Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Dans - I

Dans - I

Selahattin Yusuf
Selahattin Yusuf Gazete Yazarı

Eskiden, yani klasik zamanlarda, insanın bir aşkınlık durumuna dönüştürdüğü dans, modern zamanlarda, artık vücudun kusarak terketmek için çırpındığı bir sinirsel yük haline geldi.

Londra ve Mancester 19. yüzyılda buhar, kömür ve çelikten oluşan o ünlü sacayağının üzerinde hızla sanayileşmeye başladığında, Karl Marx''ın son derece isabetli çözümlemelerinin de işaret etmiş olduğu, büyük sosyal değişmeleri kaçınılmaz olarak yaşadı. Sanayileşme, genel olarak Kilise''nin nüfuzuna rağmen hayatiyet bulan bilimsel bilginin, yaşama araçları için devreye sokulmasının sonucuydu. Yani bilimsel bilginin, tekniğin tabiatına uygulanması ve onu değiştirmesinden başka birşey değildi.

İnsanların İngiltere''de (ve giderek Batı Avrupa''nın her yerinde) toprağı bırakıp şehirlere yığılması şehirleri yaşama mekânı olarak ülkelerin yeni toplumsal gerçeklik alanları haline getirdi. Bilgi, sezgi, estetik, yeni bir sosyal psikolojik alanın içinde var olacaktı artık. Şehirler, kırsal yaşamın yalnız biçimini değil; muhtevasını da bozmuş, ona şehirlerde yeni (ve elbette seküler) bir temel hazırlamıştı.

Kiliseyle tarla arasında cereyan eden eski yaşam, şimdi fabrika ve benzeri disiplinli iş yerleriyle kafeler ve barlar arasında cereyan etmeye başlıyordu. (Bugün Türkiye''de de kullanılan barlar, 19. yüzyıl İngilteresi''nin işçi barlarıdır. Bir kenarda içkilerin ve yüksek taburelerin olduğu, geri kalan alanın ise boş bırakıldığı bu iç mekân düzeninin, o yıllarda, işten çıkmış yorgun işçilerin ayakta içip ekonomik bir fiyatla "rahatladıktan" sonra eve yollanabilmeleri için düşünülmüş bir yöntem olduğu bilinir.) Yaşamın bütün manevi direnç noktaları (din, gelenek) yavaş yavaş bağlarından çözülmüyor ve esasında acımasız, insana karamsarlıktan başka birşey vermeyen yeni bir gramerin zemini üzerinde birikiyordu. Barların ve sair içkili mekanların, sanayileşme ve şehirleşmenin insan zihnine yüklediği acı şoku biraz olsun gevşetmeye yönelik ihtiyaçtan doğduğu ve hayatiyet kazandığı aşikârdır.

İngilizler''in deyişiyle "dramatik" bir biçimde dönüşen toplum ve toplumu içten tutan bağların onulmaz biçimde kopması, insanların zihnen aşınması ve zayıflaması, bütün sanatlarda olduğu gibi dansı da ağırbaşlılıktan ve vakardan sıyırıp hızlı, kaotik ve bütünlükten yoksun konfigürasyonlara doğru geriletmeye başladı. Çünkü zaman, eski ağırbaşlılığını ve sakinliğini yitirmişti. Ritmin doğası, insanın gündelik güvensizlikleri, hırpalanmaları ve arzuları tarafından zorlanıp bozulmuştu. Yüzyıllardan beri gelişip olgunlaşmış ve durgunlaşmış, estetik bütünsellik, yerini daha çok patolojinin aldığı bir süreksizlikler karmaşasına bırakmıştı.

Eskiden, yani klasik zamanlarda, insanın bir aşkınlık durumuna dönüştürdüğü dans, modern zamanlarda, artık vücudun kusarak terketmek için çırpındığı bir sinirsel yük haline geldi. Ritm, insanın içine girdiği manevi bir alan değil; içinden çıkmaya çalıştığı bir sorunlu alan olmaya başladı!.. Devam edeceğiz.

Önemli not: Gelen e-maillerinize teknik bir imkansızlıktan dolayı cevap veremiyorum. Talat Ulusever ve A. Halit Gürdal, bana köpürmekte ve kaş indirmekte o kadar da haklı değilsiniz...

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.