
Başörtülü avukatların duruşmalara serbestçe girebilmesini öngören Danıştay kararına, Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu tarafından çeşitli gerekçeler öne sürülerek itiraz edildi, biliyorsunuz. Vaktiyle Habermas'ın "kamusal alan" kavramını eğip bükerek yasaklarına bilimsel dayanak haline getirenler, hizmet alan-veren ayrımını da bu dayanak üstüne oturtarak, yasakları açıklanabilir kılma işine soyunmuşlardı. Gerçi sonradan niyetlerinin hizmet alan-veren ayrımına riayet olmadığı, hedefin tüm kadınların başörtüsünden "arındırılması" olduğu; yasağı üniversite öğrencilerine doğru genişlettiklerinde anlaşılmıştı. Ancak artık çok geçti, halkın iradesinin tecellisine dek genç kadınlar ya açıldılar, ya okullarını bıraktılar ya da eğitim uğruna başka ülkelere göçtüler…
Oysa bırakın erkekleri, toplumun aritmetik yarısını oluşturan kadınların tamamı bu duruma yüksek perdeden itiraz etseydi, böyle olmayabilirdi. KADER gibi kadın kuruluşları, derinlerindeki "Kemalist" nüvelerden sıyrılabilselerdi, başka türlü bir dünya değil ama Türkiye mümkün olabilirdi. Olmadı. Sorun, erkeklerin yöntemleriyle çözüldü/çözülüyor.
Dolayısıyla, hem "güya kadın mücadelesi yürüten ama yasakçılıkta erkeklere nal toplatan kadınları tanıma" gerekliliğinden, hem de gönüllerimiz "İslam'da kadının yeri" başlıklı, karşı tarafı defansta bırakan pozisyondan bıktığı için, bugün Kemalizm"de kadının yerine bakmak isterim. Maddeleyelim:
1-Kemalist kadın söylemi, kadınlara medeni ve siyasal hakların hiçbir mücadeleye gerek kalmadan Atatürk tarafından bahşedildiği tezi üzerine kuruludur. Oysa bu yanlıştır. Kadın hareketi, Osmanlı'nın son dönemlerinde elit tabaka kadınlar tarafından başlatılmıştır. Nitekim, literatürde 1910-1920 arasındaki kadın hareketi ilk dalga olarak adlandırılmış, ikinci dalga feminizmin başlayabilmesi için takvimin 1980'lere gelmesi gerekmiştir.
2-Bu zaman zarfında bir kadın hareketinin filizlenemeyişinin sebebi, yeni Cumhuriyet'in bir ulus "inşa etme" ve devlet kurma sürecinde kadına biçtiği roldür. Bu rol, devrimleri halka anlatmaktan ibarettir ve ataerkilliği sorgulamayı, siyasette bir "özne" olarak var olmayı içermemektedir.
3-Evet Atatürk döneminde Meclis'e giren 18 kadın vekilin, totalin yüzde 4.5'ine denk gelmesi önemlidir ve bu oran Cumhuriyet tarihi boyunca bir daha yakalanamamıştır. Ancak bu dönemde ne bağımsız kadın temsiline (bknz; Nezihe Muhiddin'in kurduğu Kadınlar Fırkası'nın kapatılması) izin verilmiş, ne de Meclis'teki o 18 kadın vekil cinsiyet egemenliği ve ayrımcılığından kaynaklanan sorunlara eğilebilen "temsilciler" olabilmiştir.
3-Kemalist sistem, kadınlardan eleştirel bir katılım yerine, gerektiğinde rejim askeri olan, uyumlu ve minnettarlıkla dolu bir yandaşlık talep etmiş, talebi yerine gelmiştir.
4-Rejimin ikonografisinde önde gelen bir figür olan kadın, sınıfsız toplumun cinsiyetsiz üyesi olmuştur. Bu kadının tek görevi, okulda (öğretmen) ve evde (anne) olarak gelecek nesilleri iyi yurttaşlar olarak yetiştirmek ve modernleşememiş, peçeli, örtülü geride kalmış hemcinslerine örnek teşkil etmektir.
5-Kemalist rejimde kadın, ancak cinsiyetsizliği (dizaltı etek, karpuz kol bluz, koyu renk döpiyes, kısa saç) bir erdem haline getirilerek kamusal alanda meşrulaştırılmıştır*. Bu durum, elbette kadına görünürlük sağlamıştır; ancak kadının "özne" olmaktan çok simge olarak "değer" kazandığı bir görünürlüktür bu. Dolayısıyla kadın, daha modern biçimde, ataerkil sistemin yeniden üretimine katkı sağlamıştır.
Bu kadınların, başörtüsü konusu açıldığında kadınlıklarından geçici olarak istifa edip, birer rejim askerine dönüşmelerinin altında yatan neden de budur.
Meraklısına not: Öldürülen Sarai Sierra hakkında yazdığım yazıdan sonra, ortaya atılan iddialar kadının gayri-meşru ilişkiler içinde olduğu yönünde olunca, çeşitli itirazlar geldi. Bu tür bir durumu asla tasvip etmeyeceğim ortada, ancak bendenizin söylemeye çalıştığı da tam olarak buydu: Sierra'nın yerine bir adam öldürülseydi, o adamın yaşadığı gayri meşru ilişkiler, öldürülmesine neredeyse meşruiyet temin eder miydi? Bence etmezdi.
*: Saktanber, A., (2004), "Kemalist Kadın Hakları Söylemi", Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce: Kemalizm, İletişim Yayınları, İstanbul.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.