Yazarlar Niye istifa edemez?

Niye istifa edemez?

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Seçimlerin düzgün şekilde yapıldığı, iddialı olanlardan birinin kazandığı, diğerinin kaybettiği; kaybedenin kendini başarısız görerek en fazla ikinci başarısızlık neticesi istifa ettiği ülkeler var.

Bize garip gelse de öyle.

Çünkü kaybetmek başarı değildir.

Pek alışkın değiliz ama istifa kurumu, birçok kurumdan iyi çalışır; tabii sağlıklı işletildiğinde.

***

Yakın tarih ve çok yakın tarihe bakılsa, bir tarafta sürekli kazanan kesim, öbür tarafta sürekli kaybedenler.

Bir türlü seçim kazanamayan, girdiği her seçimden yenik ayrılan, nasıl oluyorsa koltuğunu koruyabiliyor.

Sanki siyaset meydanında bulunmaktan maksat kazanmak değil de koltuğu korumak.

Ne varsa o koltukta!

***

Anketlerin efendisi Hakan Bayrakçı, bu tabloya her fırsatta itiraz edenlerden.

“Dünya mağlubiyet rekoru sahibi” olan Kemal Bey’in nasıl bu kadar büyük bir pişkinlikle koltukta oturmaya devam ettiğini anlamayan ve artık çekilmesi gerektiğini söyleyenler bir araya gelse, uzun bir kervan oluşur.

Kendi partisi içinde bile bu düşünceyi taşıyan çok.

Aldığı destek, parti oylarının çok gerisinde.

***

Diyorlar ki sürekli kaybediyorsun. Bırak artık. Kenara çekil. Eve git, kitap yaz. Gül dik, domates biber yetiştir…

Fakat öte yandan siyasetin kolay bırakılacak bir alan olmadığı da ortada.

Orta halli bir ilçede belediye başkanlığı yaptıktan sonra, girdiği ikinci seçimde kaybeden birinden dinledim. “Kaybetmek çok kötü” diyor, “insanın canı sokağa çıkmak istemiyor, kimsenin yüzüne bakamıyorsun.”

Anlaşılan, seçimden yenik çıkan ve koltuğunu kaybeden biri, sudan çıkmış balığa dönüyor.

Bir ilçedeki belediye başkanlığı ile yüz yıllık partinin genel başkanlığı mukayese edilemez elbette.

O daha ağır.

***

Yine de üst üste bu kadar fazla yenilgi, insanı harekete geçirir.

En azından eleştirilere kulak verme eğilimi doğar.

Burada niye öyle olmadığı üzerine biraz kafa yormakta fayda var.

Geliş şeklini hatırlayalım.

Çirkin bir kaset operasyonu neticesi Deniz Bey genel başkanlıktan istifa etmişti.

O günlerde pek çok partili, günlerce evinin kapısı önünde nöbet tuttu.

İstifayı geri alması için ağlayanlar, yalvaranlar oldu.

Meğer Savcı Sayan ve arkadaşlarının bir bildiği varmış.

***

O operasyonu sıradan bir hadise diye değerlendirmek büyük yanlıştır.

Planlayanlar, uygulayanlar kimdi? Maksatları neydi?

Bütün arzuları Deniz Bey’in ayrılması mıydı?

Söz dinlemeyince zora sokulması, mecbur bırakılması, sonra da istifayı basıp evine çekilmesi miydi istenen?

Sonrası için plan yapılmamış olabilir mi?

Asıl plan-program sonrasına dönük olacaktır elbet. Olması gerekir. Olmuştur da. Minare-kılıf meselesi.

***

Hani bazı örgütlere girmek zor, çıkmak imkânsızdır.

“Dingo’nun ahırı mı burası?” derler adama. “Kafana göre hareket edemezsin. Seni biz getirdik, biz git demeden gidemezsin. Gidersen bitersin” diye de ekleyiverirler.

Sanki burada da öyle bir durum var.

***

Kemal Bey’i kendi hâline bıraksalar, belki çoktan istifayı basacaktı.

Hem, her seçimin ardından bir sonraki seçim için umutlanmak güzeldir.

Hem de biz hiç hoşlanmasak bile, dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı, alenen destek sözü vermiş.

Medyasını bonkörce fonlamış.

Onu istediği yere getirmek için darbe yapmaya bile kalkışmış. Kırmızı kravat, takım elbiseyle sabaha kadar hazır kıta bekletmiş.

Bütün bunları yok mu sayalım? Olmamış gibi mi düşünelim?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.