Üç tesbit üç sonuç

00:0011/01/2001, Perşembe
G: 10/09/2019, Salı
Necmettin Türinay

Politikada ne dostluklar, ne amaçlar, ne de bu amaçlara vâsıl olmak yolunda teşkil edilen ortak cepheler bâki. Gelişmelerdeki garâbete bakın!.. Koca 28 Şubat döneminde Doğan Grubu ile can-ciğer kuzu sarması olduğu ileri sürülen Mesut Yılmaz, bu grup ile şu anda kanlı-bıçaklı düşman haline geldi. Öyleyse buradan bir sonuç çıkarmak gerekmiyor mu?Sonuç 1. Politikada ne ezelî dostluklar, ne de ezelî düşmanlıklar geçerli!.. Konjonktürdeki değişmelere göre, amaç ve stratejiler de değişip duruyor.Dışarıda

Politikada ne dostluklar, ne amaçlar, ne de bu amaçlara vâsıl olmak yolunda teşkil edilen ortak cepheler bâki. Gelişmelerdeki garâbete bakın!.. Koca 28 Şubat döneminde Doğan Grubu ile can-ciğer kuzu sarması olduğu ileri sürülen Mesut Yılmaz, bu grup ile şu anda kanlı-bıçaklı düşman haline geldi. Öyleyse buradan bir sonuç çıkarmak gerekmiyor mu?

Sonuç 1. Politikada ne ezelî dostluklar, ne de ezelî düşmanlıklar geçerli!.. Konjonktürdeki değişmelere göre, amaç ve stratejiler de değişip duruyor.

Dışarıda Fazilet kaygısı

Dikkat ediyor musunuz? Fazilet Partisindeki iç çekişme, asla kendi sınırları dahilinde tutulamıyor. Basının, Fazilet Partisi''ndeki yenilikçi-gelenekçi tartışmasında takındığı tavır değil burada ifade etmek istediğim husus. Bunun tamamen dışında. Zira yazılı basın ve televizyonların, bu türden siyâsî ihtilâflar üzerinde dilediği tavrı takınması kadar tabiî birşey olamaz: Onaylar, taraf tutar, ara kızıştırır, taraflardan birini öne çıkarır vs. Bu ayrı bir mesele ve kasdım bütünüyle bunun dışında.

Burada asıl önemli olan; Fazilet Partisi''nin bir iç meselesi olduğunu sandığımız yenilikçi-gelenekçi tartışması karşısında, diğer siyasî partilerin takındığı tutum olmaktadır. Recaî Bey dilediği kadar, "kendi iç meselelerimizi basın önünde konuşmam" desin. Yaşadığımız gelişmeler öylesine mühim olmalı ki; bir yandan Ecevit, bir yandan Mesut Yılmaz, bir yandan Bahçeli, öbür yandan da yeni imaj peşinde koşan Deniz Baykal; bu sıcak hadise ile ilgilenmek mecburiyetinde kalıyor. Hepsi elbirliği ile, FP''nin kapanma ihtimalinin önüne geçmeye çalışıyor. Bahçeli, parti kapatmanın aleyhine demeçler verirken, Ecevit "yenilikçileri yadırgadığı" yolunda açıklamalar yapıyor.

Peki ya Mesut Yılmaz? O da Tayyip Bey''in, Cemil Çiçek''in, Abdullah Bey''in ve Melih Gökçek''in izlenmesi için özel timler teşkil etmemiş mi? Demek ki Fazilet''teki "iç gelişme"(!), bütün siyasî partileri yakından ilgilendiriyormuş. Öyleyse buradan da bir sonuç çıkarmayalım mı?

Sonuç 2. Siyasal partilerin kendilerine mahsus birer iç dengeleri bulunduğu gibi; farklı siyasî partilerden oluşan politik düzlemin bütününün ifade ettiği bir başka denge daha vardır. Bu genel dengeyi veya Türkiye siyasal dengesini, isterseniz siz bir satranç tahtasına benzetebilirsiniz. Taraflardan birindeki ciddi oynama, satranç tahtasındaki bütün taşların oyun değerinde de ciddi değişikliklere yol açar. Peki ne oluyor da; FP''deki iç gelişme ANAP, DSP ve MHP taşlarında değer kaybına, yani ciddi tedirginliklere yol açabiliyor? (Bu soruların izahını ileride tabiî ki yazacağız.)

Eklektik CHP ya da yeni DSP arayışı

Bir başka mesele: Biliyorsunuz CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Osmanlı Devleti''nin kurucusu Osman Bey''in mânevî istinâdı Şeyh Edebalî''nin siyasî, ahlâki, insanî ve de toplumsal umdelerini baş tacı etmeye başladı. Bu metni Baykal bastırmış ve odasına da astırmış. Onu örnek aldıkları için olmalı, bazı CHP il ve ilçe örgütleri de aynı yola başvurmuş. Belki de bir genelge yayınlanmış bu konuda Baykal. Şimdi iyi yaptın, kötü yaptın diye herkes bunu tartışıyor. On üçüncü yüzyıl aydınlığı, Anadolu sosyal demokrasisi, sosyalizmin veya demokrasinin millîliği veya evrenselliği... Şimdi bunlar konuşuluyor da, işin nereye doğru gittiğine kimse kafa yormuyor. İşte hükmümüz:

Sonuç 3. Ecevit''in yıllar önce giriştiği sağlıklı denemeye, Deniz Baykal ve CHP, nihayet şimdi başvurabiliyor. Türkiye''deki marjinal tabanların ittifakından oluşan parsellenmiş bir CHP yerine; Anadolu insanının tarihsel sağduyusunu arayıp bulma; partinin ana gövdesini, bu sağlıklı tabana oturtma arayış ve denemesi olarak bakmak gerekir bu sürece.

Türkiye''deki solcu ve sosyal demokrat partilere hem ABD''nin, hem Batı Avrupa''nın biçtiği değer bu değil tabiî ki. Öyle sanıyorum bu gelişme, -ileride daha iyi anlaşılacağından eminim- bazı yerli aydınları da hayli üzeceğe benzer. Eh, durum böyle gelişirse, DSP tabanlarının yer değiştirmesinde, herhangi bir güçlükle karşılaşılır mı, karşılaşılmaz mı?

Çevreden aktörlere

Soru: Burada eksik bıraktığımız bir hususun varlığı dikkatinizi çekiyor mu bilmem. Düşünüyorum düşünüyorum da, bendenize var gibi geliyor. O da şudur: Yaşadığımız, şahidi olduğumuz bunca iç siyasal gelişmelerin arkasında yatan nedir? Bütün bunlar, sırf Türkiye''nin iç işiyle ilgili gelişmeler midir? Dış politikadaki evrilmelerin bunda bir tesiri bulunmasın mı? Bütün bunlar mufassal şekilde yazılmayı bekliyor anlayacağınız.