
Benim dışımda "Kongre"den söz etmeyen kalmadı herhalde... Kongre"ye ilişkin (daha doğrusu Başbakan"ın Kongre Konuşması"na ilişkin) epeyce yorum okuduk ve dinledik. Bu yorum bolluğunun dışında kalmamak için bugün ben de gecikmiş olarak bu Kongreden-Konuşmadan söz etmek istiyorum.
Konuşmanın içeriğine girmeden önce Kongre"nin şekli ve mahiyetini konu alan birkaç gözlem yapacak olursak: Konuyu bence en iyi anlayan-yorumlayan gazeteci Tarhan Erdem (Radikal) oldu. Erdem, "1970 sonrasında partilerin örgüt kongreleri liderin veya onun adına örgütü yönetenlerin isteklerinin "sözde kongre kararı"na dönüşmesi dönemi başladı" diyerek başlıyor bu yazısına. (Bu değerlendirmeye ilişkin "1970 öncesini sonrasından ayıran hususlar nelerdir?" sorusunu sormaya tabii ki hakkınız var.)
Erdem, şöyle devam ediyor: "Bugün, partilerin ilçelerde ve parti merkezinde "kongre" adıyla düzenledikleri toplantıların hiçbiri "kongre" değildir. O toplantılara delege adıyla katılanlar delege; oylamalar demokratik seçim; alınan kararlar demokratik bir ülkedeki demokratik parti kongresinin kararı sayılamaz. Kurumlar kongrelerin özelliklerine göre, demokratik veya demokrasi dışında sayılırlar; Türkiye"de partilerin hiçbiri demokratik parti değildir; Ak Parti de bunlardan biridir!"
Erdem"in bu teşhisinin bayağı "ağır" olduğunun sizin gibi ben de farkındayım; ama bu teşhis –maalesef- doğru bir teşhis.
Çünkü "kongreler" birer "gösteri" alanı değildir. Kongreler (hele de "Büyük" olanları) "söz"ün çoğul olarak salonda gezindiği ortamlardır. "Söz" derken "tezahürat"ı kastetmiyorum tabii ki... İsterseniz bu konuda derdimi daha iyi anlatabilmek için Yeni Asya gazetesinin logosunda yer alan şu sözü hatırlatayım: "Asyanın bahtının miftahı, meşveret ve şûrâdır". Tercüme edecek olursak: Kongrelerin anlamı ve miftahı tek bir kişinin saatler süren konuşması ve ona yapılan tezahürat değil, meşveret ve şûrâdır.
Şimdi gelelim Konuşma"nın analizine:
Konuşma"nın açılışının bir şiirden seçilen dizelerle yapıldığını ve çok yoğun bir duygu seline yol açtığını biliyoruz. Söz konusu şiir Sezai Karakoç"un "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" başlıklı şiiriydi. Karakoç, bildiğiniz gibi, sadece "İslami kesim"in değil şiir dünyasına aşina pek çok kişinin de (Cemal Süreya aklıma geliyor) değerli bulduğu bir şairdir. (Ama unutmayalım ki Karakoç, aynı zamanda siyasi bir kişilik, üstelik bir siyasi partinin başkanıdır. Bu hatırlatmayı genel başkanı farklı olan bir siyasi partinin kongresinin bir başka siyasi partinin genel başkanının sözleriyle açılmasını biraz şaşkınlıkla karşıladığımı belirtmem için yapıyorum.)
Karakoç"un içinde gerçekten güzel dizelerin yer aldığı bu şiir, bilenlerin hemen hatırlayacağı üzere şairin "dünya sürgünü"nün bir an önce bitmesini dile getirdiği bir içeriğe sahiptir. "Ah uzatma dünya sürgünümü benim" dizesinden apaçık olarak anlaşılacağı gibi. Bir şairin bu dünyada kendisini "sürgünde" hissetmesi ve bunu güzel dizelerle dile getirmesi –tabii ki- yadırganacak bir husus değildir. (Aynı zamanda bir siyasi partinin başkanı olması problemli bir durum olsa da) İnsanların bir bölümü –şair ya da değil- ölümlü hayatlarının, bu dünyanın ve evrenin anlamını bir gün nihayet sona erecek olan bir "sürgün" olarak görmeye-anlamaya niçin yönelmesinler?
Buradaki "problem", son durağı keşişlik-dervişlik olarak karşımıza çıkan bu yolculuk anlayışının bir siyasi partinin kongresinin açılışında sarf edilmiş olmasıdır.
Neden? Cevabı basit bir soru bu. Çünkü "siyaset" epeyce yollardan geçtikten sonra günümüzde tamamen "seküler" bir mahiyet kazanmış bir pratiktir. Dolayısıyla kendilerini "sürgün" olarak görenlerin gözünde de pek makbul bir pratik olmaması gerekir. O halde tabii olarak ülke tarihinde derin yaralar açmış olan askeri darbeler ve darbe teşebbüsleri, dış politika, terör ve tabii ki "ekonomi" gibi tamamen "seküler" sorunlardan söz edilecek –ve edilen- bir Kongre"de delegeleri ve izleyicileri bu konularla uzaktan yakından ilgisi olmayan "uhrevî" bir havaya-psikolojiye sokarak başlamak ne derece tutarlıdır?
Bu sözlerimden Kongreye katılan –ve katılmayan- delege ve izleyicilerin "sürgün" temasını akıllarından tamamen çıkararak "siyaset" ile ilgilenmeleri gerektiğini söylediğim şeklinde bir sonuç çıkarılmasın. İnsanlar tabii ki özel-genel hayatlarında bu ruh halini koruyarak da "siyaset" ile meşgul olacaklardır. Ancak sadece "siyaset"in konuşulması gereken bir ortama hakim olması gereken ana tema, iş-aş, sağlık, eğitim-öğretim, istihdam, güvenlik, çevre, konut, üretim, ihracat, dış ticaret dengesi, işsizlik, tarım, vb. gibi insanoğlunun "sürgün"de ister istemez karşısına çıkan ve çözmesi gereken konular olacaktır.
Söylediğim gibi bizim keşiflerimizden birisi olmayan "siyaset"e ilişkin hiç değilse 18. Yüzyıldan bugüne çok yol alındı. Bu süreç içinde dinsel inanç siyasal olmaktan çıktı. Tıpkı siyasal inancın dinsel olmaktan çıktığı gibi. 19. Yüzyılın bir keşfi olarak kendini keşfeden "Toplum" denilen yeni bir siyasal varlıkla karşılaştık. "Geçmiş"in ağırlığı yerini "gelecek" beklentisine bıraktı. Bu geçiş ortaya "ideolojiler" dediğimiz "aşkınlık" ile ilgisini kesmeye başlamış yeni bir siyasal alan çıkardı. Dönemin üç büyük ideolojisi (muhafazakar-liberal-sosyalist) yirminci yüzyılda meşruiyetin kaynağı olarak "Toplum"u öne çıkardı. Nihayet siyasetin rolü, işlevi ve hedefinin çoğulcu ve demokratik bir ortam yaratmak olduğuna karar verildi.
O zaman sorabiliriz: "Siyaset" kavramının geçirdiği bu değişim-dönüşüm sürecini yok sayıp, onu kendimize göre yeniden tanımlayabilmemiz mümkün mü bugün?
Kongre"ye ilişkin bir yazı daha var aklımda...
---------
Yazıyı "hafifletmek" için biraz önce ekrana düşen şu gelişmeyi hatırlatmak isterim: Başbakan, "silah altında" bulunanların, yani askerlik görevini yapanların da birer vatandaş olarak seçimlerde oy kullanabilmeleri yönünde hazırlık yaptıklarını açıkladı. Bugüne kadar hakkında kim bilir kaç kere hatırlattığım bir konu bu. Yüz binlerce seçmenin en temel vatandaşlık hakkını –nihayet- tanıyan bir karar bu.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.