Yazarlar Rusya ve İranla birlikte Amerikaya defol mu dedik?

Rusya ve İran’la birlikte Amerika’ya ‘defol’ mu dedik?

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Astana Zirvesi’nden evvel Çarşamba yazımızı hem Ortadoğu’daki hem Avrupa’daki gelişmelerin Doğu-Batı ilişkileri özelinde geldiği son durum üzerine kurup, şöyle bağlamıştık; “… Dünyanın hali bu iken.. Zirveden çıkacakların büyük resme de bir şeyler söylemesi gerekmiyor mu”?…

Bizde merak, Suriye’ye yönelik müstakbel harekâta İran ve Rusya’nın ne diyeceğine odaklanıyordu. Önemli bir başlıktı ama ‘en kötü senaryo’ olan karşı çıkmaları halinde dahi Türkiye bunu yapacak askerî ve politik güce sahipti…

Nitekim zirvede bu olasılığın hoşlarına gitmediğini söylediler ama itirazlarını öteye götürmediler. Kaldı ki, ABD de karşı ama Rus ve İran itirazlarının niteliği ondan farklı. Mesele de bu zaten.

Bu haliyle Ankara-ABD, Rusya ve İran’a rağmen-harekâtı gündeminde tutmaya devam ediyor…

Peki… Zamanlaması, şartları müsait ‘Büyük Resim’in seyir defterine ek yapıldı mı?

Hem de nasıl; Ankara-Moskova-Tahran hep birlikte, Amerika’ya, Suriye’den ‘çık git’ dedi. Üstelik konu Suriye olduğu için Fırat’ın doğusu ile ilgili olmakla beraber, müstakil de sayılmayabilir. Hissediyoruz ki, bu üç büyük ülke, ABD’nin tüm Ortadoğu’daki varlığından rahatsız…

Bu hem yeni hem büyük hem ABD’yi son derece rahatsız edecek bir duruş. İyi anlaşılması gerekiyor…

Üç ülke de, bölgede ‘öz-yönetim’, ‘Özerk Yönetim’ olarak şekillendirilmeye çalışan, ucunun varacağı yer ayan-beyan ortada yapılanmaya karşı olduklarını imza altına aldılar; “Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddediyoruz”!..

Ortak açıklama, bu yönde bir seri maddeyi resmen dillendiriyor ve hepsinin odağında da ABD bulunuyor.

Petrol gelirlerinin gittiği adresler, sadece belli alanlara uygulanan belli alanları muaf tutan yaptırım kararları, komşuların sınırlarını tehdit eden ayrılıkçı politikalara ilişkin cümleler hep aynı adresi gösteriyor…

Esasen, resmi metni de aşarak toplantı sonrası üç ülke liderinin ayrı ayrı yaptığı aynı açıklamalar da tartışmaya yer bırakmıyor. Hem Putin hem Reisi’yle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “Amerika orayı terk etmek durumunda” cümlesini kurmuş bulunuyor…

Washington, “durumunda” yı “zorunda” olarak okumalıdır!..

Amerika köpürüyordur. Bir ihtimal, Türkiye’yi ayrı tutarak Rusya-İran işbirliğine saldıracaktır. Ama Ankara ABD’yi ayrı tutmuyor!..

Dohuk’ta ne yaşandı…

Bu iftiranın üzerine konuşmayı, yazmayı dahi zül saymak gerekiyor. Ancak arkasını anlamak zorundayız, çünkü olay ciddi anomali gösteriyor…

Ne Türkiye devleti ne de halkı, masum sivillere zarar verilmesini kabul etmez. Bunu yapmaktansa kendisine risk yaratan anlarda dahi fedakârlık göstermiştir.

Nitekim bugüne kadar gerçekleştirilen sayısız askeri/istihbari operasyonlarda en kara düşmanlar dahi ‘sivillere yönelik yanlışlarla’ Türkiye’yi suçlayamadılar. Ankara’nın böyle bir sicili hiç olmadı…

Ankara, uluslararası hukuka, ‘insani değerlere’ hep hassasiyet gösterdi. On yıllar boyunca onlarca ülkede sivil, yaşlı, bebek, kadın yüzbinlerce insanı katledenlerin insan hakları konusunda Türkiye’ye çamur atma politikaları da ortada…

Dışişleri ve TSK da zaten böyle bir saldırının gerçekleşmediğini söyledi, mesele kapandı. Tabii bizim açımızdan…

Bir ‘olağan şüpheliler’ listesi çıkarmakta fayda var…

Bir, Bağdat yönetiminin daha ne olduğu bile anlaşılmadan Ankara’ya saldırması garip! Irak’ın yakın zamanda güvenlik konularında gösterdiği ilgiye ters. İki, Tuhaf olan bir başka şey de zamanlama; Astana Zirvesi’nden çıkan, Rusya-Türkiye-İran’ın, ‘ABD’yi burada istemiyoruz’ açıklamasıyla geliyor olay. Üç, ertesi gün İstanbul’da, Rusya-Ukrayna tahıl anlaşması imzalanacak. Dört, eş zamanlı/hızlı bir reaksiyon olarak Irak’taki Türk diplomatik misyonlarına gelen abartılı ataklar. Öyle alelacele ki, protestocular bizim eski büyükelçiliğe gidiyorlar. Beş, Irak Başbakanı ile Biden arasındaki görüşmenin ertesi. Altı, Irak’ın iç dinamikleri. İktidar adaylarının taraftarlarını derleme girişimleri. Yedi, Suriye’ye harekât öncesi ve CENTCOM komutanının PKK ziyareti.

Bunların hulasası, ‘kimin işine yarar’ sorusu, şüphelinin profilini veriyor; yakından geldiğini sanmıyorum…

NATO’nun 8’inci günahı…

Çin’in ‘People’s Daily’ gazetesi, NATO’nun ‘7 Büyük Günahı’nı yazmış… “Yedi” özel bir rakamdır Batı kültüründe. Hristiyan inancında “temel/kardinal günahlar” olarak bilinir. “Seven” filmini seyredenler hemen bilecektir. İlaveten, Arabistanlı Lawrence’ın “Seven Pillars of Wisdom/Bilgeliğin Yedi Direği” kitabı da anımsanabilir…

Yüzbinler seviyesinde okuru olan gazeteye göre NATO’nun günahları şunlar; Irkçılık, ideolojik olmak, uluslararası hukuka uymamak, bloklaşma/kutuplaşmayı teşvik, Soğuk Savaş zihniyetini yaymak, küresel kalkınmaya büyük tehdit oluşturmak ve küresel yayılma arzusu. Çin bakışı elbette ama toptan yanlış olduğunu da kimse söyleyemez…

Bir de, hepsinden büyük, NATO’nun içinden gelen, affedilmez bir başka günah daha var…

NATO üyelerinin kendilerini ABD’ye uydu olacak kadar teslim etmesi! Günahların günahı aslında bu. ‘Kibir’ gibi. Çünkü bu olmasa, diğer günahlar yaşam bulamazdı. Maalesef biz de zaman zaman bunlara ortak olduk. Zararı da yine bize oldu…

Şimdi daha farklı. Türkiye artık NATO gereklerine kimi zaman tam kimi zaman ‘şeklî’ uyum gösteriyor. Bu şeklî duruşlar genellikle ABD bastırmasıyla gelen politikalarda kendini gösteriyor. Rusya’ya uygulanan yaptırımlarda Ankara’nın kendisine “ayrıcalıklı alan” yaratması ve kimsenin sesini çıkaramaması gibi…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.