
Fırıncı “olur abla" deyip 2 ekmeği poşete koydu uzattı. Kadın 4 ekmek parası verdi,
diyerek iyice tembihledi…
diye mırıldanarak yanımdan geçip gitti. Fırıncı usulca söylendi,
Ben de günlük mutad olanı yaptım. Ekmeğimi aldım, askıya ekmek bıraktım “Rabbim darda olana yardım et" diye dua ederek eve döndüm.
Kahvaltı öncesi, sabah sabah gazetelere göz atıyordum. Birkaç gazetede
'dan vahim fotoğraflar vardı. Sığınmacıların buzlar üzerinde banyo yapmaya çalışmaları… Bir lokma yemek için girdikleri uzun kuyruklar, vesaire…
Fotoğrafın birinin altında şöyle bir metin:
“(…) Belgrad'daki terk edilmiş binalarda ve parklarda yatıp kalkıyorlar. Pakistanlı Alamsar, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada altı aydır Sırbistan'da olduğunu belirterek Belgrad Üniversitesi'nin oto parkında kaldığını aktardı.(…)"
***
Neyse… Haberin kaynağına baktım Anadolu Ajansı'ydı. Hemen Anadolu Ajansı'nın Sırbistan Temsilcisi Talha Öztürk'ü aradım. Dedim ki, “Evlat oradaki mültecilerle ilgili haberlere konu olmayan, objektiflere yansımayan bir şey söyle bana…"
Dedi ki “Mülteciler için geçiş koridorlarının tümünde büyük sıkıntılar var. Aç susuz, soğuktan tir tir titreyen insanlarla dolu parklar, metruk binalar. Sadece burası değil, Macaristan, Makedonya… Dahası sınır bölgelerinde mülteciler kış günü daha da perişan."
Düşünmeye başladım. Türkiye mültecilerle imtihanında nasıl bir sınav veriyor?
Devlet, Suriyeliler için onlarca kamp kurdu. Şehirlere yerleşenler iş güç sahibi oldu. Fakir fukarayı Suriyeli ya da yerli diye ayırt etmeden yardımına koştu bu millet.
Daha biraz önce fırında ekmek alan
cümlesi hala aklımda.
3 milyonu aşkın Suriyeli mülteci var ülkemizde. Bunların sadece 22 bininin ekonomik olarak güçlü aileler olduğunu öğreniyoruz Bakan Veysi Kaynak'ın ifadelerinden. Diğerleri ya kıt kanaat geçiniyor, ya da yardıma muhtaç.
Ama, ne Sırbistan-Macaristan sınırındaki o vahim görüntüler, ne Belgrad'ın orta yerinde buzlar üzerinde varilde yıkanmaya çalışan mülteci görüntüleri var bizde.
Çünkü,
Kıbrıs müzakerelerinin geleceği nokta, “Ya KKTC ya ilhak" demiştim. Bugün için Cenevre'de görüşmelerin geldiği nokta: “Ne toprak veririz, ne askerimizi oradan çekeriz. Sadece federal devlette 2'ye 1 oranında yönetim konusuna destek verebiliriz!"
Kıbrıs meselesi bugünlerde neden yeniden “çözüm" odaklı ve çözüm de “iki devletli federal yapı" merkezli oldu, acaba?
Çünkü, Doğu Akdeniz, sadece askeri olarak değil enerji kaynağı olarak da öne çıktı. İsrail ile Türkiye'nin arasındaki buzların erimesinin önemli sebeplerinden biri de bu zaten...
Peki, “Karpaz açıklarında (Afrodit bölgesi) bulunan doğal gaz ve petrol rezervlerini kim çıkaracak ve ne şekilde pazarlayacak" sorusunun sorulduğu günlerde Kıbrıs'ta çözüm sürecinin hızlanmasını yadırgamalı mıyız?
Hayır!
Lakin Afrodit'in geçici cazibesine kapılarak (200 milyar metre küp doğal gaz ve 3.7 milyar varil petrol) Kıbrıs'taki varlığımızdan ne kadar feragat edebiliriz?
Bazılarına göre, “Yerli halk zaten Türkiye'den nefret ediyor. Kültürel olarak etkimiz altına almadığımız bir yerde nasıl varlığımızı sürdürebiliriz ki…" edasıyla bir an önce tası tarağı toplayıp Kıbrıs'tan çıkmamız gerek.
Kıbrıs tartışmaları sırasında, “Türk askerinin varlığı" hep kamuoyunun gözüne sokulurken, Yunan askerlerinin varlığı göz ardı ediliyor. Hele bir de İngilizlerin üsleri var ki… Kimse ne tartışıyor, ne hatırlatıyor, ne sorguluyor..!
Sonuçta Afrodit'in iştah kabartan cazibesi, gözlerimizi kör etmesin. Kıbrıs meselesi sadece bir enerji meselesi değildir ve geçici kazanımlar yüzünden “Türk varlığı"nın riske edilmesi düşünülemez. Gelinen noktada, Avrupa Birliği bile artık parçalanma sürecine girmişken, Kıbrıs'ta tek devlet söylemi yersizdir.
Kıbrıs için önerimiz şudur: Ya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) varlığını sürdürecektir ya da Türkiye garantör devlet olmanın gereğini yerine getirecektir, ilhak bunlardan biridir.
Amerika'da ilginç şeyler oluyor. Obama artık yok. Obama'nın desteklediği Bayan Clinton da… Birkaç gün sonra Trump seçilmiş başkan olarak Beyaz Saray'daki koltuğuna oturacak.
Oturacak da Amerika'da göz gözü görmüyor; kalkan toz, duman arasında…
En son
diye iddiayı ortaya attı CIA'nın adamları… İngilizler de var işin içinde.
Oysa,
Hatta Obama'nın ismi geçen pizzacıya 60 bin dolarlık pizza sipariş ettiği bile öne sürüldü.
Amerika ve dünyada sermayenin serbest dolaşımını savunan
ile ulus devlet anlayışını savunanlar arasında derinden devam eden savaş artık ortalık yere döküldü.
Amerikan rüyası, Amerikan kabusuna dönüşüyor, sonuçlarını birlikte takip edeceğiz…
Bakalım neler olacak?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.