
Devletin kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmesi hem sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği hem de adil rekabetin korunması açısından zorunludur. Sigortasız çalışmanın önlenmesi, çalışan haklarının korunması ve kamu maliyesinin güçlendirilmesi için yürütülen denetimler bu nedenle doğru ve gerekli adımlardır.
Ancak bu mücadele yürütülürken uygulamaların açık, öngörülebilir ve adil olması büyük önem taşır. Kanunun açık biçimde düzenlemediği alanlarda yorumla ceza kesilmesi, iyi niyetle başlatılan bir denetim sürecini vatandaş ile devlet arasında gereksiz bir gerilim alanına dönüştürebilir.
Kayıt dışılıkla mücadele edilirken asıl hedef sistemi güçlendirmek olmalı; vatandaşın kendisini haksız yere suçlanmış hissetmesine yol açacak uygulamalardan özellikle kaçınılmalıdır.
Son dönemde gündeme gelen uygulama bu açıdan dikkat çekmektedir. Trafik denetimlerinde polis ekipleri tarafından durdurulan şirket araçlarında, sürücünün ilgili şirkette SGK kaydı bulunup bulunmadığı kontrol edilmektedir. Eğer araç şirket adına kayıtlıysa ve sürücünün o şirkette sigortalı olduğu görülmezse, (başka bir şirkette SGK kaydı olsa dahi) durum tutanak altına alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmektedir.
SGK da bu bildirimi değerlendirerek, sürücünün sigortasız çalıştırıldığı kanaatine varırsa şirkete idari para cezası kesebilmektedir. Sigortasız çalışmanın önüne geçmek amacıyla yapılan bu kontrolün temel mantığı doğrudur; zira sigortasız çalıştırma hem çalışan haklarını zedeler hem de sosyal güvenlik sistemini zayıflatır.
Ancak uygulamanın pratikte bazı gri alanlar doğurduğu görülmektedir. Kanun ve yönetmeliklerin açık biçimde düzenlemediği durumlarda yorum yoluyla ceza kesilmesi ciddi mağduriyetlere yol açabilmektedir.
Tarafıma ulaşan bazı şikâyetlerde, şirkette çalışan bir personele tahsis edilen aracın çalışan tarafından değil de eşinin kullandığı durumlarda veya sigortası ile işletme ismi eşleşmeyene (aynı gruba ait dahi olsa) cezai işlem başlatıldığı ifade edilmektedir.
Örneğin çalışan işteyken eşinin bu araçla çocuğunu okula bırakması, markete gitmesi veya günlük hayatın olağan ihtiyaçlarını karşılaması gibi durumlar bazı denetimlerde sanki sigortasız çalışan varmış ya da muvazaalı bir istihdam ilişkisi kurulmuş gibi değerlendirilerek ceza konusu yapılabilmektedir. Oysa bu kişiler çoğu zaman ya ev hanımıdır ya da başka bir şirkette sigortalı olarak çalışan bireylerdir.
Bu yaklaşım özellikle çok sayıda beyaz yakalı çalışanına araç tahsis eden şirketler ve küçük esnaflarımız açısından ciddi bir belirsizlik doğurmaktadır. Çalışana tahsis edilen bir aracın hayatın doğal akışı içinde aile bireyleri tarafından kullanılması mümkündür.
Bu tür kullanımların otomatik biçimde “sigortasız çalışma” şüphesiyle değerlendirilmesi hem hayatın olağan akışına aykırıdır hem de iş barışını zedeleyebilecek bir atmosfer oluşturur.
Daha da dikkat çekici olan husus, bazı uygulamalarda “cezayı keselim, vatandaş gider mahkemede derdini anlatır” anlayışının ortaya çıkmasıdır.
Böyle bir yaklaşım kamu yönetimi açısından kabul edilebilir değildir. Devletin görevi vatandaşını aylar sürecek hukuki süreçlerle karşı karşıya bırakmak değil, baştan adil ve öngörülebilir bir uygulama ortaya koymaktır.
Bürokratik kolaycılık çoğu zaman devlet ile millet arasında gereksiz gerilimler doğurur.
Memurun yorum hatasının bedelini vatandaşın mahkeme kapılarında ödemesi hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz.
Bu nedenle milleti bürokratik bir oligarşinin keyfî yorumlarına teslim etmemek gerekir.
Devlet gücünü vatandaşın aleyhine değil, vatandaşın hakkını koruyacak şekilde kullanmalıdır.
Birkaç hafta önce kaleme aldığımız bir yazıda yalnızca ocak ayında kesilen idari para cezalarının bütçede bir yıl için öngörülen tutarın neredeyse üç katına ulaştığını ifade etmiş ve bunun toplum ile devlet arasında ciddi bir gerilim alanı oluşturabileceğine dikkat çekmiştik.
Bugün yaşanan örnekler, bu tespitin neden yapıldığını daha iyi göstermektedir. Denetimlerin amacı kamu düzenini sağlamak olmalıdır; vatandaşta “ceza kesmek için denetim yapılıyor” algısı oluşturmak değil.
Şu hususu da unutmamak gerekir: Şirket araçları aynı zamanda milli servettir. Çalışana tahsis edilen bir aracın belirli ölçülerde özel hayatta da kullanılabilmesi iş dünyasında oldukça yaygın bir uygulamadır ve çalışan açısından bir refah unsuru olarak görülür.
Bir çalışanın eşinin bu araçla çocuğunu okula bırakması, markete gitmesi veya hafta sonu ailesiyle birlikte kullanması hayatın doğal akışı içindedir.
Bu tür kullanım biçimlerinin otomatik olarak “iş dışında kullanılamaz” gibi katı yorumlarla değerlendirilmesi doğru değildir. Aksi takdirde ikinci bir araca sahip olunması ihtiyacı olacaktır.
Şirket aracı atıl dururken yeni bir araç alınması kaynak verimsizliğine sebep olur, milli sermayeyi cari açık doğuran bir ürüne yönlendirmiş oluruz.
Bu noktada yapılması gereken şey açıktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan talimatıyla ilgili kurumların, uygulamada ortaya çıkan gri alanları hızla tespit ederek açık ve net düzenlemeler yapması gerekmektedir.
Aynı şekilde İçişleri Bakanlığının da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile koordineli bir çalışma yürütmesi büyük önem taşımaktadır. Polis yalnızca denetim ve tutanak görevini yerine getirirken, idari değerlendirme ve ceza sürecinin ilgili kurumlar tarafından yürütüldüğü açık biçimde anlatılmalıdır.
Kayıt dışılıkla mücadele elbette kararlılıkla sürdürülmelidir. Ancak bu mücadele yürütülürken devletin adalet duygusunu güçlendiren bir yaklaşım benimsenmeli, vatandaşın kendisini haksız yere cezalandırılmış hissetmesine yol açacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetin en büyük gücü devlet ile millet arasındaki güven ilişkisidir.
Bürokratik hataların veya yanlış uygulamaların bu güveni zedelemesine izin verilmemelidir. Aksi hâlde idari uygulamalardan kaynaklanan rahatsızlıkların siyasete ve seçim sonuçlarına yansıması ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Devletin gücü ceza kesme yetkisinden değil, vatandaşına adil davranma iradesinden gelir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.