İki belgesel, yakın tarih konusunda tüm fikirlerimi ve ön yargılarımı değiştirdi. 1998 yılında Sarıkamış belgeselini yaparken Enver Paşa'nın dünyasına girdim. Bir yıl sonra, İlk Meclis belgeselini yaparken de Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarının dünyasıyla tanıştım.
Enver ve Mustafa Kemal... İki benzer kişiliğin tam olarak anlatılmamış rekabeti, mücadelesi ve serüveni karşısında büyülendim. Osmanlı'nın son döneminde Enver Paşa, Cumhuriyetin ilk döneminde de Mustafa Kemal, ülkenin ve milletin kaderine yön verdi. Çok güçlü ve çok radikal kararlar aldılar. Bana göre muhteşem bir film, belgesel ve kitap konusu.
Prof. İsmail Kara'nın, belgesel danışmanı olarak bana verdiği kitap listesini üç ayda okuyup yuttum. Yaklaşık 40 kitaptı. Sonraki on yıl boyunca yakın tarihten kopamadım. Rüyalarımda bile o dönemde yaşıyordum. Bugün kitaplığımın en büyük kısmını Osmanlı'nın son üç yüz yılını ve Cumhuriyetin ilk 50 yılını anlatan kitaplar kaplıyor. Bu tarih dilimini anlamayan, bugünü anlayamaz bana göre.
Farklı fikirde, aynı karakterde iki lider
Kitapların arasında geçen günlerimde farklı bir Mustafa Kemal ve Enver Paşa gördüm. Yeniden tanıdım onları, yeniden tarihin içinde konumlandırdım. İki muhteşem hikayenin, iki sıra dışı kahramanı olarak gördüm. Fikirleri farklı ama kişilikleri, iş yapış şekilleri, tek adamlıkları, karizmaları, otoriterliği çok benzerdi. Enver Paşa gözü kara bir serdengeçti, Mustafa Kemal pragmatist bir kurmay zeka olarak zihnime yerleşti.
Enver Paşa ile Mustafa Kemal'in dikkatimi çeken ortak özelliklerinden biri, onlara tapacak kadar seveni ve aynı derecede nefret edeninin çok olmasıydı.
Manastır dağlarında isyan bayrağı açtığı günden, İstanbul'da Abdülhamit'i devirdiği güne ve sonra Birinci Dünya Savaşı'ndaki komutanlığına kadar, Enver Paşa herkesin kahramanı, aşık olduğu genç bir liderdi. Mustafa Kemal bir kaç kere onunla yakın çalışmak istedi ama Enver Paşa izin vermedi. Sadece Mustafa Kemal'i değil, yüzlerce insanı dışladı, sürgüne gönderdi ve tasfiye etti.
Enver Paşa'nın giydiği şapka, bıyıklarını uzatma şekli, fotoğraf çektirirken ellerini tutuş şekli, giyim kuşamı tüm imparatorlukta moda olurdu. Askerlerin giydiği şapkanın adı bile 'Enveriye' idi.
Enver Paşa idama mahkum edildi, gurbette şehit düştü
Tarih, onun kadar genç, onun kadar hızlı yükselen ve onun kadar erken ölen bir lideri az görmüştür. Belki Birinci Dünya Savaşı'nı kazansaydı, Büyük İskender'in 30'lu yaşlarda dünyanın yarısını fethettiği rekorunu kıracak yeni fetihlere girişebilirdi. Olmadı. Almanya'ya bağladı kaderini. Yenildi.
İmparatorluk parçalandı. Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa'nın liderliğini yaptığı İttihat Terakki, hain ilan edildi. Enver Paşa'nın Divanı Harp'te rütbeleri alındı, gıyabında idama mahkum edildi. Ona duyulan tüm sevgi, nefrete dönüştü. O da Kafkasya'ya, devrimler yapmaya ve yeniden Anadolu'ya dönerek, eski günlere kavuşmaya gitti. Kurtuluş Savaşı'nda gelmek istedi, bu kez Mustafa Kemal izin vermedi. 1922'de, Tacikistan'da, Pamir Dağı'nın eteklerinde, elinde kılıç, Rusların makineli tüfek müfrezesine saldırırken şehit düştü. Henüz 41 yaşındaydı. Vatanına hasret bedeni, o topraklara gömüldü. 74 yıl sonra, 1996 yılında naaşı Türkiye'ye getirilebildi.
Tarih Mustafa Kemal'i sahneye çıkardı
Tarih aynı özelliklere sahip iki lideri, aynı anda sahnede tutmadı. Enver Paşa gidince, sahneye Mustafa Kemal'i çıkardı. O da eski bir İttihat Terakki üyesiydi. Ancak Enver Paşa onu hep uzak tutup, oyuna dahil etmemişti. Osmanlı yıkılınca, tüm güç Anadolu'ya ve Mustafa Kemal'e geçmişti.
Benim için en etkileyici icraatlarından biri, yıkılmış ülkenin ortasında, İlk Meclis'i kurmuş olmasıdır. Millet iradesine bu kadar önem vermesi takdire şayandır. Savaşlar, barışlar, kavgalar ve zaferler arasında Enver Paşa kadar etkileyici bir ömür geçirdi Mustafa Kemal. Herkes O'na da hayran oldu, sevdi, aşık oldu. Öylesine hızlı, öylesine radikal karar aldı ki, 600 yıllık imparatorluğu bir kaç yılda değiştirdi. Millet şaşkınlıktan ne yapacağını bilemezken, tüm dünyanın dikkati Mustafa Kemal'in üzerine döndü.
Sonra hikayenin hüzünlü kısmı başladı. Ever Paşa ve ondan geriye kalan herkesi tasfiye etti. Yetmedi, Kazım Karabekir, Halide Edip, Rauf Orbay başta, en yakın çalışma arkadaşlarını da tasfiye etti. Milletten uzaklaştı. Ömrünün geri kalan kısmında, kalabalıklar içinde tek başına geçireceği zamanlar böyle başladı.
Enver Paşa gibi, O'na duyulan sevgi de nefrete döndü. O'nu, ilahi güçleri olan doğa üstü varlık konumunda koyanlar da, en acımasız düşman konumuna koyanlar da oldu. O da genç sayılabilecek çağda, 57 yaşında hayata veda etti. Geride 90 yıl boyunca anlatılacak büyük bir Cumhuriyet hikayesi bıraktı.
Bir 'kahraman' ve bir 'hain' arasında tercihe zorlanmak
Her iki liderin de hakkıyla konuşulduğu kanaatte değilim. Enver Paşa düşman ve hain kategorisinde, Atatürk dokunulmaz ve ulaşılmaz kahraman kategorisinde kaldığı sürece, onları tam olarak anlamak mümkün değil. Bir insan olarak, bir eş olarak, bir aşık olarak; hırsları, tutkuları ve zayıflıkları olan insanlar olarak, onları okumak, anlamak daha sağlıklı olacakken, bundan mahrum olduk.
Enver Paşa hakkında, yaşarken kötü şeyler, öldükten sonra iyi şeyler söylemek yasaktı. Mustafa Kemal hakkında da öldükten sonra eleştirel şeyler söylemek yasaktı. O kadar ki, Atatürk'ü koruma kanunu bile çıkartıldı.
Bir “kahraman” ve bir “hain” arasında tercih yapmak zorunda bırakıldı insanlar. Böyle olmasa, belki iki lideri daha iyi anlayacağız. Belki bu kadar yüceltmeyeceğiz, belki eleştireceğiz ama Atatürk'ü de Enver Paşa'yı da daha iyi anlayacağız.
İki liderle barışmak için
Oysa her ikisi de aynı yıl doğmuş, Abdülhamid'in kurduğu aynı okullarda yetişmiş, Osmanlı'nın en iyi subaylarıydı. Her ikisi de ülkesini ve milletini düşünüyordu. Biri Almanlarla, diğeri İngilizlerle müttefik olunursa ayakta kalabileceğimize inandı. Biri dışa açılıp yeni fetihler yaparak, diğer içe kapanıp, korunarak var olacağımızı düşündü.
Sonuçta her iki lider de bu toprakların çocuğuydu. Biri yaşarken, diğeri öldükten sonra dokunulmaz, insan üstü varlıklara dönüştürüldüler.
Oysa ikisiyle barışmak ve ikisini de anlamak için, onları bulundukları yerden yanımıza, normal insanların arasına getirmek gerekir.