
İran’ın ABD-İsrail saldırısına ilk 48 saat içinde yaptığı misillemenin şiddeti, İsrail’in ve Körfez ülkelerinin büyük maliyetle karşı karşıya olduğuna işaret ediyordu. İran’ın İsrail’i vurması, Körfez’deki Amerikan üslerini hedef alması ve Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğini fiilen sona erdirmesi, savaşın bölgesel hale geleceğini gösteriyordu. Hamaney ve üst düzey İran liderliğinin ortadan kaldırılması durumunda dahi savaşabileceğini gösteren İran, Amerika ve İsrail’e kolay teslim olmayacağı mesajını veriyordu. Merkezi emir komuta zinciri altında hareket edemediği bir senaryoya hazırlanmış görünen rejim, savaş ortamında karar alma yetkisini âdem-i merkeziyetçi hale getirerek savaşın cephesini mümkün olduğu kadar genişletmeyi amaçladığını gösterdi. Ancak bu stratejinin savaşın siyasi bir irade tarafından emir komuta zinciri içinde değil de askeri kapasitesinin elverdiği ölçüde yönetilmesini zorunlu hale getirdiği söylenebilir. Bu tarz bir direniş stratejisinin maliyet ödetmeye ve rejimi sürdürmeye odaklı olmakla birlikte savaşı kazanmaya yetmeyeceği açık.
Son birkaç gün içinde Amerika ve İsrail’in İran semalarında hava üstünlüğünü ele geçirmesi ve gerçekleştirdikleri yoğun operasyonlar, İran’ın İsrail ve bölge ülkelerini hedef alabilme kapasitesinin önemli ölçüde azaldığına işaret ediyor. İran’ın balistik füze saldırılarının azalmasını taktiksel bir tercih olarak yorumlamak pek mümkün görünmüyor zira savaşı emir komuta zinciri içerisinde yönetebildiklerine dair güçlü delil bulunmuyor. İran’ın ilk birkaç günde donanma, hava kuvvetleri ve balistik füzeleriyle bütün bölgeyi tehdit edebileceğini gösteren salvoları, ilerleyen günlerde büyük oranda ülkenin geniş coğrafyasına dağıtılmış balistik füze kapasitesinin kullanımına indirgenmiş göründü. Amerika ve İsrail’in İran hava sahasına hâkim hale gelmesi ve zaten sınırlı güçteki donanmasını da büyük ölçüde etkisiz hale getirmesi, rejimin balistik füze kapasitesini kullanmaya mahkûm olması sonucunu doğurdu.
Bütün bunlar Amerika’nın askeri gücünün peyderpey üstünlüğünü kabul ettirebileceğini gösteriyor ancak bunun kolay ve hızlı olacağını düşünmek mümkün değil. Savaş sürprizlerle dolu bir süreç ve İran’ın da bu dinamikleri zaman zaman kendi lehine çevirme ihtimali her zaman var. Bununla birlikte savaşı yürüten siyasi ve stratejik aklın olmaması veya varsa bile askeri kapasitesini en etkin şekilde kullanmak üzere organize olamaması İran’ın en büyük handikabı olarak öne çıkıyor. Örneğin ilk iki günde Körfez ülkelerini karşısına alacak şekilde Amerikan üslerini ve bazı sivil hedefleri vurmayı tercih eden İran’ın bütün enerjisini İsrail’i vurmaya harcaması daha etkili olabilirdi. Amerika’nın askeri hedeflerini vurarak Amerika’yı caydırmaya çalışmanın bir mantığı olabilir ancak bunu yaparken Körfez ve diğer Arap ülkeleri kendine yabancılaştırması kritik bir hata olarak öne çıkıyor. Varoluşsal bir mücadele içerisine girdiği anda ‘bütün bölgeyi yakarım’ mesajı vermeye çalışarak Amerika’yı caydırmaya çalışmak çok da akılcı bir strateji olarak görünmüyor.
Amerikan kamuoyunun %60 civarındaki çoğunluğu İran’la savaşa karşı olduğunu ifade ediyor. Buna karşın perşembe akşamı sonuçlanan Senato oylamasında Trump’ın İran’a askeri müdahalesini sınırlandırmaya çalışan bir yasa tasarısı reddedildi. Her iki partinin karşılıklı sadece birer fire verdiği oylama, Cumhuriyetçilerin Trump’a dur demeye yanaşmayacağını gösterdi. Amerikan halkıyla Amerikan siyaseti arasında açılan mesafe, Gazze’deki soykırım sürecinde bütün açıklığıyla ortadaydı ve en son yapılan İran oylaması da bu uçurumun derinleştiğine işaret ediyor. Trump’ı medya önünde en fazla savunan MAGA figürlerinin dahi savaşa net biçimde karşı olmasına rağmen Kongre Cumhuriyetçilerinin bu tavrı takınması hem Başkan’a desteklerinin hem de İsrail’e yakın lobinin etkisinin devam ettiğini gösterdi. Savaş karşıtı söylemleriyle oy toplayarak iktidara gelen Trump’ın İran’a karşı uzun sürebilecek bir savaşa girmesi, seçmeninin desteğini kaybetme riskini öne çıkarsa da Kongre’deki İsrail etkisinin yanında olduğu açık.
İran’la savaşın uzaması, rejim değişikliğinin gerçekleşmemesi, karadan asker göndermeye mecbur kalması, petrol fiyatlarının çok daha artması gibi senaryolar Trump’ın görev onay oranını iyice aşağılara çekecektir. Ancak o durumda bile İsrail’in Kongre dengelerindeki etkinliği Washington siyasetinin Trump’ın yanında olmasını sağlayabilir. Bunun siyasi maliyeti Kasım seçimlerinde Kongre’nin bir veya her iki kanadının kaybedilmesi olacaktır. Önümüzdeki bir iki ay içinde askeri operasyonları sonlandırmak isteyen Trump, siyasi bir zafer ilan edebileceği bir formül üretmeye çalışıyor. Bunun en önemli koşulu da İran’ın artık balistik füze saldırısı düzenleyemez hale gelmesi olacak. İran o aşamaya gelinmesini ne kadar geciktirebilirse Trump üzerindeki kamuoyu baskısı da o kadar artacaktır ancak bunun Amerika’nın savaşı sona erdirmesi için yeterli olmayacağı kesin zira İsrail Kongre üzerindeki bütün nüfuzunu kullanmaya devam edecektir. Kongre’nin bir kanadını kaybetse de sonuçta yeniden seçilme kaygısı olmayan Trump’ın savaşı bir an önce bitirmek istediği varsayımı yanlış bir hesap olur.
İran’ın Amerika ve İsrail’e savaşın maliyetini artırmanın ötesinde caydırıcı bir opsiyonu kalmamış görünüyor. Amerikan Kongre’si ise kamuoyu tepkisine rağmen bu maliyete katlanabileceğinin sinyalini verdi. Amerika’nın askeri hedefi netleştirmede sıkıntı yaşamasına ve rejim değişikliği konusundaki belirsiz tavrına rağmen İran’ın direnme gücünü kırma kapasitesi var. Ancak donanmanın etkisizleştirilmesi, hava üstünlüğünün kurulması ve balistik füze kabiliyetlerinin azaltılması rejimin düşmesine yetmeyecektir. Bunun için İran halkının harekete geçmesi gerekiyor ancak Amerikan tarafı bunun siyasi hazırlığına pek de kafa yormamış görünüyor. PJAK’ın harekete geçmesi, etnik ve mezhep çatışmalarının körüklenmesi üzerinden rejimi devirmeye kalkarsa iç savaş ihtimali, Amerikan askerini sahaya indirirse de Irak’ta yaşananların benzeri senaryolar öne çıkar. Bu da Amerika ve İsrail’in yüksek maliyete katlanarak askeri üstünlük kurabileceklerini ancak siyasi değişimi hayata geçirmelerinin çok daha zor olacağını gösteriyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.