Yazarlar Endülüs notları-1

Endülüs notları-1

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Gırnata/Granada. Endülüs adı, bugün İspanya ile Portekiz’den oluşan Pyrennees dağ silsilesine uzanan yarımadada Müslüman hakimiyeti dönemine tekabül eden adlandırmadır. Bugün ise İspanya’nın güney ucunu oluşturan eyaletin (Andalucia) adı. Bu adlandırma, büyük bir ihtimalle, ‘Vandalların ülkesi’ anlamına gelen Vandalosia/Vandalucia adından Arapçalaşmıştır. Doğu Cermen barbar bir kavim olan Vandallar, M. 5-6. Yüzyıllarda Batı Avrupa’ya doğru yağmalarla yayılarak İspanya’nın güneyi ile Kuzey Afrikaya yayılıp krallıklar kurmuşlar. O dönemlerde en fazla İspanya ve Kuzey Afrika’da etkin hale gelmişler.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Müfit Yüksel : Endülüs notları-1
Haber Merkezi 22 Haziran 2017, Perşembe Yeni Şafak
Endülüs notları-1 yazısının sesli anlatımı ve tüm Müfit Yüksel yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Çocukluk dönemlerimizden beri Endülüs’e ait birçok şeye aşina bulunuyorduk. Berberi Tarık Bin Ziyad’ın 711 yılında Kuzey Afrika/İfrikiye-Mağrip’ten nasıl İber yarımadasına geçip, gemileri yakıp buraları fethettiği ile başlardı öğrendiklerimiz. Avrupa ile Afrika’yı birbirinden ayıran, Akdeniz’le Atlas Okyanus’u arasındaki Cebelu’t-Târık Boğazı/Gibraltar adının Târık bin Ziyâd’tan gelmesi vs.. Kısa zamanda tüm yarımadayı fetheden müslümanların M. 732’de Puvatya/Poitiers’da durdurulup, Abdurrahman El-Gafikî komutasındaki Müslüman ordunun yenilgiye uğraması hep içimizi burkardı/acıtırdı. Hatta, 1987’de “Puvatya Savaşının Düşündürdükleri” başlıklı bir gazete makalesi dahi yayınlamıştım. Buraya ilişkin bilgiler, ansiklopedik malumat ağırlıklı olarak, zihinlerimizde uçuşurdu. Emevi Hanedanının Abbasiler tarafından tasfiye edilmesinin ardından bu aileden Abdurrahman’ın Endülüs’e firar ederek M. 756’da burada hanedanı güçlü bir şekilde yeniden tesis etmesi, birkaç yüzyıl Endülüs Emevi hanedanının Abbasi halifeliğine kafa tutarak kendi halifeliklerini ilan etmeleri, M. 1031’e kadar burada hüküm sürmeleri, III. Hişam’ın vefatının ardından Endülüsün Tavâifu’l-Mulûk ve Emirliklere parçalanması. 10. Yüzyıldan ittibaren Kuzey Afrika’da İsmaili Fatımilerin zuhuru ve hakimiyet tesisi, bu suretle İslâm coğrafyasının tümü ile ikiye bölünmesi. 1095’te başlayan Haçlı seferleri ve Reconquista. İber yarımadasının kuzeyindeki Hristiyan/Katolik krallıkların zamanla güçlenerek Müslümanları güneylere çekilmeye zorlaması, Murabıtlar, Muvahhidler ve Beni Ahmer gibi Berberi hanedanlarının yükselişi. Sonra Müslümanların iyice güney kesimlere çekilmesi. Hristiyan krallıkların Reconquista dedikleri savaşlarla Endülüs’teki şehirleri bir bir müslümanlardan almaları. En son 1492’de Aragon ve Castillia krallıklarının Fernando ve İsabella’nın evlilikleri ile birleşerek son müslüman krallığı olan Gırnata/Granada’yı zaptederek İber yarımadasında müslüman hakimiyetine son vermeleri, Müslümanları dağlara sürülmesi. Bundan sonra Morisko denen Müslümanların en son 1609’da yarınmadadan tümü ile kovulmaları, İber yarımadasında Katolik Reconquista’nın tamamlanması. Sevilla/İşbiliye’de El-Kasr/Alcazar Sarayı, Gırnata/Granada’da El-Hamra Sarayı, Cordoba/Kurtuba’da Ulu Cami gibi Endülüs İslâm eserleri.

Yanı sıra, oluşan Endülüs medeniyeti, ilim vs. alanlarda yükselişe geçmeleri. Endülüs medreselerinin parlak dönemleri, Endülüs’ten çıkan müfessir Kurtubi, Muvafakat sahibi Şâtıbî, İbn Hazm Ez-Zahiri başta olmak üzere ulema, fukaha, Muhyiddin El-Arabi başta olmak üzere mutasavvıfllar, İbn Haldun, İbn Rüşd (Averroes) ve diğer filozoflar vs.

Endülüs’te İslam tarihinin ilk yüzyıllarından beri oluşan bir medeniyet ve ihtişam, sonra bunun kaybı, bir coğrafyada Reconquista ile Müslümanlığın silinmesini gözlemliyorsunuz. Sultan II. Bayezid’e gönderilen Endülüs’e Ağıt mersiyesi zihinlere kazınmıştır. Endülüs denince, bu konuda az çok malumat sahibi her müslümanda bir burukluk, acı ve hüzün oluşturur. Hele ki, gelip bu coğrafyayı gezip görünce bu acıyı ciğerlerimizin içinde hissediyoruz. Gezip gördüğümüz yerlerde ön plana çıkarılan husus hep Reconquista, Müslümanların bu coğrafyadan nasıl kovulduğu. Bir yandan İslam’ın ilk yüzyıllarında burada oluşan yüksek düzeyde medeniyet ve ilim-irfan diğer yandan çöküşe yol açan ihtişam, refah ve debdebenin getirdiği çürümeyi bir arada görüyorsunuz. Bu yönleri ile Endülüs tarihe atıfta bulunulduğunda bizim için bir övünç kaynağı, diğer yandan ise bir hüzün/acı kaynağıdır. Ancak, Endülüs aynı zamanda dersler çıkarılması gereken bir vakıadır. Sekiz asra yakın süren ve kök salan Müslüman varlığının bu kadar kazınmış/silinmiş olması da bizleri hayretlere sevkeder. Elbetteki bunda Katolik Kilisesinin ve Engizisyonun büyük rolü varsa da yine de gerçekten ibret alınacak bir durum. Ayrıca, Endülüs trajedisinin oluşmasında Fatımilerin rolünü de açıkça görebiliyorsunuz. Haçlı seferlerini ve Reconquista’yı kolaylaştıran en önemli âmillerden biri Kuzey Afrika, Mısır ve Bilâd-ı Şam’da İslam coğrafyasını ortadan ikiye bölen İsmaili Fâtımî devletinin varlığıydı. Sicilya, Korsika, Malta ve Kıbrıs adaları Reconquista sürecinde Fâtımilerin eliyle kaybedilmişti. Haçlılar, Fâtımilerin sayesinde Filistin ve Kudüs’ü ele geçirebilmişti. Fâtımilerin İslam coğrafyasını mezhep temelinde siyasi olarak bölmekten, güçten düşürmekten başka bir işlevleri olmamıştı.

Endülüs trajedisinden ders alınacak hususlardan birisi de, benzeri trajedilerin islâm coğrafyasının başka noktalarında tekrarlanması. 18. Yüzyılda Kırım’ın, 19. Ve 20. Yüzyıllarda Balkanların/Rumeli’nin kaybı, Müslümanlar açısından benzeri trajedilerdi. 1992-95 Bosna Savaşı, Saraybosna Kuşatması esnasında, Bosna konusundaki en başta gelen parola, “Bosna II. Endülüs Olmasın” dı. 19. Ve 20. Yüzyılda ingiltere ve Fransa başta olmak üzere Batılı Düvel-i Muazzama tarafından sömürgeleştirilan İslâm memleketleri neredeyse benzeri bir akibete uğramadı mı?

Bugün de İslâm Dünyasının yaşamakta olduğu travmalar haklı olarak hep bize yeni bir Endülüs, Reconquista sendromu/korkusu yaşatmaktadır. Halihazırda İslâm Dünyasında hiç de iç açıcı olmayan trajik-hazin bir tablo ile karşı karşıyayız. Görünen tablo İslâm’ın Kuzey yarımkürenin kuzeyinden büyük oranda çekilmiş olduğunun göstergesi. Son dönemlerde İslam’ın/Müslümanlığın Anadolu ve Mezopotamya&Kürdistan’dan kovulup Arap yarımadasına hapsedilmesi projesinin uygulamaya konulduğunu görebiliyoruz. Hem de 20. Yüzyılın başlarından beri ulus-devlet trajedisi/travması ile adım adım buna yaklaşıldığını. Özellikle Ortadoğu insanının da sanki buna teşne olurcasına Irak, Suriye ve Yemen başta olmak üzere, birbirini boğazlama sürecine girmesi, Kürt sorununun geldiği nokta, Kürtlerin seküler-militan, din karşıtı örgütler eliyle, Kürt kimliğinin adeta rehin alınarak, zorla İslamsızlaştırılmaya çalışılması ürkütücü bir geleceğe davetiye çıkarır nitelikte.

Devam Edecek.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.