Amerika Suriye’de şaşırtmıyor

04:0021/01/2026, Çarşamba
G: 21/01/2026, Çarşamba
Kadir Üstün

Amerikan dış politika tarihi, dünyanın farklı bölgelerindeki çok farklı grupları kullanarak işi bittiğinde onları ya daha büyük bir pazarlıkta kullanan ya da ortada bırakan örneklerle doludur. Güneydoğu Asya’dan Latin Amerika’ya, Afganistan’dan Irak’a kadar geniş bir coğrafyada iktidar mücadelesine girişen devlet altı gruplar Amerikan desteğinin kalıcı olmadığını tecrübe etmişlerdir. Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmeler de bu tarihin bir devamı olarak okunabilir. Washington’ın 2014 sonbaharından

Amerikan dış politika tarihi, dünyanın farklı bölgelerindeki çok farklı grupları kullanarak işi bittiğinde onları ya daha büyük bir pazarlıkta kullanan ya da ortada bırakan örneklerle doludur. Güneydoğu Asya’dan Latin Amerika’ya, Afganistan’dan Irak’a kadar geniş bir coğrafyada iktidar mücadelesine girişen devlet altı gruplar Amerikan desteğinin kalıcı olmadığını tecrübe etmişlerdir. Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmeler de bu tarihin bir devamı olarak okunabilir. Washington’ın 2014 sonbaharından beri PKK’nın Suriye kolu YPG’yle kurduğu ilişkinin geldiği nokta, Amerika’nın bu grubun siyasi hedeflerini desteklemeyeceğinin ispatı olarak görülmelidir. Çözüm sürecinin parçası olmaktansa Suriye iç savaşının yarattığı ortamın fırsatlarını değerlendirmek isteyen örgüt, Amerika’nın destek ve korumasını Türkiye’ye rağmen ilelebet devam ettireceği yanılgısına düştü. Washington’ın son 12 senede Suriye’deki askeri varlığını ulusal çıkar olarak tanımlamakta zorlandığını ve YPG’ye desteğini geçici olarak nitelendirdiğini göz önünde bulundurduğumuzda, Amerika’nın şaşırtmadığını söylemek abartı olmayacaktır.

‘GEÇİCİ, TRANSAKSİYONEL VE TAKTİKSEL’ İLİŞKİ

2014 Haziran’ında DEAŞ’ın Musul’u ele geçirerek birkaç ay içinde Kobani’ye kadar ilerleyerek halife devleti ilan etmesi, uluslararası sistemde şok etkisi yaratmıştı. Amerikalı gazetecilerin Musul’daki infaz videoları Amerikan kamuoyunda infial yaratınca, dört yıl kadar Suriye’ye müdahaleye direnen Obama harekete geçmek zorunda hissetmişti. Eğit-donat başarısız olmuş, Amerika İslamcı gördüğü muhalif gruplara destekten kaçınmış ve Obama kendi çizdiği kimyasal saldırı kırmızı çizgisinin ihlal edilmesine askeri karşılık vermeyip Rusya’nın arabulucu olduğu anlaşmayı kabul etmişti. Esad’ı meşrulaştırarak iktidara tutunmasını kolaylaştıran bu anlaşma sonrasında DEAŞ’ı muhaliflere karşı kullanan Esad rejimi ülkenin kuzeyini de YPG güçlerinin fiili kontrolüne bırakmıştı. DEAŞ’ı durdurabilecek tek güç olarak kendini ABD’ye lanse eden grup, Türkiye’de devam eden çözüm sürecinde ayak sürümeyi tercih etmişti. Washington’da PKK’nın terör listesinden çıkarılması dahi konuşulmaya başlanmıştı.

Obama yönetimi Türkiye’nin itirazlarına YPG’yle ilişkisinin ‘geçici, transaksiyonel ve taktiksel’ olduğunu söyleyerek cevap vermişti. Obama’nın sahada Amerikan postalı olmadan ‘yerel güçlere’ destek vererek DEAŞ’la mücadele etme politikası, YPG tarafından kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak görülmüştü. Amerikan hava ve istihbarat desteğiyle kontrol ettiği alanı genişleten YPG emir-komutasındaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Münbiç’i de ele geçirdikten sonra Akdeniz’e ulaşma ihtimali dahi konuşulmaya başlanmıştı. Türkiye’nin stratejik sabrını ve kararlı politikasını hafife almakta ısrar eden örgüt, Amerikan desteği sayesinde Arap çoğunluklu birçok bölgede yerel halkın ve aşiretlerin de tepkisini çeken bir hakimiyet kurdu. Türkiye, NATO müttefiklerine YPG’ye destek konusunda sürekli baskı yaparken, ABD’ye DEAŞ’la mücadele konusunda alternatif opsiyonlar sunmaktan geri durmadı. Washington’ın aynı politikaya devam etmesi sonucunda, Türkiye 2016 yazından itibaren sahadaki dinamikleri değiştirecek doğrudan askeri operasyonlar yapmaya başladı.

TRUMP: ‘SURİYE’DE NE İŞİMİZ VAR’

İlk başkanlık döneminde birkaç defa Amerika’nın Suriye’den çekileceğini açıklayan Trump, CENTCOM’un süreci zamana yayması, İsrail’in tercihleri ve Kongre’nin de YPG’ye desteği karşısında Suriye’den çıkamadı. Bu ülkede ne işimiz var sorusunu gündeme getiren Trump’ın Dışişleri Bakanı Pompeo İran ve Rusya’nın Suriye’de etkisinin sınırlandırılmasını ulusal çıkar olarak tanımladı ancak YPG’nin bu rolü oynamasının gerçekçi olmadığını herkes biliyordu. Irak savaşına ve ulus devlet inşası projesine muhalefet eden bir başkan olarak Trump DEAŞ’ı bitirdiğini ilan edip Suriye’den çıkmak istiyordu. Obama’nın yapamadığını yapıp Esad rejimini bombalayarak cezalandırmaya çalışan Trump, Suriye’de Amerika’nın hayati çıkarı olduğuna ikna olmamıştı. Afganistan’da da Taliban’la anlaşarak çıkmak isteyen Trump, Amerikan halkının ‘sonsuz savaşlara’ karşı olmasından hareket eden bir politika benimsiyordu. Biden döneminde YPG’yle ilişki büyük oranda aynı şekilde devam ettirildi ancak Türkiye hem farklı askeri operasyonlarıyla hem de Esad rejimi ve Rusya’ya rağmen İdlib’i koruyarak kendi politikasını uyguluyordu.

Trump’ın ikinci başkanlık dönemine başlamadan hemen önce Esad rejiminin düşmesi, Suriye’den çıkmak için yeni bir dönemin habercisi oldu. Şara yönetiminin son bir yıldaki diplomatik performansı, Beyaz Saray’da Trump’la görüşme ve İsrail’le yapılan güvenlik anlaşmasıyla zirve yaptı. Trump, Suriye Özel Temsilcisi olarak atadığı Tom Barrack üzerinden Suriye dosyasının Türkiye’yle koordine edilmesinde ısrarcı oldu. Türkiye’yi Suriye’de kazanan başat aktör olarak gören Trump, geride Afganistan benzeri kaotik bir durum bırakmadan çekilmek istiyordu. Bunun için de Şara’nın ülkeye hâkim olması gerektiğini anlıyordu. DEAŞ’la mücadelede Şara’nın ABD’yle çalışmaya açık olması CENTCOM’un kaygılarını giderirken, İsrail’le yapılan güvenlik anlaşması da İsrail’in ve dolayısıyla Amerikan Kongresi’nin itirazlarını aşacak nitelikteydi. Türkiye’nin de desteklediği 10 Mart anlaşmasının uygulanmasında YPG hala ayak diremeye devam ediyordu ancak gerek Şara hükümeti gerekse aşiretler YPG’nin Halep ve Rakka’daki kontrolüne son verdiler.

Washington’ın Suriye’den çekilmesi için YPG’yle ilişkisini aşağı çekerek Şam’la entegrasyon anlaşmasının uygulanmasında ısrar etmesi gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin sahadaki dengeleri lehine çevirecek askeri varlığının bulunması, muhalefete uzun yıllardır istikrarlı destek vermesi, İdlib’i ciddi riskler alarak koruması, Astana süreciyle Esad’ın alanını sınırlayacak diplomatik hamleler yapması, DEAŞ’la kararlı mücadelesi ve Amerika’nın YPG’ye desteğini genişletmesini engellemesi kritik hamleler olarak öne çıkıyor. Bir yandan Amerika’yla alternatif çözümlere ve koordinasyona açık olması bir yandan da sahada YPG’ye karşı sınırlandırıcı askeri hamlelerden çekinmemesi, Ankara’nın stratejik görünümünün önemli taşıyıcılarından oldu.

Gelinen noktada Amerika’nın YPG’yle olan ilişkisinin diğer tarihi örneklerden çok da farklı olmadığı aşikâr. Washington değişen güç dengelerine ayak uydurma ve yeni siyaset üretme konusunda yetenekli bir başkent olduğu itibarla YPG’yle ilişkisini bitirmese de seviyesini düşürmek zorunda olduğunun farkında görünüyor. Bu da Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından istikrarın sağlanmasına kadar birçok açıdan fark yaratabilecek bir dinamik olacaktır. Suriye son bir yılda iç savaş ve kaosa sürüklenmemeyi başardı ve bunun devamı hem bölgenin istikrarı hem de Türkiye’nin güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Amerika YPG’ye desteğini stratejik tablo değiştiği için yeniden değerlendirmeye mecbur ve Trump zaten öteden beri YPG’yle ilişkiye tam ikna olmuş değildi. Washington’ın tercihleri Suriye’de değişen dengelere ayak uydurmaya çalışıyor ve bunun sonucu olarak önümüzdeki dönemde YPG’ye desteğinin azalması ve sona erme yoluna girmesi şaşırtmıyor.

#ABD
#Suriye
#politika