
Geçtiğimiz yıl nisan ayında yine bu köşede bankacılığın ne olduğuna ve ülkemizdeki bankacılık anlayışına dair yazılar kaleme almıştım. O dönemde ısrarla üzerinde durduğum konuların başında bankacılığın “kamusal bir görev” olduğu ve bankalara verilen lisansların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğiydi. Zira bankalara verilen mevduat toplama ve kredi kullandırma gibi “imtiyazlar” ve bunların kanunla düzenlenmesinin sebebi de kamusal bir görevin yerine getirilmesidir. Bankaları kanunla düzenlenmeyen alanda borç verenlerden ayıran da bu imtiyazdır. Bu bakımdan bankaların iyi dönemlerde kapısından ayrılmayıp kredi vermek için peşinden koştuğu reel sektöre stresli dönemlerde sırtını dönmesi verilen imtiyaza aykırı olduğu kadar piyasa ahlaki açısından da oldukça tartışmalıdır.
Bankacılık ile ilgili daha önceden dikkat çekmeye çalıştığım konuları bugün yeniden gündeme getirmemin sebebi, Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Berat Albayrak’ın hafta içinde ekonomi medyası ile bir araya geldiği toplantıda yaptığı açıklamalar. Albayrak, toplantı esnasında konu bankalara gelince şöyle diyor: “Faizler düşerken bankaların kredi portföyü artmıyor, konuyu yakından izliyoruz. Bankalar kredi verme konusunda bir şeyden çekiniyorsa bize anlatsınlar öğrenelim. Bankacılık, birilerinin paralarını toplayıp üzerine oturma yeri değildir. Bankaların aldıkları lisans, paraları tutma amaçlı değil.” Böylelikle tam olarak dikkat çekmeye çalıştığım konu en yetkili ağızdan ifade edilmiş oldu.
Sayın Albayrak’ın bankacılık sektörüne ilişkin açıklamaları bununla da sınırlı değil. Albayrak bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının gücüne dikkat çekiyor ve açıklanan bilançolardaki pozitif rakamlara atıf yapıyor. Ancak çok ciddi bir uyarısı var: “Bankalarımız hızlı gideyim sonra sert frene basayım diyemez. Ne son sürat gideceğiz ne kökleyeceğiz, normal hızında gideceğiz, çılgınlık yok. Giderken en son sürat gaza basayım ben toplayayım, küçülürken frene basayım öyle yok. Ekonomi oyuncak değil. Ekonominin paydaşlarının ekonomiyle oyuncak gibi oynamasına izin vermemek lazım. Dünyada hiçbir ülke, hiçbir otorite buna izin vermez.”
Ekonomi medyasında çok ilginç bir “piyasa yaklaşımı” dikkatimi çekiyor. Piyasa kavramı kapsamında döviz kuru, faiz oranı ve borsa gibi paradan para kazanılan ve esasen üretime dahil olmayan sermayenin beklentilerin ön planda olduğu bir algı yürütülüyor. Oysa ekonomi sadece bunlardan ibaret değil. Esas takip edilmesi gereken ve beklentilerine kulak verilmesi gereken yer reel sektör. Zira reel sektör üretiminin, gerçek katma değerin ve istihdamın kalbi konumunda. Bu bakımdan her bilanço döneminde beklentilerin üzerinde karlar eden bankalardan beklenen reel sektörü desteklemesidir. Bu konuda toplam 20 milyar Dolar civarındaki yapılandırmayı göz ardı etmiyorum ancak daha önceden kullandırılan bu kredilerde izlenen “yüksek teminatlı, kısa vadeli ve yüksek faizli” kredi temin mekanizması olmasaydı acaba bu yapılandırmalara veya bu miktarda yapılandırmaya ihtiyaç duyulur muydu diye sormadan edemiyorum.
O halde Sayın Albayrak’ın tespitleri ve uyarılarının içinden geçtiğimiz dönemde hayati önem taşıdığını bir kere daha hatırlatmak gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.