
Ucuz ideologların velvelesine kanıp devletin kendi resmî görüşü doğrultusunda uygulamaya koyduklarıyla millet çoğunluğunun beklentileri arasında bir çatışma olduğu fikrine kapılmışsanız bence hata ediyorsunuz. Bu çatışma meyânındaki devletle milleti barıştırma fikri eğer kısa yoldan siyasi çıkar temin etmek isteyenlerin bir göz bağcılığı değilse teorik kalıplar zarar görmesin diye gerçeği feda etmeyi göze almışların çaresizliğinden başka bir şey olamaz. Doğrusunu ben size söyleyeyim: Şahit olduğumuz ve kimilerinin mahkemelere düşmesine, kimilerinin rahat koltuklara kavuşmasına sebep olan vukuat devletin devlete ettiğinden ibarettir. Silleler sallanır, yumruklar konuşurken devreye hiçbir zaman millet çoğunluğunun beklentileri girmez. Çünkü yakın tarihimizi kapsayan zaman dilimi içinde millet çoğunluğunun beklentilerini sınırları çizilebilen bir bütün halinde biçimlendirerek onun gerçekleşmesi yolunda harekete geçen herhangi bir siyasi zümre ortaya çıkmamıştır. Gözümüzü diktiğimiz alan yakın tarihimizdir, zira "uzak" tarihimiz hesaba katıldığında milletin beklentilerinden bahis açmak? anlam taşımayacaktı.Daha önce değil, ancak 1908''den, İkinci Meşrutiyetten itibaren siyasetimiz sıhhate kavuşmayı milletin yükselmesine bağlayan bir anlayışla yürütülebilir duruma gelmiştir. Yirminci yüzyılın başındaki kıpırdanış milletin sadece nüfustan ibaret olmadığını, onun nüfuzlu "potent" vasfı kullanılmaksızın hiçbir siyasi başarıya ulaşılamayacağı kabulünün bir ereğiydi. Yüz yıla yakın bir zamandır milletin potent vasfı sadece siyasi erkte söz sahibi olmak isteyenlerce bir bahane olarak kullanılıyor ve olduğu yerde bırakılıyor. Şimdiye kadar mezkûr vasıf hep potent kaldı, kinetik hale gelmedi.
Osmanlı klasik düzeni sarsılır sarsılmaz Mevlevîler Bektaşilere, Bektaşîler Mevlevilere ne ettiyse her vukuat devletin devlete ettiği çerçevesinde kalmak zorundaydı. Çünkü iki taraftan biri millet çoğunluğuna atfedebileceğimiz bir beklentinin temsilcisi sayılamazdı. Bu dönem geride bırakılıp 1908 sonrasına ulaştığımızda mesele geri kalışımızı İslam''dan uzaklaşmış olmamıza bağlayanların (her bir taraf sadakatsizliği hasmına atfediyordu) kendi aralarında hangi uygulamayı makbul saymak, yani millete, toplum çoğunluğuna hangi muameleyi reva görmek gerektiği konusunda yürüttükleri tartışmalar çerçevesinde ele alındı. Her çağda devletin bir dönemdeki uygulamasının rakibi yine aynı devletin başka bir dönemdeki uygulaması oldu. Hiçbir çağda milleti yerleşiklik esası dahilinde derlenip bir söyleme, o söyleme ilişkin bir eyleme sahip çıkmaya davet eden olmadı. Cumhuriyetle gelen Latin harfleri Osmanlıca''nın (en azından klasik Osmanlıca''nın) değil; "Enver imlâsı"nın rakibiydi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.