Hissin kadar hissen vardır!

04:0017/01/2026, Cumartesi
G: 17/01/2026, Cumartesi
Serdar Tuncer

Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Bir kitap için aylarca bekleyen ilim taliplilerini, günlerce yol giden alimleri, sahaflarda bulduğu bir kitap için o günün şartlarında hatırı sayılır bedel ödemek zorunda kalan kitap meraklılarını duymuşsunuzdur. Merhum İsmail Çetin Hocaefendi’nin bir kitap için kaçakçılara karışıp canı pahasına İran’a gidişini, seneler sonra geri geldiği vakit öz babasının kendisini tanımayışını meseleyi bilenler hatırlayacaklardır. Sadeddin Ökten hocamın sahaflarda bulduğu bir kitabın

Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Bir kitap için aylarca bekleyen ilim taliplilerini, günlerce yol giden alimleri, sahaflarda bulduğu bir kitap için o günün şartlarında hatırı sayılır bedel ödemek zorunda kalan kitap meraklılarını duymuşsunuzdur. Merhum İsmail Çetin Hocaefendi’nin bir kitap için kaçakçılara karışıp canı pahasına İran’a gidişini, seneler sonra geri geldiği vakit öz babasının kendisini tanımayışını meseleyi bilenler hatırlayacaklardır. Sadeddin Ökten hocamın sahaflarda bulduğu bir kitabın müstamel nüshası için İstanbul’da bir dairenin birkaç aylık kira bedeline denk bir meblağ ödemek zorunda kalışını bendeniz bir hasbihalimizden hatırlarım.

Müstamel nüsha tabirini hocamdan ilk o zaman duymuş idim ve pek hoşuma gitmişti. Eski değil, kullanılmış değil, müstamel yani üstünde amel edilmiş kitap, sizden evvel bir başkasının okuduğu kitap. Hatta belki bazı satırların altını çizdiği, bazı yerlere mim koyduğu, derkenarlar ihtiva eden bir kitap.

Yeri gelmişken söylemeli, Müslüman kendi öz canı dahil hiçbir şeyden bahisle ‘benim’ diyemeyen insandır. Can da emanet mal da evlat da ömür de kitap da. Parasını senin vermiş olman, senin kütüphanende duruyor olması o kitabı senin yapmaz. Sen senin değilsin ki herhangi bir şey sana ait olabilsin. Kitap da emanet; o zaman emanetin altını çizerken, kenarına not alırken azami dikkat etmeli. Yeri geldi söyleyelim: Yaşasın Yusuf Kaplan ve renkli kalemleri! Senden sonra o kitabı bir başkasının okuma ihtimalini, hatta ilerleyen zamanlarda senin tekrar okuma ihtimalini düşünerek silinebilecek bir kalemle notlar almak, satırların altını kurşun kalemle çizmek kitapla amel etmenin edebine dahildir.

Kadim zamanlarda medrese talebelerinin kitaba hürmet bahsindeki hassasiyetlerinden de söz etmeli yeri gelmişken. Kitaplarının üstüne gözlüklerini ve namaz takkelerini bile bırakmaktan imtina ederlermiş. Takke ve gözlük mühim. Zira birisi o kitabı okuyabilmek için lazım olan alet, diğeri ilmi rızası için tahsil ettiği Rabbinin huzuruna çıkarken başına takacağı takke. O ikisini bile kitabın üzerine koyamıyorsan geri kalanını var sen hesap et.

Neden böyle peki? Sen kitabın üstüne bir başka şey koyarak bile olsa hürmetsizlik edersen kitap da sana kendini kâmilen açmaz, bir yüz görümlüğü görürsün hepsi o kadar. Kitabın kendisini okuruna açması ne demek diyeceksiniz. Kelimelerin ruhu, sözün canı, cümlelerin kaderi vardır. Senin gösterdiğin ihtimam kadar kitap da sana kendisini ve sırlarını ve satır aralarını ve ilham kapılarını açar. Ne kaa ekmek o kaa köfte!

Merhum Nuri Pakdil ağabeye burada bir bahis açmalı. Biraz da tevatürle derlerdi ki: Nuri Abi gece uyanıp da kitap okuyacak olsa takım elbisesini giyer, masa başına oturur kitabını öyle okur! Bu da hürmete dahil demek ki. Uzanarak okuduğun kitap sana fısıltıyla, baştan savma bir şeyler söylerken; masa başında, notlar alarak, kıyafetine dahi dikkat ederek okuduğun kitap seninle dertleşir, uzun uzun hasbihal eder, sana içinin en mahremini açar, kıymet verir.

Seküler zamanların zihinlerini idlal, modernitenin idraklerini iğdiş ettiği kendi tasavvuruna bigâne evlatlar için anlaşılması belki zor bir bahistir ama zor olması öyle olmadığı anlamına gelmez. Meselenin ilim olduğu yerde hassasiyetin ne olması gerektiğinin ölçüsünü yine kudemâ hazerâtı koymuş ortaya: Her şey sana bir şey vermek için senden bir şey bekler ancak ilim sana kendisini vermek için senden her şeyini ister!

Hadis-i Kudsiyi lafız olarak değilse de mana olarak hatırlayalım şimdi: Ben dört şeyi dört şeyin içine sakladım insanlar onu başka yerlerde aradılar. İlmi açlık ve meşakkatin içine sakladım onu tokluk ve rahatta aradılar. Zenginliği kanaatin içine sakladım onu mal biriktirmekte aradılar. İzzet ve heybeti ibadet ve taktin içine sakladım onu ümerâ kapısında aradılar. Rahatı cennete sakladım onu dünyada aradılar. Böyle bir arayışla nasıl bulabilirler ki?

Kitaba ulaşmanın zorluğunu konuşurken kendimden de misal verebilecek yaşlara geldim sanırım. İlkokul yılları, çizgi romanlar okuyorum. Teksas, Tommiks, Zagor… Haftalık harçlığımdan artırdığımla bir kitap anca alabiliyorum. Sınıf arkadaşım Ayhan bir gün hayretle dedi ki: Sen bu kitaplara para mı veriyorsun, biz soba tutuşturuyoruz bunlarla! Haydaaa! Meğer abisi gazete bayii imiş ve satılmayan gazete ilavesi çizgi romanlar evde bu şekilde değerlendiriliyormuş. Marangoz İbrahim amcadan bir çuval çıra ve odun aldım Ayhan’ın getirdiği bir çuval kitapla takas ettik. Ölsem de unutmam buz kesen Ankara soğuğunda eve sırtımda bir çuval çizgi romanla dönerken ki tarifsiz mutluluğumu!

Bilgiye ve habere ulaşmanın zorluğunun insana kattıklarını, kolay ulaşmanın insandan eksilttiklerini yazmak için oturdum masa başına mesele nerelere geldi. Buradan devam ederiz nasipse…

#Aktüel
#Hayat
#Serdar Tuncer