Yazarlar Alacakaranlıktan yeniden güneşe İngiltere-Türkiye

Alacakaranlıktan yeniden güneşe: İngiltere-Türkiye…

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel Gazete Yazarı

Artık gazetelerde yazanı pek görmüyoruz, televizyon kanallarında da dış politika başlıkları bol açıldığı halde, Türkiye, bölge, dünya dinamikleri üzerine kim ahkâm keserse kessin, ‘İmmortal Queen’in ülkesine kat’a uğramaz durumdadır…

Çok da kızamayız.. İngiltere/Birleşik Krallık medyası da akademisi de ulusal güvenlik ve dahi ülkenin dış politikası hakkında balık kadar ketumdur…

Ama sudan sessiz, çimenden kısa profilli İngiltere’nin, Avrupa Birliği’nden ayrılmış Londra’nın, küresel düzene eskisinden daha çok vaziyet edeceğini biliyoruz. Mecburdur…

İngiltere, iki yıldan kısa sürede -üstelik AB dışı- 60 ülke ile ticaret anlaşması imzaladı. AB ile ayrı Türkiye ile ayrı anlaşmaları var ve Ankara ile ‘daha büyüğü’ yolda. Bu dahi İngiltere’nin ‘dünyanın yeni düzeni’ ve Brexit artı Pandemi sonrası dünya tahayyülünü kurduğunu gösterir. Üstelik bu kavrayış, Türkiye’nin elini değdiği, uzattığı her şeyle -belki kaderin tekrar tecellisi olarak- ortak!..

YENİ DÜZEN GELİYOR AMA ESKİSİ HENÜZ YAŞIYOR…

Türkiye-AB-NATO ilişkilerinin yoğunlaştığı geçtiğimiz hafta, önümüzdeki günlerden itibaren yerini Afganistan gündemine bırakacak. Aradan istifade İngiltere’yi açmak lazımdır…

Bu ülkenin, Çin, Rusya, ABD, NATO, AB, Akdeniz, Ortadoğu, Körfez, Afrika, Hint-Pasifik’teki tercihlerinin ne olacağı küresel yeni düzen adına belirleyici, Türkiye için de önünü görmekte ilave ‘pusula’ olacak…

En son söyleyeceğimizi baştan yazalım ve kolaylaştıralım; bundan sonra kim İngiltere’ye ilişkin herhangi bir okuma yaparsa, önce bu kabule yaslansın; ‘Birleşik Krallık, II. Dünya Savaşı’ndan ve Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana, cari küresel düzenin, statükonun savunulması için mücadele etti. Ancak bundan sonra ‘savunma’ yeterli değil’!.. İngiltere’nin düsturu budur…

Bu kabulden sonra merak edilen nasıl yapılacağıdır. Anlıyoruz ki, ‘yeni bir düzenin’ büyümekte olduğunu kabul ediyorlar. Çin, Hint-Pasifik, yeni pazarlar, küresel orta sınıfın büyümesi, demokratik ve totaliter rejimler arasındaki mücadelenin ana cepheler olduğunu teşhis ediyorlar. Bu keskin mevzilerin belirlenmesi son tahlilde, ‘çok kutuplu dünya’ anlamına geliyor, bunu da kabul ediyorlar…

Fakat bu yeni düzenin yanında yer alacakları anlamına gelmiyor!

YÜZLEŞMEYE KADAR KOZ HASADI…

İngiltere bundan sonra dış politika ve unsurları olan “askeri güç” ile Britanya tipi “diplomasinin kullanımı”nda “hızlı ve etkili” bir yapı geliştiriyor. Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük savunma yatırımlarını yapıyorlar. Bu baptan olmak üzere İngiltere’nin nükleer silahlarını azaltmayı durdurduğunu ve artıracağını açıkladığını da hatırlayalım. Stratejik beklentiler altında, bazen kümeler halinde bazen tek tek mümkün olan en yüksek sayıda ülke ile özel ilişkiler kuruyorlar.

Ancak… ABD, NATO ve ‘5 Göz’ kilit ittifakları olacak. ABD, ‘en değerli ortak’ olarak kalacak. Üstüne, Avrupa’nın güvenliği konusundaki rolleri hakkında pazarlık kabul etmiyorlar. Avrupa-Atlantik’i ‘güvenlik odağı’, bir tür ‘son kale’ kabul ediyorlar. Yani İngiltere, çok kutuplu dünyada yerini seçmiş bulunuyor…

Jeopolitik ve jeoekonomik belirsizlik alanlarının varlığıyla yüzleşmiş durumda İngiltere. Bunlar üzerine ‘hibrit dış politika’ geliştiriyor. Örneğin, en güçlü ve yeni savaş gemilerini Pasifik’e gönderiyor ama Çin’le ilişkilerini ‘pozitif gündem’de tutuyor. ASEAN üyeliğini önemsediği gibi, dünyanın en önemli organizasyonlarından ‘Trans-Pasifik Ticaret Ortaklığı (CPTPP)’na katılmaya çalışacak.

Afrika’nın doğusunu önemsiyorlar, Körfez ülkelerini önemsiyorlar, Akdeniz dengelerinde varlar, Afganistan’da varlar, Hindistan’da ağırlık sahibiler, Kafkasya’da ABD’den daha etkililer, Ortadoğu’yu hep önemsediler, daha sade bir duruşları var ama Körfez ülkeleri ve Türkiye ile daha yakın ilişkiler istiyorlar. Rusya ile anlaşamayacakları değil anlaşmayacakları ortada. Hint-Pasifik ülkelerini neredeyse tek tek çalışmak istiyorlar. Hepsinde ağırlıklarını artırarak yayacak metotları var…

İlginçtir, sadece 10 yıl sonunda 2030’a gelindiğinde, jeopolitik ve ekonomik ağırlık merkezinin doğuya, Hint-Pasifik’e evrilmesiyle dünyanın çok kutupluluğa oturacağını kestiriyorlar. Buna rağmen yerleşik konumlanmaları -sabitlememekle birlikte- güncellemiyorlar. Yine de, ‘o gün’ kesinleştiğinde/gelene kadar, ellerinde daha çok kart bulundurmayı/toplamayı hesap ediyorlar…

Bir İngiliz klasiği yani.

BİRLEŞİK ‘ORTA GÜÇLER’ HARİTASI…

Bu bağlamda İngiltere’nin bazı öngörülerini not etmeliyiz; tıpkı ABD gibi fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecinin yaşanacağını, bunun da petrol üreticisi ülkeleri zora sokacağını, çatışma ve istikrarsızlığın en yüksek riskle çoğalacağı alanın sahra altı Afrika olacağını, burası önemli; ‘Orta güçlerin jeopolitik öneminin artacağı, bu ülkelerin etkisinin, özellikle birlikte hareket ettiklerinde artacağını, devlet dışı aktörlerin, özellikle ‘uluslararası teknoloji şirketlerinin’ jeopolitik rolünün büyüyeceğini kestiriyorlar…

Fevkalade genel diyebileceğimiz yeni İngiliz dış politikasının bu kaba hatları, her basamak için detaylandırılmış planlar içeriyor ve yerküre üzerinde yolumuzun kesiştiği her noktada bunlara dönüp bakmak gerekiyor. (‘Global Britain in a Competitive Age: the Integrated Review of Security, Defence, Development and Foreign Policy’, 16/03, gov.uk)

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.