|
Taksi şoförü Travis

Bir anti-kahramanın toplumda adaleti tesis etmeye kalkışmasının hikayesidir şoför Travis''in hikayesi... Hangi Travis? Martin Scorsese''nin sinemanın başyapıtları arasına girmiş Taksi Şoförü filminin baş kahramanı Travis... Şehrin kirli caddelerinde geceler boyunca içinde kötülük olan, çaresizlik olan, zayıflık olan, basitlik olan, yozluk olan yüzlerce hikayeyi bir yerden başka bir yere taşımış olan, o hikayelere bir ucundan dokunmuş olan Travis... Bütün bunları ruhunda biriktirmiş, öfkeyle dolmuş taşmış metropol arızası Travis... Sonunda silah kuşanıp her şeyi yerli yerine koymaya, hiç değilse kurbanlardan birini o kirin içinden çekip almaya, Iris''i kurtarmaya, adaleti tesis etmeye soyunur.

Travis''in hikâyesi çok da dramatik bir finale bağlanmaz. Hatta cinayetler açık uçlu kalsa da, hayatın çözülmüş anlam düğümlerinden bir kaçı yeniden düğümlenir. Mesela Iris bataklıktan çıkar, ailesine kavuşur. Travis de çok geçmeden yeniden taksisine döner. Film orada biter. Ancak gerçek de orada başlar. Scorsese''nin filmi bitirdiği yer, kafamızın içinde dikenli tereddütler bırakır. Kendimize kötülüğün kurallarına teslim olarak kurulan adaletin adalet olup olmadığını sorarız. Üstelik taksinin içine geri döndüğü geceler daha nice kayıp hikâye gizlemektedir.

Travis, Scorsese tezgahından çıkmış ve pek çoğu Robert De Niro marifetiyle perdede hayat bulmuş anti-kahramanlardan, her zaman, her şekilde mağlup karakterlerden yalnızca biridir. Scorsese, kariyerinin çok büyük bir kısmını Amerikan toplumunun karanlık yüzünü yansıtma uğraşına ayırmıştır. Scorsese''nin Amerika''sı hiçbir zaman bir rüyalar ülkesi değildir. Küçük insanların hayatına çöreklenen sıradan şiddeti, kiri, gücü, acımasızlığı, sıkışmışlığı ve insan ruhunu çürüten zaafları, tutkuları, saplantıları anlatır Scorsese filmleri... Arka Sokaklar, Taksi Şoförü, New York New York, Kızgın Boğa, Sıkı Dostlar, Paranın Rengi, Yaşamın Kıyısında, New York Gangsterleri Göklerin Hakimi ve nihayet Köstebek. Kamerasını başka yönlere çevirdiği, insan ruhuna dair başka ayrıntılar yakalama gayretine girdiği Günaha Son Çağrı, Masumiyet Çağı, Kundun gibi filmler de yapmış, ancak filmografisi içinde bunları sadece küçük parantezler olarak bırakmıştır.

Sadece Amerikan sinemasının değil, sinema tarihinin de en iyi yönetmenlerinden biri olan Martin Scorsese bu yıl kariyerinin ilk Oscar ödülünü aldı. Bu iyi mi oldu, kötü mü oldu, o ayrı konu... Sadece şunu vurgulamak istiyorum; Martin Scorsese ismi, Oscar ödüllerinin sahiciliğini sorgulayanlar için en temel argüman olmaya bundan sonra da devam edecek.

Akademi üyelerinin hiç yüz vermediği şoför Travis karakteri, bugün modernleşmenin tıkanma noktasına doğru sürüklenmekte olan bütün toplumlar için en kritik soruyu yüzümüze vurup duracak: Adalet nerede, ne zaman?

Anlamaya cesareti olanlar için filmler çok şey anlatıyor.

Akademi üyeleri için bu soru ağır kaçar biliyorum, ama biz kaygılı insanlar olarak artık kendimize sormalıyız: Sokakların kirlendiği, insanlık onurunun zedelendiği, ruhların dayanaksız kaldığı bir dünyada adaleti tesis etmenin kendisine kaldığını düşünen eli silahlı Travis''leri ne yapacağız? Belki de dönüp daha önce Iris''lere bakmak, önce masumiyeti kurtarmak gerekiyordur. En temelinde adaletin anlamı, masumiyeti korumak değil midir?

17 yıl önce
Taksi şoförü Travis
Kılıçdaroğlu’na o listeyi kim verdi? Listede neler var? Ona ne vadedildi? Bir açıklama şart!
Rabbine hasım kesilen insan!
Sosyal çürüme yazıları 8: Sıkıntı yok cumhuriyeti
Belirsizlik ‘algılamayı’ öldürür
Reisi’nin manidar ölümü