
Trump’ın henüz iki haftasını doldurmayan savaşın ‘çok yakında’ biteceğini söylemesi şaşırtıcı değil. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üstüne fırlaması bu açıklamanın en önemli tetikleyicisi oldu. Siyasi hedefini izah etmekte zorlandığı ve İsrail’in ‘kışkırtmasıyla’ giriştiği askeri müdahalenin muğlaklığı Trump’a zafer ilan etme konusunda esneklik sağlıyor ancak Amerikan halkının desteklemediği bu çatışmanın kendine siyasi maliyet üretmekten fazla bir faydası olmadı. Şu aşamada ‘misyon tamamlandı’ diyerek geri çekilme ihtimali yüksek ancak çatışmanın temel dinamiklerini değiştirecek kalıcı adımlar atmadığı takdirde Amerika’nın sürekli içine çekileceği sürekli bir savaş haline alışması gerekebilir.
İsrail’le İran’ın bölgesel mücadelesinin en son geldiği noktayı temsil eden bu yıkıcı aşamanın kısa vadede kalıcı bir anlaşmayla sonuçlanması da muhtemel görünmüyor. İran Amerika’nın bölgeden tamamen çekilmemesi durumunda savaşı devam ettirme gibi maksimalist bir pozisyon benimserse ucu açık sürekli bir savaşın maliyetine katlanamaz. İsrail’in İran’ı tamamen etkisiz hale getirme hedefine ulaşması da mümkün görünmüyor. Bu denklemde Trump zafer ilan edip savaşı bitirirse, İran da zafer ilan edecektir ama bu senaryoda da savaşın gerçek bir kazananı olmayacak. İran’ın ağır yara aldığı, İsrail’in İran’ı tamamen tehdit olmaktan çıkaramadığı, Amerika’nın rejim değişikliğini sağlayamadığı senaryo en olası senaryo olarak öne çıkıyor.
İran’la savaşın en hızlı ve caydırıcı etkisi, enerji piyasalarında yarattığı keskin dalgalanmalar oldu. Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün büyük oranda durması, petrolün varil fiyatını pazartesi günü itibariyle 100 doların üzerine çıkardı. Trump geçiş yapacak gemilere Amerikan devleti eliyle sigorta ve askeri koruma sağlanacağını açıkladı ancak bunun hızlıca hayata geçirilmesi mümkün görünmüyor. Trump’ın savaş hazırlığı bölgeye asker yığmaya odaklanarak ekonomik sonuçlarını minimize edecek bir hazırlık yapmadığı için bu büyük bir sorun. Sigorta firmaları petrol gemilerini ya sigorta etmek istemiyor ya da poliçeler çok maliyetli. Birçok nakliye firması da sigorta imkânı olsa da gemilerini ve mürettebatı riske atmak istemiyor. Halihazırda boğazdan bazı geçişler gerçekleşse de bunlar ya çok riskli ya da kayıt altına alınmayan cinsten.
Petrol yanında sıvılaştırılmış gaz (LNG) piyasaları açısından da bölgedeki güvenlik sorunu çok ciddi bir risk üretiyor. İran’ın dron saldırıları sebebiyle Katar’ın LNG üretimini ve ihracatını durdurması, Avrupa ve Asya enerji piyasalarını vurdu. Bu durum Amerikan LNG ihracatına talebi artırdı ancak Amerika’nın kapasite artırma imkânı sınırlı olduğu için Katar’ın yerini doldurması mümkün değil. Avrupa piyasalarında %50 civarında artışlar yaşanırken Asya’da %100’e varan fiyat sıçramaları enerji piyasalarını sarstı. Dünyanın en büyük ihracatçısı konumunda olan Amerikan LNG üreticileri bu durumdan faydalanıyor ancak fiyat dalgalanmaları enerji piyasalarındaki öngörülemezliği ve kırılganlığı artırıyor.
Savaşın Kongre tarafından alınan bir kararla başlamamış olması da Trump yönetiminin mevcut Pentagon bütçesini kullanmasını mecbur kılıyor. Savaşın maliyeti konusunda çelişkili ve spekülatif haberler fazlaca olsa da Amerika’nın şimdiden milyarlarca dolar harcadığını biliyoruz. Trump yönetimi aynı tempoda savaşa devam ederse Kongre’den ek bütçe istemesi kaçınılmaz hale gelecek. Bu da Kongre’nin savaş ilan etmesi ve dolayısıyla Trump’ın savaşın kaderini tayin etmede kontrolü kaybetmesi anlamına gelir. Görev onay oranının tarihin en düşük seviyelerinde olduğu böyle bir dönemde Trump’ın Kongre’yi savaş ilanına ve milyarlarca dolar yeni bütçe onayına ikna etmesi mümkün görünmüyor. Enerji piyasalarındaki dalgalanmaların Amerikan halkının bütçesini doğrudan vurması, borsadaki negatif görüntü ve gün be gün artan savaşın ekonomik maliyeti, Trump’ı bir an önce zafer ilan etmeye itiyor.
Amerika’nın ne kazandığına bakıldığında, Trump’ın Amerikan kamuoyunu yüksek enerji fiyatları ve ekonomik maliyete ikna edecek bir destek bulamaması göze çarpıyor. Kamuoyu bunun Amerika’nın değil İsrail’in savaşı olduğuna çoktan ikna olmuş durumda ve daha fazla maliyet ödemek istemiyor. Kongre’nin kısa vadede İsrail lobisinin de etkisiyle destek verse de uzun soluklu bir savaş kararı çıkarıp bütçe ayırması da siyaseten intihar anlamına gelir. İsrail’in vadettiği gibi hızlı bir zafer ve rejim değişimi senaryosunun olmayacağını gören Trump, İran’ın askeri nükleer ve balistik füze kapasitesini yok etmek iddiasıyla yetinmek zorunda kalacak. Trump’ın sonuç ne olursa olsun zafer ilan edeceği biliniyordu ancak asıl mesele bunu hangi aşamada yapacağıydı. 2025 Haziran’ındaki çatışma 12 gün sürmüştü, bu savaşın daha uzun sürmesi mümkün ama Trump’ın şimdiden kazandıklarını söylemesi operasyonları durdurmasının uzak olmadığına işaret ediyor.
Amerika’nın sözde zaferi karşısında İran’ın da net bir başarı kazandığını söylemek mümkün değil. Rejim değişikliğinin tam bir Amerikan işgali olmadan mümkün olmayacağı büyük oranda belliydi. İran’ın Amerika’ya büyük ekonomik ve askeri maliyet üretmek üzerinden caydırma konusunda başarılı olduğu söylenemez. Siyasi liderliği ve askeri altyapısı büyük darbe alan İran, Körfez ülkeleriyle ilişkilerine uzun sürecek bir darbe vurdu. İsrail’i vurabileceğini gösterse de komşularını ABD ve İsrail’in yanına iterek stratejik bir hata yaptı. Savaşı bölgesel hale getirerek bölgesel anlamda yalnızlaşan İran’ın Rusya ve Çin’den aldığı desteğin de son derece minimal olduğu görülüyor. ABD’nin geri çekilmesini askeri gücüyle değil ürettiği ekonomik maliyet üzerinden dolaylı olarak başarsa da bunun bölgesel güç projeksiyonu açısından kalıcı bir kazanım olduğunu söylemek zor.
İsrail ise Amerika’yı İran’a saldırtma konusunda başarılı olsa da Trump’ın ‘son şans’ olması Netanyahu hükümetinin ABD-İsrail ilişkisine kalıcı bir darbe vurduğuna işaret ediyor. Kongre’nin desteğinin partizan seviyede kalması, iki partili geleneksel Amerikan desteğinin ne kadar aşındığını gösteriyor. İran’ın nükleer kapasitesinin yok edilip edilmediğinin doğrulanması mümkün olmayacak bir denklem ortaya çıktı zira İran’ın bundan sonra Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun teftişlerini kabul etmesi verilecek büyük tavizlere bağlı olacak. İran’ın balistik füzelerini kullanma kapasitesi büyük ölçüde geriletildi ancak orta vadede bu kapasitenin tamir edilmesi mümkün. İsrail İran’a büyük bir darbe vurulmasını sağladı ancak İran tehdidini sona erdirdiğini iddia etmesi mümkün değil.
Bu tabloya ne ABD’nin İran’a karşı koruma sağlayacağına inanan ne de İran’la iyi geçinmeye çalışan bölge ülkelerinin umduğunu bulabildiğini eklemek gerekiyor. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkeler açısından bakıldığında, Amerikan güvenlik şemsiyesine yapılan büyük yatırımların, İsrail’le zaman zaman yakınlaşmanın ve İran’la açılım çabalarının büyük oranda başarısız olduğu görülüyor. Ne Amerika’yı savaşa girmemeye ne de İran’ı kendilerine saldırmamaya ikna edemeyen Körfez ülkeleri, yeni bir güvenlik anlayışına yönelmek zorunda kalacaklar. Enerji piyasalarındaki dalgalanmaların ekonomilerine negatif etkisi de önümüzdeki dönemde kritik bir meydan okuma olarak öne çıkacak. Bütün bu dinamiklere bakıldığında bu savaşın kazananı olmayacağını ve yeni bir bölgesel güvenlik dengesinin kurulması gerekeceğini öngörmek zor değil.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.