Yazarlar Elimde, elinin sıcaklığı duruyor

Elimde, elinin sıcaklığı duruyor

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

“Çocuktum, ufacıktım, / Top oynadım, acıktım.”

Ziya Gökalp’in meşhur Ala Geyik şiiri böyle başlar.

Yaşını başını almış koca adamların bir zamanlar çocuk olduğunu düşünmek zor gelirse de başka türlüsü imkânsız.

Bizim de top peşinde koştuğumuz küçük yaşlardaki maceramız birbirinden pek farklı değildir. (İleri yaşta top oynayanlara profesyonel futbolcu deniyor.)

Televizyon yok, bilgisayar yok, cep telefonu yok. Evlerde bile telefon pek nadir.

Bir radyo biliyoruz, bir de sinema.

İşte o zamanlar bir kahraman aktör tanıdık. Hem kahramanlık hem aktörlük nasıl birleşir, bunun sırrı Cüneyt Arkın’ın hayatında gizli.

Biz onu Cüney Tarkın bilirdik. Okuma yazmayı öğrenince, Cüneyt Arkın olduğunu öğrendik.

Malkoçoğlu’ydu. Kara Murat’tı.

Düşmanları, kötü adamları her zaman pataklıyor, alt ediyor, biz de alkışlıyorduk.

Alkışlarımızı duyuyor muydu?

Belki duymuştur.

Hak edenlerin dersini her zaman verirdi.

Öyle bir hayrandık ki beyaz perdede gördüğümüz Cüneyt Arkın’ı gerçek hayatta bir defa olsun görmeyi hayal bile edemezdik.

Aradan yıllar geçti.

Sinemanın kaderi, filmlerin aktığı nehir yatağı değişti.

Televizyon yaygınlaşınca sinemanın pabucu dama atılmıştı.

Yıllar geçmeye devam ediyordu.

Günün birinde Cüneyt Arkın’ın telefon numarasını bulduk.

Hayret edilecek bir ayrıntı vardı. Onun numarası da herhangi birinin telefon numarası gibiydi; bildiğimiz, sıradan rakamlardan oluşuyordu.

Bu duyguya kapıldığımı hatırladıkça gülesim gelir.

Arasak, çağırsak, yayına davet etsek, röportaj yapsak… Kabul eder mi acaba?

Bir şansımızı denemekten zarar gelmez.

Ama önce biraz daha düşünelim. Fikren hazırlanalım. Heyecanımızı yenelim. En azından yenmeye çalışalım.

Aradık ve kabul etti.

Dediği vakitte geldi üstelik.

Aman Allah’ım, koskoca Cüneyt Arkın, kanlı canlı karşımdaydı.

Ne bahtiyarlık!

Tokalaştık, sarıldık.

Yapımcısı olduğum programın, kendi açımdan en heyecanlı bölümü başlayacaktı.

Yayın öncesi yarım saat sohbet ettik.

Her zamanki haliyle bir kere daha gönlümüzü fethetti.

Pek kara sayılmazdı ama biz onu Kara Murat olarak kabul etmiştik. Fatih’in fedaisi.

Malkoçoğlu’ydu, komiserdi…

Yalnız yüzlerce filmin kahramanı değil, tarihimizin de kahramanıydı.

Hayallerimizin, gönlümüzün kahramanıydı.

On kişiye, yüz kişiye tek başına karşı koyabilirdi.

Haksızlık yapanlarla tek başına mücadele edebilirdi.

Kaleleri fethederdi. Arkadaşlarını kurtarırdı.

Ok attığı zaman, kılıç savurduğu zaman, tekmeyle vurduğu zaman, ne kadar güçlü olursa olsun, karşısında kimse dayanamazdı.

Hiç kimse ata onun gibi binemezdi.

İsterse at koşarken düşmandan saklanabilir, karşıdan bakanlar onu göremezdi. Kendini gizleyebilirdi.

Hiçbir filminde dublör kullanmaz, en tehlikeli sahneleri bile kendi oynardı.

Yıllardır, elimde elinin sıcaklığı duruyor.

Bugün daha iyi hissediyorum bunu.

Aradan yıllar geçmeye devam etti. Daha da hızlıydı üstelik. Kahramanımız yaşlanmıştı.

Bir gün, ata binmek isterken düştüğü haberi geldi. İnanmadım tabii. Nasıl olur dedim. İmkânsız bir şey dedim. Görüntüleri gördüm, yine inanmadım. İnanmak içimden gelmedi.

Bugün gönlümüzün kahramanı Cüneyt Arkın’ı toprağa verdik. Çok sevdiği vatanın toprağına emanet ettik. Cenabı Allah rahmet eylesin.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.