
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözleri bu kez Avrupa Birliği'ne
demektir! Zira Türkiye'ye vize muafiyeti karşılığında terörle mücadele yasasının değiştirilmesi dayatılmıştır. Bu dayatmaya karşı Erdoğan,
cümlesini kurmuştu.
Bu cümle zihnimde öyle çağrışımlar yaptı ki sormayın. O çağrışımlardan biri de
oldu!
O da kim demeyin… Hatırlayın!
'in o muazzam hikayesinde
ı Şah İsmail'in önüne atan, elçi.
Hatırladınız mı?
Türkiye'ye ne zaman birileri (bu birilerine
da dahil edin. Zira bugünlerde üst akıl ile kafa bulmak isteyen takıntılılar cirit atar oldu ortalıkta) tarafından
çalışılsa. Ne zaman Türkiye'ye yönelik bir “ayar verme” çabası oluşsa Ömer Seyfettin'in Muhsin Çelebi karakterini hatırlarım.
Hikaye uzundur ama şu kadarını hatırlatayım:
Dönemin padişahı tarafından Şah İsmail'e bir elçi gönderilmek istenir. Ama Tebriz Sarayı'nda elçiye iyi davranılmayacağı bilinir. Bu yüzden o güne kadar hiç devletle işi olmayan, güngörmüş, parası pulu olan, doğrucu Muhsin Çelebi bu iş için seçilir. Muhsin Çelebi de Tebriz'e giderken binlerce altın borçlanıp üstüne pembe incili bir kaftan yaptırır.
Ve bakın ne olur sonra?
“(...) Muhsin Çelebi, geniş somaki kemerli açık kapıdan serbest adımlarla girdi. Yürüdü. Başı her vakit gibi yukarda, göğsü her vakit gibi ileride idi. Koynundan çıkardığı nâme-i hümâyununu öptü. Başına koydu. Şah'a uzattı. Ayağı öpülmeyen Şah gazabından sapsarı kesildi. Muhsin Çelebi, tahtın önünden çekilince şöyle bir etrafına baktı. Oturacak bir şey yoktu. Gülümsedi. İçinden: 'Beni mecburen ayakta, hürmet vaziyetinde tutmak istiyorlar galiba...' dedi. Hemen sırtından Pembe İncili Kaftan'ı çıkardı. Tahtın önüne, yere serdi. Sonra bu kıymettar kaftanın üzerine bağdaş kurdu.
İnce dev, ejderha resimleri nakşolunmuş sivri kubbeyi, yaldızlı kemerleri çınlatan gür sadâsıyla:
'Nâmesini verdiğim büyük padişahım, Oğuz Kara Han neslindendir' diye haykırdı. 'Dünya yaratıldığından beri onun ecdadından kimse kul olmamıştır' diye devam etti.
Muhsin Çelebi bağırdı, çağırdı. Sözünü bitirince müsaade filan istemedi, kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Muhsin Çelebi dışarı çıkarken, 'Şunun kaftanını verin' dendi.
Muhariplerden biri koştu. Tahtın önünde serili kaftanı topladı. Türk elçisine yetişti. 'Buyurun. Kaftanınızı unutuyorsunuz' dedi.
Muhsin Çelebi durdu, güldü. Çıktığı kapıya doğru dönerek Şah'ın işiteceği yüksek bir sesle, 'Hayır, unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz şilteniz yok... Hem bir Türk yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz... Bunu bilmiyor musunuz' dedi.”
Muhsin Çelebi, İstanbul'a döndükten sonra
'ı ne yaptığını kimselere söylemedi. O kaftan için borçlanmıştı. O borçlarını ödemek için bin bir sıkıntıya düştü. Ömrünün sonuna kadar sıkıntı çekti. Ama o kaftanın ne olduğunu kimselere söylemedi.
Pembe İncili Kaftan'ın hikayesi böyle.
Şimdi bu hikayeyi Türkiye'ye belirli aralıklarla “parmak sallayanlar”a hatırlatmakta da fayda var.
Hem ne diyordu Cumhurbaşkanı Erdoğan, o konuşmasının bir bölümünde,
”
Bizim için
batıdır. Bu yüz yıllardır böyledir. Lakin batının çifte standardı ve hegemonik davranışına karşı, gerektiğinde yere serdiğimiz en değerli kaftanı orada bırakır yürür gideriz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.