" kadar üzülmediler.

Tavır ve söylemleriyle Türkiye''yi zihinsel bir bölünmeye mahkum eden siyasilerin, devlet adamlarının, bürokratların ve medyanın yanlış tavırlarını yeniden gözden geçirmelerinde yarar var. Ülkenin birlik ve beraberliğinden yana olması gereken herkesin ve her kurumun ilk görevi, "Öteki" ile arasındaki duvarı yıkmak olmalıdır.

Aksi halde hepimiz duvarın altında kalacağız.