Yazarlar Bağımsız bir ülke miyiz değil miyiz, artık karar verelim

Bağımsız bir ülke miyiz değil miyiz, artık karar verelim

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bir vakitler, semtimize taşınan genç arkadaşımızın evine gitmiştik. İşyerinden birkaç kişi, elimizde ortaklaşa aldığımız hediye paketi, “Hayırlı olsuna geldik” diye kapısını çaldık.

O zamanlar öyleydi, çat kapı gidilebiliyordu. Zaten henüz telefon bağlatmamıştı. Cep telefonu ise hiç bilinmiyordu. Fi tarihi.

Nasıl da memnun olmuşlardı. Çay, kahve içip sohbet ettik. Fazla vakitlerini almadan kalkmak üzereyken, kapılardan birinin üstünde asma kilit gördük.

Onun da dikkatinden kaçmadı bizim şaşkın bakışlarımız. İzah etti. Ev sahibi Almanya’daymış. Eşyalarını bir odaya yığmış, kapıyı kilitlemiş, bir de asma kilit takmış. Baştan öyle yapacağını söylemiş tabii. Ona göre anlaşmışlar. Ev üç oda fakat iki odaymış gibi kiraya bağlamışlar. Makul tabii.

Arada bir anlaşma

varsa, geri kalan kısım da kiracıya yetiyorsa, mal sahibinin eşyaları odanın birinde dursun, ne olacak…

*

Kiracılığın böyle cilveleri vardır. Fakat o arkadaş evi satın almış olsaydı, sanırım durum değişirdi. En fazla belli bir süre razı gelebilirdi o duruma.

Bu örnek, çok nadir rastlanan cinsten değil.

Biraz daha farklı bir şeklini düşünmeyi denesek…

Diyelim ki siz bir ev aldınız. Ev üç oda bir salon. Satan kişi diyor ki, “Benim şu odayla ilgili çok duygusal bağım var. Ben bu evi satıyorum ama o odayı kullanmanızı istemiyorum. Orası boş dursun.”

Razı gelir misiniz? En basitinden deli midir nedir diye geçirirsiniz içinizden. He he deyip yollar ve evin her tarafını istediğiniz gibi kullanırsınız. Kim karışır?

Çünkü akıl mantık dışı bir taleptir onunki.

*

Bu durum basit bir ev için böyleyken, bir ülke için, dünyanın gözbebeği İstanbul için farklı olabilir mi?

Ayasofya konusu tam olarak buna benziyor işte.

Bu şehri almış olabilirsiniz. Fakat şurayı kullanamazsınız…

Niye?

Biz öyle istiyoruz. Ne cami olsun, ne kilise. Ortada kalsın.

1453’ten 1935’e kadar yaklaşık beş yüz sene kullandık…

Ne yapalım, o zamanlar gücümüz yetmiyordu. Böyle bir şeyi teklif dahi edemezdik. Fakat şimdi durum değişti.

*

Demek ki durumlar değişince, başka durumlar doğuyor.

Aha işte şimdi de öyle oluyor. Yine bazı durumlar değişti.

Artık sizin paşa gönlünüze uymak zorunda değiliz.

Uysanız çok iyi olur diyecekler, diyorlar da… Avrupa’sı da Amerika’sı da Rusya’sı da üzüntülerini belirtiyor. Şayet ibadete açarsak, çok üzülürlermiş, dengeler bozulurmuş, ilişkiler gerilirmiş…

Daha ne kadar gerilebilir ki? Bırak inceldiği yerden kopsun.

*

Ayasofya ibadethane olarak inşa edilmişti, müze olması için yapılmamıştı.

Şimdi de aslına dönmesini istiyoruz.

Bazı kaz kafalıların tepeden bakıp da “Bu İslamcıların meselesi” diye burun kıvırmalarına aldırmayın. Bu ne İslamcılık meselesi, ne Hıristiyancılık, ne de müzecilik… Yalnızca bağımsızlık meselesi.

(Tam bağımsızlık lafına gıcık olduğumu belirteyim. Bir şey ya tam vardır, ya da yoktur. Kısmen hamilelik ve tam hamilelik gibi bir vaziyetten bahsetmek nasıl abesse, bağımsızlık konusu da böyledir.)

Elinizde olana sahip misiniz, değil misiniz… Orayı aldınız mı, almadınız mı? Sizin mi, başkasının mı? Onunla ilgili bir durumdur.

Ayasofya’nın ibadete açılması, namaz kılınacak yer aramaya bağlı bir konu da değil. Hem de hiç.

*

Üstad Sezai Karakoç’un 1990’da yazdığı yazıdan birkaç satıra bakalım da idrak etmemize yardımı dokunsun: “İstanbul işgal edildiğinde Ayasofya’yı askeri bir birlik koruyordu. İşgal kumandanlığı hükümetten bu birliğin Ayasofya’dan alınmasını istedi. Maksatları Ayasofya’yı kilise yapmaktı. Birliğin kumandanı kahraman subay: ‘Ben ve askerim hiçbir şekilde Ayasofya’yı bırakmayız. Onu gece gündüz savunacağız. Eğer bırakmamız için ısrar ederseniz, işgalci askerler üstümüze gelirse, kendimizle birlikte Ayasofya’yı havaya uçururuz’ dedi. Bunun üzerine işgal idaresi ısrardan vazgeçti. İşgal boyunca Ayasofya bu birlik tarafından savunuldu. İstanbul’a giren ve İstanbul’u alan düşman, Ayasofya’ya giremedi ve Ayasofya’yı alamadı. Bu ve bunun gibi binlerce kahramanlık; genç nesillere öğretilmedi. Meşhur olaylar, meçhulmüş gibi kaldı.”

Biz de bu bilgiyi okullarda öğrenmedik üstadım.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.