
Trump yönetiminin Ortadoğu’ya yaptığı yığınak, Amerika’nın Irak savaşından beri yaptığı en büyük askeri varlığa tekabül ediyor. Perşembe günü Cenevre’de yapılması planlanan görüşmelerden bir anlaşma çıkmaması durumunda Amerika’nın İran’a saldırma ihtimali yükselecek. Ancak muhtemel bir operasyonun ne kadar kapsamlı olacağı, İran’ın nasıl karşılık vereceği ve savaşın ne kadar süreceği belirsiz. Trump, müzakere masasına silahını da koyarak sopa göstererek İran’ı teslim olmaya zorluyor. Trump’ın güç gösterisi ve inandırıcı tehdit üzerinden zafer kazanma umudu en azından şimdilik gerçekleşmedi. Herhangi bir anlaşma sağlanamadığı senaryoda, Trump’ın kendisinin de aslında ne kadar büyük bir operasyona girişmek istediğinden emin olmadığı söylenebilir zira İran’la savaşın tereyağından kıl çekmeye benzemeyeceği kesin. Seçim vaatlerinin tam aksine Amerika’yı yeni bir ucu açık savaşa sokması, Trump’ın sadece ara seçimleri değil önümüzdeki üç yılı da kaybedeceği bir kumar oynaması anlamına gelebilir.
Anlaşma sağlanması zor görünüyor zira Trump yönetiminin kullandığı retorik ve talepleri İsrail’in de baskısıyla oldukça yüksek. Trump, İran’ın nükleer programından vazgeçip uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesini talep ediyor. Dahası, orta ve uzun menzilli balistik füze üretimiyle birlikte bölgesel vekilleri üzerinden yürüttüğü aktiviteleri de sona erdirmesi gerektiğini söylüyor. Trump bu kadar çok tavizi bir arada alamayacağını görmüş olmalı ki son günlerde İran’ın küçük ve barışçıl nükleer programa sahip olabileceği senaryolar basında yer almaya başladı. Ancak İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesi bugüne kadar ödediği ağır bedeli bir yana koymak ve rejimin kendi bekasını da tehlikeye atmak anlamına gelir. Washington’ın müzakere etmek değil eninde sonunda rejimi devirmek amacında olduğuna inanan Tahran’ın istenen tavizleri vermesi durumunda bile barışın kalıcı olmayacağını hesap ettiği açık.
Trump açısından bakıldığında da bu kadar yığınak ve güç gösterisi yaptıktan sonra zafer ilan etmeden geri adım atması mümkün görünmüyor. Bu siyasi zaferi almadığı takdirde, İran’ın nükleer ve balistik füze tesisleriyle birlikte askeri üslerini vurması da kuvvetle muhtemel. Trump yönetiminin özellikle Hamaney’i hedef alması da öne çıkan senaryolar arasında ancak İran’ın liderini Venezuela lideri Maduro gibi ele geçirmesi kolay olmayacaktır. Hamaney ortadan kaldırılsa dahi İran rejiminin Ali Şamkani liderliğinde yeni kurulan Savunma Konseyi tarafından savaşa devam etmeye hazırlandığı basına yansıdı. Elbette Amerika’nın Hamaney’e ulaşabilmesi büyük bir psikolojik üstünlük sağlayabilir ancak İran’ın ABD ve İsrail hedeflerine saldırması da kaçınılmaz hale gelir. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nı kapatmak ve petrol tankerlerini hedef almak gibi opsiyonları elinde bulunduran İran, küresel ekonomiye ve Amerikan borsasına da şok yaşatabilecek askeri ve stratejik kapasiteye sahip.
Trump’ın her iki başkanlık döneminde de Amerika’nın ucu açık savaşlarını eleştirerek siyasi prim yapmakla birlikte askeri güç kullanmaktan geri kalmadığını gördük. Suriye, Yemen, İran ve Venezuela gibi ülkelerde operasyon emri veren Trump, İran’la 12 gün savaşı sırasında çatışmayı kısa tutup zafer ilan ederek çekilmeye özen göstermişti. Trump’ın askeri güç kullanabileceğinden kimsenin şüphesi yok ancak uzun sürecek bir savaşa Amerikan kamuoyunun tahammülü olmadığı herkesin malumu. Trump bu sefer de bir şekilde hızlı bir zafer alıp devam etmeyi hesaplıyor olabilir ancak İsrail’in de etkisiyle ucu açık bir savaşa çok yaklaştığımız açık. İran rejiminin varoluşsal bir savaşa girmesi sadece ABD ve İsrail hedeflerini değil Amerikan müttefiklerini de hedef alması anlamına geliyor.
Amerika’nın uzun zamandır devam eden İran-İsrail bölgesel rekabetine doğrudan girerek bu mücadelenin tarafı haline gelmesi, 12 gün savaşında küçük çapta da olsa tecrübe edilmişti. Ancak o savaşta karşılıklı kontrollü bir çatışma söz konusuydu ve iki taraf da zafer ilan etmenin bir yolunu bulmuştu. Bu sefer gerçek bir savaş ortamının oluşması, birçok öngörülemeyen gelişmeyi beraberinde getirerek bölgesel istikrarsızlığı zirveye çıkarır. Karşılıklı el yükseltme üzerine kurulu bir çatışma ortamı bölge ülkelerini de içine çekebilir. Rusya ve Çin gibi güçlerin de Amerika’yı dolaylı zayıflatmanın imkanlarını değerlendirmek istemeleri beklenebilir. İran’ın iç zayıflıkları rejimin aleyhine çalışacak gibi görünse de savaş ortamında rejime desteğin artması da göz ardı edilemez. Savaş ortamına girildiği zaman ortaya çıkacak ‘bilinmeyen bilinmeyenleri’ de hesaba kattığımızda, ABD-İran savaşının uzun sürecek büyük bir krize dönüşmesi gayet mümkün.
Ortadoğu’da yeni bir savaş bölgesel istikrarsızlık ve kaos ortamı yaratmanın ötesinde, Amerika’nın gücünü ve itibarını da iyice sarsacaktır. Amerika’nın askeri anlamda üstünlüğü konusunda şüphe olmamakla birlikte bunun yetmediği Afganistan ve Irak örnekleriyle ortada. İran’a karşı İsrail dışında bir müttefik bulması da kolay olmayacak. Bazı ülkeler ‘mecburen’ Amerika’yla koordinasyon yürütmek zorunda kalabilir ancak İsrail dışında İran’la savaşa girmek isteyecek bir bölge ülkesi yok. İsrail de zaten İran’la doğrudan bir savaşı istemiyor, Amerika’nın bizzat savaşa girdiği bir senaryonun peşinde. Trump son 25 yılın en büyük askeri yığınağını yaparak korkutma üzerinden bir anlaşma sağlamak istemiş olabilir ve küçük tavizleri zafer olarak göstererek geri adım atması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak İran’la çatışmanın dozunu ayarlayamaz ve ‘kazara’ ucu açık kapsamlı bir savaşa girerse, başkanlığının geri kalan dönemini de büyük bir ipotek altına almış olur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.