Bir şehrin ruhu

04:001/07/2026, Çarşamba
G: 1/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Mustafa Kutlu

Ayvansaray’da Akar çeşmenin önünden Mahkeme Külhanı Sokağı’na dalıyorum. Derken daracık sokakta bir hamam tabelası yolumu kesiyor. Haydaa... Hançerli Hamamı... Hemen ünlü “Hançerli hikâye-i garîbesi”ni hatırlıyorum. IV. Murad zamanında geçen, gerçekçi üslubu ile hayretler uyandıran bu halk hikâyesini. Bu hamamla bir ilgisi var mıdır acaba? Kapısının üzerinde hoş bir kitabe. İnce talik yazı ile. Beyaz üzerine yeşil: Taharetle erer Hakk’a erenler Şifa bulur bu hamama girenler (Sene 1262/1846) Gel

Ayvansaray’da Akar çeşmenin önünden Mahkeme Külhanı Sokağı’na dalıyorum.

Derken daracık sokakta bir hamam tabelası yolumu kesiyor. Haydaa... Hançerli Hamamı...

Hemen ünlü “Hançerli hikâye-i garîbesi”ni hatırlıyorum. IV. Murad zamanında geçen, gerçekçi üslubu ile hayretler uyandıran bu halk hikâyesini. Bu hamamla bir ilgisi var mıdır acaba?

Kapısının üzerinde hoş bir kitabe. İnce talik yazı ile. Beyaz üzerine yeşil:

Taharetle erer Hakk’a erenler

Şifa bulur bu hamama girenler (Sene 1262/1846)

Gel de girme şimdi... Beni nur yüzlü, hoş sohbet bir Tokatlı karşılıyor. Hamamın müşterisi yok gibi. Tokat’ın Reşadiye’sinden olmalı bunlar. Yani Ramazan olmasa şurada oturup bir çay içerek sohbeti koyulaştıracağız ya... Zaman uygun değil... İçeriyi geziyorum. Ayvansaray’ın kiri, pası, yıkıntısı yanında bu hamam bir cennet. Ahşap camekânı bir güzel, içindeki aynalı çeşmesi bir başka güzel. Hayatımızın içinden çıkıp gitti hamamlar.

Hayatımızın içinden her geçen gün neler çıkıp gidiyor da haberimiz olmuyor.

Ayvansaray Roman vatandaşlarımızın bol olduğu bir yer. Lonca adı ile bilinen Ayvansaray’ın iç kısımları eskiden beri İstanbul’un en kesif Çingene kolonilerinden birini oluşturmuştur. Romancı Osman Cemal Kaygılı ünlü Çingeneler adlı romanında bu semtin çingenelerini tafsilatı ile anlatmaktadır.

İstanbul’un en eski gedikli meyhaneleri de burada imiş. Lakin şimdi yok. Ne meyhane kalmış, ne saz, ne söz... Her yanda terk edilmişlik, fukaralık, perişanlık.

Kilisenin önünden geçen Mustafa Paşa Bostan Sokağı’nı takip ediyorum. O beni Marul Sokağı’na çıkarıyor. Onun Ağaçlı Çeşme Sokağı ile kesiştiği yerde Ebuzer Gıfarî Türbesi yer alıyor.

Kime sordumsa tanımadı türbeyi... Büyük bir zat yatıyor diyorlar o kadar. Tabii bunlar semtin insanları değil. İstanbul’da İstanbullu kaldı mı?.. Böyle bir semtin ruhundan bahsedilir mi?

Şehrimiz gecekondulaşırken, ruhumuz da gecekondulaştı galiba...

Gele gele Hz. Cabir Camii’ne kadar geliyorum. Kiliseden bozma bir cami. Aslında bir özelliği yok. Lakin girişindeki camekânı, hele o camekândan bakan küpe çiçekleri, eskiden kalmış fenerleri görülmeli. Tam karşısında bir akar çeşme. Dedim ya Ayvansaray’da çeşmeler akıyor. Çeşmenin önündeki taşlar üzerinde kim bilir nerelerden kalkıp gelmiş taşralı oldukları her hâllerinden anlaşılan kadınlar kilim yıkıyor.

İşte böyle... Çeşmesinin önünde kilim yıkanan yerler de var. Hâlâ...


(Yazılarımız burada şimdilik sona eriyor. İnşallah sonbaharda devam ederiz. Allah’a emanet olun.)

Ayvansaray’da Hz. Câbir Camii.
#aktüel
#hayat
#Mustafa Kutlu