A Milli Takım’ın Belçika karşısında aldığı 3-0’lık mağlubiyet, yalnızca tabeladaki bir yenilgiden ibaret değil. Elbette A Ligi’nin seviyesi yüksek, rakipler hata affetmiyor ve Belçika gibi kaliteli bir takım karşısında yapılacak bireysel yanlışların bedeli ağır oluyor. Ancak her mağlubiyeti “hata yaptık, rakip cezalandırdı” cümlesiyle açıklamak, teknik direktörün sorumluluğunu fazlasıyla kolaylaştırıyor. Üç maçta sıfır puan alan bir takımın sorununu yalnızca oyuncuların yaptığı hatalara bağlamak yerine, sahadaki planın ve maç yönetiminin de sorgulanması gerekiyor.
Montella’nın “dengeli bir maçtı” değerlendirmesi de tartışmaya açık. İstatistiklerde bazı alanlarda denge bulunabilir, rakip ceza sahasında daha fazla topla buluşmuş olabiliriz. Fakat futbol yalnızca rakip ceza sahasına kaç kez girdiğinizle ölçülmüyor. Önemli olan o anları nasıl değerlendirdiğiniz ve rakibe ne kadar net fırsat verdiğiniz. Gol bulamadığımız, Belçika’nın ise üç gol attığı bir maçın ardından sadece “son kararlarda daha net olmalıydık” demek, ortaya çıkan tabloyu açıklamak için yeterli değil.
Daha da önemlisi, Arda Güler meselesi. Milli takımın en fazla sorumluluk alan ve en etkili oyuncusunun maçın koptuğu bölümde sahada tutulması ciddi biçimde sorgulanmalı. Üstelik Arda sarı kart sınırındayken ve maçın sonucu büyük ölçüde belli olmuşken, oyuncuyu koruyacak bir hamlenin düşünülmesi gerekirdi. Nitekim Arda sarı kart gördü ve İtalya maçında cezalı duruma düştü. Barış Alper Yılmaz’ın da aynı şekilde cezalı olması, zaten eksikleri bulunan takımımızın önündeki maçını daha da zorlaştırdı. Teknik direktörlük yalnızca ilk 11’i belirlemek değildir; oyuncuyu ne zaman oyundan çıkaracağını bilmek de maç yönetiminin parçasıdır.
Montella’nın “pes etmek yok” ve “demoralize olmayacağız” sözleri elbette doğru mesajlar. Ancak artık sözlerden çok, sahada neyin değişeceğini görmek gerekiyor. Üç maçta puan alamayan bir milli takımın teknik heyeti, yalnızca oyuncuların mücadele azmine vurgu yaparak sorumluluğu üzerinden atamaz. A Ligi’nde olmak bir ayrıcalık olabilir; fakat bu seviyede kalmanın yolu da hataları tekrar tekrar tarif etmekten değil, aynı hataların tekrarlanmasını engelleyecek kararları almaktan geçiyor. İhtiyacımız mazeret değil, çözüm. Montella’nın önündeki asıl sınav da tam olarak burada başlıyor.

