Kur’an Günlüğü -11. cüz- Kentlileşme dinden uzaklaştırır mı?

04:001/03/2026, Pazar
G: 1/03/2026, Pazar
Mahmut Ay

Sosyolojide yaygın olan kanaate göre kentlileşme sekülerleştirir ve dinden uzaklaştırır. Peki, Hikmetli Kitabımız bu konuda ne der? Tevbe Suresi’nin 98. âyeti bu konuya ışık tutacak mahiyettedir. Meâlen şöyle buyurulur: “Bedevîler inkârcılık ve münafıklıkta daha şiddetlidirler; Allah’ın, resulüne indirdiklerinin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah her şeyi bilir ve her işinde hikmetlidir.” Bu âyetten şu anlaşılıyor ki bedevîler, şehirlilere göre imanlı ve ahlâklı bir hayat yaşamaya daha

Sosyolojide yaygın olan kanaate göre kentlileşme sekülerleştirir ve dinden uzaklaştırır. Peki, Hikmetli Kitabımız bu konuda ne der? Tevbe Suresi’nin 98. âyeti bu konuya ışık tutacak mahiyettedir. Meâlen şöyle buyurulur: “Bedevîler inkârcılık ve münafıklıkta daha şiddetlidirler; Allah’ın, resulüne indirdiklerinin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah her şeyi bilir ve her işinde hikmetlidir.”

Bu âyetten şu anlaşılıyor ki bedevîler, şehirlilere göre imanlı ve ahlâklı bir hayat yaşamaya daha uzaktır. Şehirlilerin iman edip ahlâklı bir hayat sürmesi ise daha kolaydır. Bundan, şehrin dindar bir hayat için daha elverişli bir ortam olduğu anlaşılır.

Şehirlilik medenîlik demektir. Tüm medeniyetler şehirlerde kurulmuştur. İnsanlar medenîleştikçe şehirler kurmuş, şehir hayatı medenîleşmeyi beslemiş ve geliştirmiştir. Şehir kültürdür, bilgidir, düzendir, devlettir ve medeniyettir. Köy ise bunlardan yoksunluktur. Kur’an’ın bu ifadelerinden anlaşıldığına göre insan medenîleşince, bilgi ve kültür seviyesi yükselince dindar bir hayat yaşamaya daha yatkın hâle gelir. Bu bakış açısına göre din, gelişmişliği ifade eder.

Buna mukabil Aydınlanma çağı ile birlikte Batılı düşünürler insanın kültür ve medeniyet seviyesi arttıkça dinden uzaklaştığı ve dinin bir geri kalmışlık olduğu kanaatine varmıştır. Onlardan etkilenen memleketimizin entelektüelleri daha aşırı yorumlar yaparak dindarlığı çağdışılık ve yobazlık olarak algılamış; dindarları kırsal kesimlerde yaşayan veya kente gelse de kent kültürünü özümseyememiş, kendi gettolarını kurarak kentlileşememiş cahil ve kültürsüz kimseler olarak görmek istemiştir.

“Medeniyet” kelimesi “şehir” anlamındaki “medine” kelimesinden gelir. Arapçası da “şehirlilik” anlamındaki “hadâra” ya da “şehirlileşmek” anlamındaki “temeddün” kelimesidir. İslam tarihinde ve kültüründe “şehir” yani “medine”, Peygamber’in yaşadığı yerdir. Şehir’de/Medine’de Peygamber’in öğretileri hâkimdir. Şehir’den uzaklaşmak Peygamber’den ve vahiyden uzaklaşmak demektir. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber (sav) Mekke’den hicret edenlerin çöllerde yaşamasını yasaklamıştır. Şehirde yaşayan diğer sahâbîlerin de çöle taşınmalarını uygun bulmamıştır. Hz. Osman döneminde insanların dünyevileşmesine tepki olarak Medine dışına yerleşen Ebû Zer’e, Hz. Osman’ın Resûlullah’ın (sav) şehri bırakıp çöle yerleşmeyi uygun bulmadığını hatırlatması dikkat çekicidir.

Tarih boyunca tüm büyük dinler, şehirlerde ortaya çıkmıştır. Tüm peygamberler büyük şehirlere, başkentlere gönderilmiştir. Kur’an’dan anlaşıldığına göre medeniyetlerin oluşumunda peygamberlerin çok büyük katkıları olmuştur. Neredeyse tüm büyük sûfîler, ârifler, bilgeler ve mistikler de kırsalda değil şehirlerde ortaya çıkmıştır. Zira sofistike bir din anlayışı ancak şehirde ortaya çıkabilir. Modern dönemde ise kent, sekülerliğin merkezi gibi algılanmakta ve realitede de büyük oranda böyle şekillenmektedir. Kentlerin bu hâle gelmesi, insanlık tarihinin son iki yüz yılına özel bir “sapma”dır. Bu sapmayı mutlak ve evrensel bir gerçeklik olarak görerek kentin dindarlık için uygun bir ortam olmadığını düşünmek Kur’an’a göre yanılgıdır. Nitekim Türkiye özelinde yapılan saha araştırmaları, kentlileşme ile dinden uzaklaşma arasında güçlü bir korelasyon olmadığını, bilakis kente göç eden dindarların kentte kendilerine yeni bir dinî kimlik inşa etmeye çalıştıklarını göstermektedir.

Âyete dönersek, bu âyette Medine’de yaşayan münafıklar ile çölde yaşayan münafıkların mukayesesi yapılır ve çöldekilerin inkârcılık ve münafıklıkta şehirdekilerden daha azılı oldukları vurgulanır. Sonrasında da (98-99. âyetler) bedevîlerin içlerinde imansız ve ahlâksızlar olduğu gibi imanlı ve ahlâklıların da olduğu ifade edilir. Böylece tüm bedevîleri aynı kategoride değerlendirmenin doğru olmadığı vurgulanarak toptancı yaklaşımların yanlışlığına dikkat çekilir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İslam’ın inanç esaslarını derinlemesine kavrayabilmek belirli bir entelektüel seviye ister. Ayrıca bireysel ve toplumsal hayatı düzenleyici kurallarını tatbik etmek de bir görgü kültürünü gerektirir. Bunların oluşması için kent hayatı daha elverişlidir. Günümüz Müslümanlarının, kentlileşmenin sekülerleşme riskini barındırdığını ancak bunun zorunluluk olmadığını bilerek, “kent dindarlığı”nı geliştirmek için ciddi çaba sarfetmeleri gerekir.

#Ramazan
#Aktüel
#Mahmut Ay