Herkes kendi işine...

00:004/07/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Rasim Özdenören

Bir tezi olan onu oluşturmaya çalışır. Tezi (diyeceği sözü) olmayansa, başkasıyla uğraşır: başkasının söyledikleriyle ya da şahsiyatla...Mavera dergisini çıkarttığımız sıralarda bazı günlük gazetelerde yazan edebiyat eleştirmenleri derginin adını sorgulamaktan başlayarak böyle bir dergiyi nasıl çıkarttığımızı, parayı nereden bulduğumuzu, bize nerelerden petro-dolarlar geldiğini sorup kuşku uyandırmak isteyen yazılar yazdı. Bu istikametteki yazılarını birkaç kere tekrarladı. Arkadaşlar bu yazılara

Bir tezi olan onu oluşturmaya çalışır. Tezi (diyeceği sözü) olmayansa, başkasıyla uğraşır: başkasının söyledikleriyle ya da şahsiyatla...

Mavera dergisini çıkarttığımız sıralarda bazı günlük gazetelerde yazan edebiyat eleştirmenleri derginin adını sorgulamaktan başlayarak böyle bir dergiyi nasıl çıkarttığımızı, parayı nereden bulduğumuzu, bize nerelerden petro-dolarlar geldiğini sorup kuşku uyandırmak isteyen yazılar yazdı. Bu istikametteki yazılarını birkaç kere tekrarladı. Arkadaşlar bu yazılara cevap vermemiz gerektiğini belirtiyordu. Bense ona cevap vermek bu iddiayı ciddiye aldığımızı gösterir; oysa bu iddianın ciddiye alınır bir yanı yok; iddia sahibi kendi iddiasını ispatla yükümlüdür, ben niye onun iddiasını reddetmeye çalışayım, diyordum. Böylece o yazılara cevap vermedik. Dergi zaten aralarında benim de bulunduğum birkaç arkadaşımızın cep harçlığı ile çıkartılıyordu. Bir süre sonra satışlardan gelen para ile abone bedelleri dergiyi kendi yağıyla kavrulur hale getirdi.

O sıralarda söylediğimiz: “Biz kendi işimize bakalım” cümlemiz Mavera çevresinde toplanan arkadaşların genel ilkesi haline geldi.

Halen de aynı cümleyi tekrarlıyorum. Biz kendi işimize bakalım. Cümle genel kipe dönüştürüldüğünde “herkes kendi işine baksın” olur.

Nitekim biz kendi işimize bakmaya devam ettik. Bir süre sonra, o eleştirmeciye, bizden daha çok ona yakın duran bir başka eleştirmeciden cevap geldi: “Vaktiyle sağcılar, solcular için bu rubleler nerden geliyor diye sorardı; şimdi işler galiba tersine döndü ve bu kez solcular sağcılara bu dolarlar nerden geliyor, sorusunu yöneltiyor” diyordu. Bu eleştirmeci, sözüne teminat olarak bizim adımızı referans veriyordu.

Herkesin kendi işine bakması gerektiği ilkesi siyaset alanında da geçerli...

Orada da, diyeceği sözü, yapacağı işi olan, kendi işini sürdürme çabasını güdüyor. Diyeceği sözü olmayansa, ya başkasının yapıp ettiğinin önüne takoz olmaya çalışıyor ya da onların söyledikleri cümleler üzerine laf yetiştirmeye çalışıyor.

Ana muhalefet lideri geçenlerde işsizlik üzerine olan şikâyetlerini dile getirdi ve kendini dinleyenlere hitaben: “Şimdi beni iyi dinleyin, dedi, şimdi size işsizliğin çaresini söyleyeceğim!” Dikkatle dinlemeye başladım. Çünkü işsizliğin çaresinin ne olduğunu ben de bilmek istiyordum. Muhalefet lideri şunu söyledi: “İşsizliğin çaresi CHP''dir. CHP''yi iktidar yaparsanız, işsizlik çözülür!”

Güler misin, ağlar mısın?

Bu söz, çaresizliğin heykelini dikiyordu.

Bir başka siyasî parti lideri vaktiyle Ankara''da hava kirliliği ile nasıl başa çıkılacağına ilişkin fikirleri olduğunu beyan etmişti. Nedir onlar, diye sorduğumda, bana: “Şimdi söylersem sahip çıkarlar!” cevabını vermişti. Buradaki ruh halini anlamanızı diliyorum.

Çaresini söylersem sahip çıkarlar! Aman Allah...

Bir de Turgut Özal''ın ruh cömertliğine bakın: 12 Mart''tan sonra gönderildiği ABD sürgününde Bülent Ecevit''e alması gereken önlemleri bildiren bir mektup yazmıştı. O mektubu Ecevit''in ne yaptığı bilgimizin dışında... Ancak muhteviyatını algılayamadığı, belki de çöpe attığı kuvvetle muhtemeldir... Olaydan nerdeyse on yıl sonra Özal başbakan olunca o mektupta yazdığı ilkeleri kendisi uygulamak zorunda kalmıştı. O ilkelerin bir ön uygulaması ise 1980 yılı 24 Ocak kararları idi...

Şunu söylüyorum: yapacak işi olan, diyecek sözü olan onu söylüyor ve onu yapıyor.

Yapacak işi, diyecek sözü olmayansa, başkasının yapıp ettiklerinin dedikodusunu yapmakla meşgul oluyor...