Modern zamanların bir çığlığı

00:0025/07/1999, Pazar
G: 9/09/2019, Pazartesi
Rasim Özdenören

Modern zamanları kendi anlayışımıza göre, belli bir yüzyıldan başlatabilir ve onun özelliklerini belirlediğimiz bazı ölçütlere göre ortaya koyabiliriz. Rönesansı, Reformu, kartezyen düşünce tarzını, çekim yasasının keşfini.. esas tutarak bir başlangıç belirlememiz mümkündür. Batı Avrupa''yı düşündüğümüzde, siyasal alanda, Fransız ihtilali (1789) de, modern zamanların başlangıcına esas tutulabilecek kritik bir dönemeç olarak kabul edilebilir, çok kimse de öyle kabul eder. Ben de, bu yazının amacı

Modern zamanları kendi anlayışımıza göre, belli bir yüzyıldan başlatabilir ve onun özelliklerini belirlediğimiz bazı ölçütlere göre ortaya koyabiliriz. Rönesansı, Reformu, kartezyen düşünce tarzını, çekim yasasının keşfini.. esas tutarak bir başlangıç belirlememiz mümkündür. Batı Avrupa''yı düşündüğümüzde, siyasal alanda, Fransız ihtilali (1789) de, modern zamanların başlangıcına esas tutulabilecek kritik bir dönemeç olarak kabul edilebilir, çok kimse de öyle kabul eder. Ben de, bu yazının amacı çerçevesinde, modern zamanların başlangıcı olarak adı geçen ihtilali esas alıyorum. Batı Avrupa''nın siyasal anlayışında köklü değişikliklerin ortaya çıkışı ve daha da önemlisi bu anlayışın ifade edilişi, bu ihtilalin getirdiği kaos ortamında mümkün olmuştur. Günümüzde de geçerliliğini koruyan modern zamanların modern devletlerinin tayin edici özellikleri o zamanın düşünürlerince dile getirilmiştir. Bu düşünceler, gene modern devletlerin şimdiki durumunda bile geçerliliğini yitirmemiştir. O günün özgün seslerinden biri olan Gracchus Babeuf''ün ifadeleri, modern zamanların bir çığlığı gibi yükseliyor ve günümüz için bile anlam taşıyor. Onun sayısız çığlıklarından biri de şudur:

"Bu efendiler sınıfının üyeleri, kardeşlerinin çoğunluğunu soymakta haklı olduklarını, bu işi yasa yoluyla yaptıklarını ileri sürerler. Ama biraz eşeleyince görülür ki, bu işi hükûmetlerin tanıdığı korkunç kurumların yardımıyla yapmışlardır. O zaman, sorguya çekilecek olan hükûmetlerdir. Onlarla sömürücüler arasındaki ortaklık hemen ortaya çıkar. Çoğunluğun soyulması elbette bir takım kurumları destekleyen yasaların ortak etkilerinin sonucudur. Toplumdaki bir avuç insanı her şeyi yutacak duruma getiren o yasalardır. Ama bu yasalar çirkin bir eşkıyalık düzeni kurmuşlardır. Halkın ortak servetinin bir avuç sömürgenler çetesinin tekeline geçmesi hiç bir yasaya sığmaz. Nedenleri aramaksızın sonuçlara bakmamız yeter. Bir ulusun en yararlı bölüğünün malı mülkü elinden alınmışsa, hiç şüphe etmemek gerekir ki, bu durum doymak bilmez kazanç hırsından yana yontulmuş yasaların desteklediği bir sürü dolapların düzenlerin sonucudur." (Devrim Yazıları, Çan Y. İst. 1964, s. 32)

1795 yılında kaleme alınmış olan bu parça, yazarını ve yayın yılını kaale almaksızın, şimdi, bu gün, bu ülkede yayınlanmış olsaydı, acaba kimin aklına gelebilirdi ki, bu parça ikiyüzyıl önce kaleme alınmıştır?

Demek ki, modern zamanların modern devletleri için, o günden bu yana değişen fazla bir şey olmadığını ileri sürmemiz mümkün görünüyor. Modern zamanlar deyimi, aslında bir yanlış anlamaya da kapı aralıyor ve kabahatin zamanda olduğu vehmini uyandırıyor. Oysa zamanın kabahati yok. Zamana özelliğini veren insandır. İnsan, belki bütün zamanlarda aç gözlü olmuştur. Ama o, açgözlülüğünü, aralarında en aç gözlü olanların gücüne dayandırarak açgözlülüğünü yasalar marifetiyle bir kılıfa sokmanın yolunu bulmuştur. Vurgun, soygun, talan.. böylece yasalar marifetiyle yasal olarak(!) kotarılmaktadır. "Modern devletler"in, kendilerine göre bir hukuk düzeni kurmuş olmaları, bu devletlerin soygun düzenini ortadan kaldırmış olmaları anlamına gelmiyor, bilakis soygunun yasal yollarla kotarılmakta olduğunu gösteriyor.