Yazarlar Komedi tezattan doğar; bizim hazrette bolca var

Komedi tezattan doğar; bizim hazrette bolca var

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Nasrettin Hoca eşeğe ters binince ses çıkarmıyoruz, gülüp eğleniyoruz hatta o hikâyeden ders çıkarıyoruz da Kemal Bey yürüyen merdivene ters binince niye makara yapıyoruz?

O bir sensör hikâyesidir esasen.

Merdiven hareket etmezken Kemal Bey ve arkadaşları oraya yöneldi.

Muhtemelen çalışmayan bir merdiven zannettikleri içindir.

Tam basamakları adımlayacakken, öbür tarafta birisi merdiven sensörünün karşısında belirince, merdiven kendiliğinden aksi yönde hareket etmeye başladı.

Kemal Bey ve yanındakiler de yürüyen merdivene ters binmiş gibi görüntü arz ettiler.

Yerinde say komutu almış acemi asker gibi saymaya başladılar.

Adım atıyorlardı fakat aynı yerde...

Komedi, tezattan doğar.

Her şey uyum içindeyse, her şey yerli yerindeyse ortada gülünesi bir durum yok demektir.

*

Gerçi aşağı inen merdiven sağ taraftakiydi. Solda o an için hareketsiz duran ise aşağıdakileri yukarı çıkarmak içindi.

(Hazrete not: Bizde trafik sağdan işler.)

Vaktiyle epeyce konu edildi. Gülen güldü, üzülen üzüldü. Tüh diyen tüh dedi.

Aradan geçen zaman içinde unutulmaya yüz tuttu. (Doksan garanti.)

Şimdi durup dururken gündeme gelmesi ise, Ekrem Bey yüzünden.

“İstanbul’un kedileri” deyip yürüyen merdivene ters binmeye çalışan kedi görüntüsüne dikkatleri çekince, ister istemez hepimizin aklına Kemal Bey geldi.

Dikkat dediğimiz şey, çekildiği yöne gider.

Ekrem Bey yürüyen merdivenle mücadele eden kedi videosuyla, mesajını verdi; tamam ama biraz ayıp oldu.

*

Kedi ve İstanbul deyince, yüz bin tane farklı video, milyon tane fotoğraf çekilebilir.

Hiçbirinde de yürüyen merdivene ters binen kedi gelmez insanın aklına.

Bu bir rastlantı mıdır?

Kötü bir niyet yok diyenlere soralım.

İyi niyet fazlalığından komaya girecek durumdayken bilmem cevap vermeye fırsat bulabilirler mi?

Cumhurbaşkanı adaylığında iki isim arasında üstü örtülü bir yarış ortadayken, kim tevil edebilir?

Bir ok atarsın, kebap olur tamam… Peki sonrası?

*

Ekrem Bey’in tasarruf maksadıyla durdurduğu yürüyen merdivenler de var beri yanda.

İstanbul halkının yeterince spor yapmadığını fark etmiş olmalı ki, bazılarının fişini çekivermiş.

Kendisi çekmemiş, çektirmiştir elbette.

“Sen yürüyeceksin, merdiven değil” notu yazıp duvara assaydı, ne hoş olurdu.

Sağlığımızı düşünen bir başkanımız var diye sevinsin İstanbul’da yaşayanlar.

Duvarlarda yer çok.

O boşlukların bir yerine de “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” yazmalıydı.

Hele o semâya bakmayla ilgili mısra yok mu, onu koyu yazmak yaraşır.

“Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...”

DİŞÇİDE TELEFON GÖRÜŞMESİ

Diş sorunu büyük dert. Ağrı sancı bitirir insanı. Geceler uzar, sabah gelmek bilmez. Dayanılmaz olur.

Derler ki kabir azabı gibidir.

“Dişlerinizin kıymetini bilseydiniz, gece yarısı kalkar, diş fırçalardınız” diye sizi uyaran büyüğünüzü hatırlarsınız ama artık geç kalmışsınızdır.

Çaresiz, gidersiniz diş hekimine. Gergin, sıkıntılı. Ürkek ceylan yavrusu gibi.

Sonra ne olur?

Ne olacak, gitmişken orada bir telefon görüşmesi yaparsınız.

Belki uzak ahbapları ararsınız. Belki çok uzaklarla görüşürsünüz. Okyanus ötesiyle falan.

*

Bunun da sonrası var tabii. Günün birinde biri çıkar, o görüşmeden bahseder.

İnkâr etmeye çalışırsınız.

Yok dersiniz, yanlış dersiniz, kem dersiniz, küm dersiniz…

Ne var ki o diş hekimi, karşı tarafın haklı olduğunu açıklar.

Açığa düşersiniz. Açıkta kalırsınız.

*

Dikkat edin. Hep, vaktiyle dişleri ihmal etmekten kaynaklanır bunlar.

Bakımını düzenli yapsaydınız, diş probleminiz olmazdı.

Diş hekimine de gitmezdiniz.

O telefon görüşmelerini orada yapmazdınız.

Siz siz olun, biz biz olalım, onlar da onlar olsunlar, Musa Emmi’nin sözlerini sakın hafife almayın.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.