Yazarlar Ne ara bu kadar pis, bu kadar nankör olduk biz

Ne ara bu kadar pis, bu kadar nankör olduk biz

Hasan Öztürk
Hasan Öztürk Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bir kaç gündür yollardayım. Anadolu’nun batı yakasında, kuzeyden güneye; oradan güneyden doğuya uzun bir seyahate çıktım.

Anadolu’nun bozkırındanım ben. Bizim oralarda buğday ile arpayı eksen ancak kendine yeter. O yüzden hayvancılıktır geçim kaynağı. Ama Anadolu bu, binlerce yıldır anaçlığını yitirmemiştir. Toprak hala verimli, toprak hala emek verene, bol bol ürün vermekte, gördüm.

Değerini bilmek gerek... Dünya orta kuşağının en güzel coğrafyalarından birinde yaşıyoruz. Öyle bir coğrafya ki turunçgiller de yetişiyor bu memlekette, zeytin de... Buğday da yetişiyor, altın sarısı üzüm de kızıl karası da... Ceviz de var badem de... Elma da var incir de... Sonbahar geldi mi, bağ da bozuluyor bu memlekette bostan da...

Anadolu, değerini bilip üretmek isteyen için hala anaç, hala bolluk beldesi.

***

Şehirleşmedeki sorunlarımıza, gelir adaletsizliğimize, başta tarım olmak üzere bazı sektörlerdeki sıkıntılarına rağmen...

Dar gelirlilerin geçim sıkıntısına, hayat pahalılığına rağmen...

Bu memleket ona emek verenlerin yüzünü kara çıkartmayacak kadar bereketli.

Doğal güzellik derseniz burada, tarihi derinlik derseniz burada, iklim derseniz burada.

Roma’nın varislerinin hala hayallerini süslediği kadar var. Çünkü Anadolu, çünkü Türkiye eşine az rastlanır bir coğrafya..!

***

Milli mücadele vermiş, istiklal savaşı yapmış koskoca bir imparatorluktan geriye sadece Anadolu ve Doğu Trakya’sı kalmış bir milletin evlatları olarak, Anadolu’nun kıymetini bilmeliyiz.

Peki biliyor muyuz?

Ne gezer..!

***

Yollarımız o kadar konforlu ki rayda gider gibi gidiyorsunuz bir şehirden diğer şehre, bir beldeden diğerine...

Dedim ya uzun yolculuklar yaptım bir kaç gündür. Avrupa’nın otobanlarından daha konforlu bölünmüş yollarımız var. Akar yakıt istasyonlarımız ve tesislerimiz harikulade.

Ama... Evet ama... sanırım bu konforu hak etmiyoruz.

Çünkü, oto yol kenarlarımız, dağlarımız, ovalarımız, ırmak kenarlarımız, ağaç diplerimiz, denizlerimiz, derelerimiz, göllerimiz berbat halde..!

Pislik etrafımızı sarmış. Daha doğrusu, pislik bizi sarmış da umursamaz olmuşuz.

Bu kadar güzel, bu kadar verimli bir coğrafyada bu kadar pisliği üreten biziz.

Ayvalık ile Didim arasında bir dağ yolunda... Tam da in cin top oynuyor denecek bir noktada, tepenin en ücra köşesinde durup da etrafı gözlemek istediğimizde kırılmış içki şişeleri ve poşetlerle karşılaşınca, “İnsan kadar pis bir varlık var mı yeryüzünde” diye sormadan edemiyor...

Oto yol kenarlarındaki su tahliye arklarının içindeki plastik şişeleri, sigara izmaritlerini, çocuk bezlerini görünce, “Bu tabiat size ne yaptı da bu kadar öç alırcasına, pisletiyorsunuz” diye haykırası geliyor insanın.

Ege’nin o serin suyunda kıyıya vuran plastik atıkları... İki arada bir derede denize salıverilen foseptiklerin pisliğini gördükçe insanın isyan edesi geliyor!

***

Bir dostum bir gün şöyle söylemişti, “Hepimiz vicdanlı değiliz ki o yüzden kurallar, yasaklar var!”

Doğru.

Bu köşeyi takip edenler, 5 Temmuz 2019’da “Bir Japon İslam’ı neden seçer (2)” başlıklı yazımızdaki şu bölümü hatırlayacaktır,

“Bu ülkede (Japonya) cadde ve sokaklar çok temiz. Bunun nedeni çocukluktan başlayarak aldıkları eğitim.

Örneğin Şinciku isminde bir istasyonları var ve dünyanın en kalabalık istasyonu olarak biliniyor. 300’den fazla kapısı olan bu istasyonu günde 3.5 milyon insan kullanıyor.

Peki bu istasyonun resmi olarak kaç temizlikçisi var biliyor musunuz? Sadece 12.

Bu bilgiyi öğrenince bizim İstanbul’daki ilçe belediyelerinin bütçelerinin yüzde 20’sini temizlik ve çöp işine harcadığı gerçeğini düşününce hayıflanıyor insan.”

***

Türkiye’de değerler erozyonu yaşıyoruz. Bunlardan biri de temizlik maalesef. İnsanlarımız evlerini, arabalarının içlerini pırıl pırıl yapıyor. Ama söz konusu olan çevre ve tabiat olunca hepimiz hoyratlaşıyoruz. Arabamızda bulunmasını istemediğimiz poşetinden, izmaritine, su şişesinden, kağıt mendilene ne buluyorsak sokaklara, parklara, yol kenarlarına fırlatıyoruz.

Piknik yapıyoruz, gittiğimiz ormanı ya da yaylayı çöplüğe çeviriyoruz. Her türlü kötülüğü ve pisliği örtebileceğini düşünüp elimize ne geçiyorsa denize atıyoruz.

Sonuç da olanca bereketiyle bizi selamlayan Anadolu toprağını, denizlerimizi, sokaklarımızı, caddelerimizi çevremizi pisletiyoruz da bundan zerre kadar utanmıyoruz.

O halde, “Değerler eğitimi konusunda” hem ailelere hem Milli Eğitim Bakanlığı’na ödev düşüyor. Bir de caydırıcı cezalar ile denetleme konusunda yasal düzenleme.

1 Ekim’de açılacak, Meclis’in gündeminde bu konu mutlaka olmalı.

Anadolu’nun toprağı da denizlerimiz, göllerimiz, ırmaklarımız da bu kadar nankörlüğü hak etmiyor!

Haksız mıyım?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.