
Altı yıllık bir yazım sürecinin sonunda okuyucusuyla buluşan Kafamda Bir Tuhaflık'tan kısa bir süre sonra, Kırmızı Saçlı Kadın ile çıktı okuyucunun karşısına Orhan Pamuk. Hızlı yazım sürecini daha az okuyup daha çok yazmasına bağlayarak. Yazım sürecinin kısalmasının yanında diğer romanları ile mukayese edildiğinde hacim olarak da küçük Kırmızı Saçlı Kadın. Hacmine paralel fiyatı da makul seviyede tutulan roman, “kolay okunuyor" cümlelerinden de anlaşılacağı üzere “ortalama" okuru hedeflemiş.
Orhan Pamuk için Nobel edebiyat ödülüne kadar; Kara Kitap, çok satılmasıyla ters orantılı bir şekilde okunmadığı zor okunduğu ifade edilen Yeni Hayat örneklerinde olduğu üzere “satışı yüksek okuma oranı düşük" romanların yazarıdır denir. Profesörlerin Orhan Pamuk romanlarını okuyamıyorum, başlıyorum ama bitiremiyorum itirafına sahne olacak kadar. Nobel aldıktan sonra yayınladığı Masumiyet Müzesi, Kafamda Bir Tuhaflık ve Kırmızı Saçlı Kadın ise okunması anlaşılması kolay romanlar kategorisinde.
Röportaj okumayı severim, kiminle yapıldığının yapanın kimliğinin önemi olmaksızın. Öğreticidir röportaj okumak tek bir istisna romanı merkeze alarak yapılmaması kaydıyla. Romanın anlatılamayacağına inananlardanım, özellikle yazarı tarafından. Orhan Pamuk ile Kırmızı Saçlı Kadın üzerinden yapılan üç röportajı okuyunca düşüncem daha da kavileşti.
O kadar iddialıydı ki röportajların anons cümleleri: “Orhan Pamuk yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın'da büyük efsanelerin, destanların kaderimizi nasıl etkilediğini yazmış. Binlerce yıldır yeryüzünde yaşamış tüm insanların suçluluk duyguları, korkuları nasıl oluyor da hayatımızı etkiliyor? İnsanlığın ortak bilinçaltı, aşklarımızdan ülkemizdeki siyasete kaderimizi nasıl belirliyor? Doğuyla batıyı ayıran ne?" Bu cümleleri okuyunca ülkelerin, yaşanılan coğrafyanın, ailenin geçmişinin kişinin hayatını ve kararlarını nasıl etkilediğine dair bir hikaye beklentisine giriyor insan haliyle.
Orhan Pamuk romanı tek bir cümle için yazmış; “Batıda oğul babayı öldürür, doğuda baba oğlunu" önermesini desteklemek için. Batıyı temsilen “Kral Oedipus"; doğuyu temsilen de Firdevsi'nin Şehname'sinden Rüstem ile Sührab hikayesini referans almakla kalmamış olay örgüsünü iki efsane üzerine kurgulamış. Her iki hikayede de baba oğul birbirinden habersizdir; Oedipus babasını öldürür. Rüstem ise varlığından dahi haberdar olmadığı oğlunu, savaş meydanında ikisi de zırhlar içindeyken öldürür.
Kırmızı Saçlı Kadın; bir süre oğul babasını ölüme mi terk etti sorusu eşliğinde batılı bir havada devam ediyor; ikinci bölümde doğulu atmosferin hakimiyetine giriyor ve baba oğlunu öldürecek hissi yaşatıyor. Efsanelerin aksine oğul babadan haberdar, son anda da olsa baba karşısındakinin oğlu olduğunu biliyor. Bütün bu olayların müsebbibi bir tarafıyla kurgulayanı durumundaki kırmızı saçlı kadın, en başından “küçük bey" Cem'in kim olduğunu tahminden öte biliyor.
Kehanetten kurtulamama bütün dünya edebiyatının en önemli konularından diye açıklıyor konuyu Pamuk. Kehanetten kurtulamamayı kaderden kaçılmaz olarak yorumlamayı tercih ediyor. Romana monte ettiği Mevlana öyküsü ile de önermesini güçlendirme çabasında. Kral Oedipus'da kehanetten kurtulmak, kaderden kaçmaya çalışırken kaderine koşmak değildir ana mesele. Bütün o yaşananlara sebep kahinin kehanetine inanmalarıdır.
Kral Oedipus, Sofokles tarafından yazılan, ilk kez MÖ 428 yılında sahnelenen Yunan tragedyası. Kral Oedipus, Apollo tarafından lanetlenmiştir. Onun yazgısında babasını öldürüp annesiyle evlenmek vardır. Bunu öğrenen annesi ve babası onu bebekken ayaklarından bağlatarak bir çobana verirler. Çoban ona acır ve ölüme terk edemez. Çocukları olmayan bir kral ve kraliçeye verir. Oedipus onların çocukları gibi büyür ama kahin bir gün ona yazgısındaki lanetten bahseder. O da bunun gerçekleşmemesi için gerçek anne babası sandığı insanlardan kaçar, ama bu kaçışın sonunda gerçek babasını kehanette olduğu gibi öldürür. Baba, kahinin söylediklerine inanmasa çocuğunu öldürme girişiminde bulunmayacaktır. Evlatlık olduğundan haberdar olmayan Oedipus, gerçeğinin cahili olmasının bedelini uzaklara kaçarken kahinin söylediklerini aynen yaşayarak öder.
Kahve falından başlayarak her türlü fala inanmaya meyilli olanların başına geleceklerin falcılar tarafından tahmin edilmesi tesadüf mü? Değil tabii, neye inanırsanız onu yaşarsınız. Kaderimize hükmeden inançlarımızdır. Onun içindir ki kehanetinden kaçarken kaderine yenik düşer insan.
“Hayat efsaneyi tekrar ede." diyor Kırmızı Saçlı Kadın'da Orhan Pamuk. Bu düşüncesini desteklemek adına bir dönem üçüncü sayfa haberlerini dikkatle okuduğunu, Kral Oedipus, Rüstem ile Sührab'ı solda sıfır bırakacak örneklere şahitlik ettiğini belirtiyor. Murat Bardakçı'ya “çüş Orhan Pamuk çüş" başlıklı yazıyı yazdıracak kadar rahatsızlık verici örnekler. Hayat efsaneyi tekrar etmez. Münferit olayları toplumun gerçeği gibi kaleme alan edebiyatçılar tekrar eder efsaneleri. Toplumu okuyamadıkları için. Kıssadan hisseyi yanlış çıkarttıkları için, efsaneyi değiştirilemez bir mertebede gördükleri için, fazlasıyla inandıkları için tekrar ederler efsaneleri.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.