Siyaset ve insan

00:009/11/2013, Cumartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
İbrahim Tenekeci

Ülkemizde siyaset, ciddi oranda, şikâyet kültürü üzerinden yapıldı, yapılıyor. ''Söyleyecek sözü olmayanın yüksek sesle konuşması'' gibi. Bunun sonucunda da, ''taraflar'' arasındaki mesafe açıldı, en hayati konularda bile milli mutabakat sağlanamaz oldu. İster istemez, üslup da buna göre şekillendi. Bakınız: İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.Nurettin Topçu''ya göre, insan, üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: Hakikatin, hayrın ve güzelliğin.Bunları dert edinenler, ''hayatın değil, hakikatin

Ülkemizde siyaset, ciddi oranda, şikâyet kültürü üzerinden yapıldı, yapılıyor. ''Söyleyecek sözü olmayanın yüksek sesle konuşması'' gibi. Bunun sonucunda da, ''taraflar'' arasındaki mesafe açıldı, en hayati konularda bile milli mutabakat sağlanamaz oldu. İster istemez, üslup da buna göre şekillendi. Bakınız: İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.

Nurettin Topçu''ya göre, insan, üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: Hakikatin, hayrın ve güzelliğin.

Bunları dert edinenler, ''hayatın değil, hakikatin ve aşkın insanını yetiştirme'' gayreti içinde olurlar. ''Muvaffakiyeti, galibiyet ve kuvvet gösterisinde aramazlar.'' (Nurettin Topçu''ya Armağan, 1992, Sayfa 9)

Dünyaya ait her şey eskir, buna insanlar ve fikirler de dahildir. Siyaset, belki bir heyecandır, yenilik iddiasıdır.

Görünen o ki, siyasete iki nedenden ötürü giriliyor: Hizmet veya menfaat. Yaşatmak yahut yaşamak.

Eşyaları kullanma, insanları ise anlama kılavuzu vardır. Anlayan, anlatır, aydınlatır. Anlamayan, aldatır.

İnsanları emanet bilmek icap eder. Onları kullanmak yahut kullandırmak olmaz. Ancak, birlikte çalışmak.

Menfaat düşkünü olanlar, ellerine fırsat geçtiği andan itibaren, insan öğütme makinesine dönüşürler. Çünkü tehdit algıları farklıdır. Tehlike, dışarıda değil, içeridedir. Maalesef, bu böyledir.

***

''İnsan, dünyanın en geç olgunlaşan meyvesidir'' deniliyor. Siyaset, işte bu hamlığımızı ortaya çıkarabilecek cazibeye sahip. Alkışlar, övgüler, parlak teklifler, bir adım öne çıkabilmek için yapılan hamleler vs.

Dünya, üç günlüktür. Bazılarına göre, bu günlerin hepsi de yarındır. İşler ve ilişkiler buna göre yapılır, kurulur.

Siyasa ve piyasa, birlikte olmaya müsaittirler. Böylece, ortaya, kara bir renk çıkar. O renk, bizi, Seyrani''nin şu iki dizesine götürür: ''Tarlasına haram tohumu eken / Helal mahsulünü biçer mi bilmem.''

Siyaset, insanlara, bazı hassasiyetleri unutturacak imkânlar sunar. Ayrıca, kendinizi önemsemeye başlarsınız. Bu, yorucu ve maliyetli bir iştir. Sürekli ''bakım'' ister.

Biliyoruz ki, nereye makam ve dünyalık girerse, oraya düşmanlık ve kıskançlık da girer. Kadim büyüklerimiz böyle söylüyor.

Dolayısıyla, kurtarıcı olabilmemiz için, önce dünyanın ağırlığından, baskısından kurtulmamız gerekiyor.

***

Dünya, bizler için gurbettir. Buna karşılık, ''seçme hakkımız sadece dünyada vardır.'' Seçilme hakkı ise daha geniş zamanlıdır. Erzurumlu Emrah, ''Gurbet elde kıymetimiz / Ya bilinir ya bilinmez'' diyor. Bu da Seyrani''nin: ''Gübreliğe inip konan kargalar / Has bahçede gül kadrini ne bilsin?'' (Alıntılar, Abdullah Rıza Ergüven''in Türk Halk Yazını kitabındandır. Yaba Yayınları, 1983)

İşte bu kıymeti bilecek, insanın muhterem oluşunu dikkate alacak şahsiyetlere ihtiyacımız var: İtimat ehli, milletine ve memleketine sadık, arkadaşlarına karşı vefalı, sözünü onur bilen. Diğerlerine değil, değerlerine bağlı.

Buradan yola çıkıp şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İçyüzünü bildiğimiz isimlerin yükselişini önlemek, milli vazifelerimizden biri olmalıdır.

Yine, kullanılmaya müsait kimselerin birer kahramana dönüştüğü veya dönüştürüldüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu bize, ayrı bir sorumluluk yüklüyor.

Şu da hep aklımızda olsun: ''Bizi birleştiren her unsur millidir, ayıran ise değildir.'' Bu tanımın içine birçok siyasetçi de girer, girebilir, girmelidir.

Siyasetin ibretlik taraflarını da unutmayalım. Anlattığına inanmamak gibi. İlginçtir, bu yürüyüş esnasında, ilk pes edenler, o göğsü geniş hatipler olmuştur. Şu an, gençliğimizden bildiğimiz, dinlediğimiz hatipleri tek tek hatırlamaya, nerede olduklarını bulmaya çalışıyorum. Hata veriyorlar. Her şeyin fazlası zarar dedikleri, galiba böyle bir şey.

Tam da burada, aklıma, Dağlarca''nın dizeleri geliyor: ''Çocuğum bol bol masal dinle / Henüz inanırken.'' O hatipler karşısındaki durumumuz, herhalde, bundan daha güzel anlatılamaz, özetlenemez.