Bu şenliği nasıl kaçırdım?

00:006/12/1999, Pazartesi
G: 10/09/2019, Salı
Mehmet Ocaktan

İyi bir televizyon izleyicisi değilimdir. Ara sıra bir iki kaliteli film dışında beni çeken çok az şey olur genellikle televizyonlarda. Ancak yorgun olduğum kimi akşamlar, bazı "abuk" programları izlerken televizyon karşısında uyuklamaktan da pek pek keyif alırım doğrusu. Belki de bu durumu, keyif almaktan çok "beyni uyuşturmak" şeklinde tanımlamak daha doğru olur.Neyse, geçen hafta kaçırdığım bir program var ki, doğrusu buna çok hayıflandım. Pazartesi akşamı NTV''deki "Çevik Bir şenliği"ni izleyememek

İyi bir televizyon izleyicisi değilimdir. Ara sıra bir iki kaliteli film dışında beni çeken çok az şey olur genellikle televizyonlarda. Ancak yorgun olduğum kimi akşamlar, bazı "abuk" programları izlerken televizyon karşısında uyuklamaktan da pek pek keyif alırım doğrusu. Belki de bu durumu, keyif almaktan çok "beyni uyuşturmak" şeklinde tanımlamak daha doğru olur.

Neyse, geçen hafta kaçırdığım bir program var ki, doğrusu buna çok hayıflandım. Pazartesi akşamı NTV''deki "Çevik Bir şenliği"ni izleyememek beni kahretti. Kimbilir kaç yılın yorgunluğunu atacaktım böylesine eğlenceli bir gecede. Ama olmadı. O gece program başlar başlamaz televizyonuma bir haller oldu. NTV''nin görüntüleri bir anda kayboldu. Bir ara Ali Şen''le Çevik Paşa hayal meyal görünüp kayboldular. Ekrana biraz daha yaklaştığımda sadece Reha Muhtar''ın sisli bir geçmişin içinden ihtilalcilere el salladığını farkedebildim. İşte o an ''eyvah'' dedim, galiba şenliği kaçırıyorum. Ve bağıra bağıra gitti, o güzelim eğlence programı. Ne yalan söyleyeyim, bu işte "dış güçler"in parmağı olduğunu bile düşündüm.

Tabii hemen pes etmedim, komşuların televizyonlarına kulak kabarttım bir süre. Ama nafile... Bir komşunun televizyonundan ''tele-vole'', diğer komşununkindense ''Sürahi Hanım''ın sesi geliyordu. Doğrusu, bütün gece boyunca kapı kapı dolaşıp Çevik Paşa''ya armağan edilen "Sarı-laciverli" düdüğün sesinin peşinde iz süremezdim. Nitekim vazgeçip paşanın ikibin yılında bizim için yeni ''şenlikler'' hazırlaması umuduyla uykunun yumuşacık kollarına bıraktım kendimi.

Peki ama bayram değil, seyran değil, nereden çıktı bu düdük? Farzedelim ki bu düdük, Çevik Bir''in içinden geldiği geleneğin bir parçası. İyi hoş da şu "Sarı-Lacivert" işi biraz karışık gibi görünüyor. Bir kere, bu düdüğün Sincan''daki tanklar için öttürülen düdükle bir alakası yok. Çünkü o düdüğün rengi "sarı-lacivert" değildi. Ayrıca, düdüğü Paşa''nın cebine Ali Şen''in koyması da son derece manidar.

İşin "muhabbet"i bir yana, Ali Şen''in amigoluğunda başlayan bu "Çankaya şenliği"ni kim planlamışsa, doğrusu iyi bir gösteriydi. İlk bakışta, "rütbesiz" 28 Şubat gazetecilerinin bir iki eksikle de olsa tam kadro katılımıyla, Çevik Bir''i Çankaya''ya uğurlama gösterisi gibi görünse de, aslında kazın ayağı hiç de öyle değil. Böylesine ince bir plan, olsa olsa ancak "yüksek rakımlı" tepelerde hazırlanmış olabilir.

Bir zamanlar, "etkili bir general" rumuzuyla "yarı resmi" Türk basınına ilham kaynağı olan, sevmediği gazetecileri işten attıran, hukuk sistemimize "yol" gösteren, herkesin korkulu rüyası paşamızı bu hazin duruma düşüren senaryoyu kim hazırladıysa, muhtemelen bir taşla birkaç kuş birden vurmayı planlamış olmalı. Kaderin cilvesine bakın ki, 28 Şubat''ın kudretli paşasını geçmişte icraaatları yüzünden alkışlayan medyanın "sivil generalleri", o gece paşanın çaresizliğini alkışladılar. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Necef Uğurlu''nun deyimiyle bu "minnoş gazeteciler", yarın kendilerine alkışlayacak bir başka paşa bulucaklardır. Hem de zaman kaybetmeden.

Ama unutmayalım ki, Çevik Bir Türk ordusunun bir generalidir. Toplumsal hafızada ordunun ayrı bir yeri vardır. Bu yüzden, Çevik Paşa''ya her şeye rağmen, böylesine hüzünlü bir gece reva görülmemeliydi.

Muhtemelen o gecenin "esas oğlan"ı Ali Şen de, senaryoda rol alan medyanın "yüksek rütbeli" gazetecileri de bundan böyle Çevik Paşa''yı görünce arka kapıdan sıvışmaya özen göstereceklerdir. Çünkü onlar için bu "bir gecelik" bir filmdi ve bitti. Üstelik bu filmin başka bir versiyonu da yok.

O gece, Çevik Paşa için hüzünlüydü ama, bazıları için son derece zevkli, hatta müthiş bir geceydi. Eminim, "yüksek rakımlı" tepelerde o şenlikli geceyi izlemenin keyfi bir başka olmuştur. Bir kere herşeyden önce, sırada bekleyen diğer emekli paşalar için artık "Çankaya''nın yolları taştan" hem de daha fazla ''taş''tan. Bundan sonra hangi emekli paşa, böylesine "hazin bir son" yaşamayı göze alabilir ki.

Çevik Paşa''nın gecesinden mülhem, aklıma "hınzırca" düşünceler geliyor. Ve Demirel''in bu işten acayip derecede zevk aldığını düşünüyorum. Belki de haksızlık ediyorum. Farzedelim ki bütün bu söylediklerim birer safsatadan ibaret. Bu durumda birilerinin, Demirel''in iyi dostu Ali Şen''in o gecenin "esas oğlan"ı olmasının hikmetini açıklaması gerekecek.