Yazarlar Ve la tuassir

Ve lâ tuassir

Serdar Tuncer
Serdar Tuncer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İmamoğlu bana sorarsanız kendisinin bir doğrusundan değil rakibinin dört yanlışından doğdu.

Bir: Merhum Kadir Topbaş gibi başarılı bir belediye başkanının niçin görevden alındığı İstanbulluya izah edilmedi yahut edilemedi.

İki: Kadir Bey’den sonra Belediye Başkanı olan Mevlüt Uysal haklı bir gerekçesi olsa bile seçimlerde aday gösterilmedi. Bu durum seçmende Ak Parti’ye karşı ilginç ve kendi içinde doğru bir bilinçaltının gelişmesine neden oldu. Seçmen dedi ki: Kendi başkanına güvenmedin görevden aldın, yerine getirdiğini başarılı bulmadın ki tekrar aday göstermiyorsun, şimdi aday gösterdiğine ben nasıl ve niçin güveneyim?

Üç: Binali Yıldırım gibi siyasi geçmiş olarak rakibinin katbekat üstünde olan bir ismin aday gösterilmesi muhalefet seçmeninde Ak Parti kaybetme endişesi yaşıyor düşüncesine sebep oldu ve bu umuttan doğan konsolide olma ihtiyacıyla bütün muhalefet İmamoğlu’nun etrafında kenetlendi. Herhangi bir başarılı ilçe belediye başkanı aday gösterilse idi durum Ak Parti lehine çok daha farklı olabilirdi.

Dört: Seçimlerin -haklı haksızdan bağımsız- tekrar edilmesinin ortaya çıkardığı mağduriyet algısı işi belediye seçimlerinden çıkarıp Beylikdüzülü müteahhidi Erdoğan’a rakip bir siyasi figür haline getirdi.

Kendi başarılarınla değilse de rakibinin hataları ile bir makama gelebilirdin ama orada kalabilmek ve daha ötesine yürüyebilmek için ortaya bir başarı hikayesi koyman gerekiyordu. Fakat İmamoğlu geride kalan üç senede objektif ve insaflı bir gözle baktığımızda bunu başaramadı ve başaracak gibi de görünmüyor.

Neden başaramadı ve niçin başaramaz?

Erdoğan’ı istemeyen içeride ve dışarıdaki çevrelerin başarıyı kendisine hamletmelerinden aldığı özgüvenle alternatif muhalefet lideri ve hatta ötesinde geleceğin cumhurbaşkanı gibi hareket etmeye başladı. Gelmek istediği yerin hayaliyle meşgul olup, oraya şimdiden yatırım yapmak için harcadığı mesai, geldiği yerin ve oturduğu koltuğun hakkını verememesine, dahası bunun için bir şeyler yapması gerektiğini aklına bile getirmemesine sebep oldu. Yüzünde “Rabbi yessir” okunan “ikinci Fatih”in daha önemli işleri olacaktı elbette, İstanbul dediğin de neydi ki?

Zaten geride kalan on yıllar içinde kurumsallaşıp hizmet sistematiğini kendi içinde oturtmuş İBB’yi bir beş yıl yönetmeyi çocuk oyuncağı gibi gördü. İttifaktan doğan bagajlarla ehliyet ve liyakat sahibi olmayan kimselerin yönetim kadrosu içinde bir yerlere getirilmesi de çok problem değildi. Mesele biraz PR, biraz imaj çalışması biraz seküler tayfa sanatçılarının sosyal medya desteği ile halledilebilirdi nasılsa. Haksız da değildi belki. İstanbullu karla boğuşurken üç saatlik balık keyfindeki başkan, yurt dışındaki kayak tatiline verdiği kahve molasında bir rica ile binlerce tweet attıran danışman, yazdığı tweetle virtüözlükten trollüğe evrildiğinin farkına varmayan piyanist başka türlü nasıl izah edilebilir ki?

Ulaştırma Bakanlığı metro yapadursun sen dört bir yanı billboardlarla donat kâfi. Billboardlara ‘İstanbul dünyanın aynı anda en çok metro yapılan şehri’ yazdın mı, yanına da başkanın baretli, işçi tulumlu bir fotoğrafı koydun mu, oh mis. Buna inanmaya hazır bir kitle -kütle mi desem- var nasılsa.

Tesis temeli atmama açılışları yap, şov bunu gerektirir zira. Marmara Denizi felç mi oldu, bahanen hazır: Biz daha yeniyiz amca, ama iktidar da para vermiyor ama…

Sözü uzatmayacağım. Piyanistler ne tweet atarsa atsın, troller İmamoğlu’nu eleştirene nasıl çullanırsa çullansın, ajanslar ne kadar PR yaparsa yapsın, İngiliz elçiler sırtını ne kadar sıvazlarsa sıvazlasın İstanbullunun gördüğü bir şeyler var ve diğerleri ne kadar hikayeyse İstanbullunun karla imtihanı o kadar gerçek.

Sen yıllardır bu işi yapan, bu sistemi kuran insanları görevden alırsan, senin kar kürüme aracının şoförü aldığı alkolün etkisiyle aracı devirirse, tuz ihalesini o yahut bu sebepten iptal edersen, hep şikayet ettiğin ehliyet ve liyakati ihale verdiğin firmalardan atadığın bürokratlara kadar ihmal edersen, 2017’nin yarısı kadar yağan karın altında kalan sadece İstanbullu olmaz senin siyasi ikbalin de o karların altına gömülür!

Bu daha başlangıç, biraz zaman geçsin bakın neler göreceğiz. İstanbul trafiğinin birkaç yıl içinde niçin tamamen çekilmez hale geleceğini bir başka yazıya bırakacağım. Bitirmeden sayın başkana iki tavsiyem var:

Bir: Trafikle ilgili yazacağım yazıyı bizzat okuyun. Murat Ongun yazdığımı değil duymak istediğinizi aktarır çünkü.

İki: Büyükelçi ile o akşam yemek randevusunu koordine eden kişi yahut kurumla irtibatınızı gözden geçirin.

İhsan Aktaş bir tweet attı, olur mu olur. Özetle diyor ki: Muharrem İnce’yi saraydaki CHP’li ithamının altından kalkmak zorunda bırakan derin CHP’nin İmamoğlu’na elçilerle yemek yedirmeye de gücü yeter. Haydaaa..!

Uzun sözün kısası, rakibinin yanlışlarından bir anda doğan İmamoğlu, kendi yanlışlarıyla yavaş yavaş ölüyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.