
3. Dalga Kapitâl Dünyânın temel târihsel ekonomik çelişkisi olarak “arz” ve “talep” dengesizliği, “kredi” ekseninde tüketimi azgınlaştırarak aşılmaya çalışılıyor. Bu durumu, köşemizde defâlarca dile getirdik. Bu sûretle, Kapital Dünyâ, başlangıcında taşıdığı “üretim” fetişizmini bir başka fetişizmle; “tüketim” fetişizmi ile eşlendirmiş oluyor.
Unutmamak gerekir ki tüketim olgusu büyük ölçüde “Amerikan” temelli bir olgudur. Bu aynı zamanda, Anglo-Sakson dünyâ ile Kıt'a Avrupası arasındaki derin farklılığı ortaya koyuyor. Yeni Dünyâ olarak bilinen A.B.D, kuruluşundan îtibâren Kıt'a Avrupası'nın târihsel kökleri feodalitede yatan, katı “sınıfsal” ve “kurumsal” komplekslerini birer birer aşındırdı. Kıt'a Avrupası her bir târihsel kompleksiyle kültürel bir “derinlik”; her derinliği ile de yeni bir “kompleks” doğurmuştur. Kıt'a Avrupası sınâî kapital dünyânın beşiği olmakla birlikte kültürel olarak onunla her zaman uyumlu olmayan entelektüel direnişler doğurmuştur. Katolik geçmişi ve oradan türettiği Püritan Devrim bu konudaki en etkili dirençlerden birisidir. Modern zamanlarda Avrupa orta sınıf entelektüalizmi bütün ideolojik ayırımlara ve çatışmalara rağmen ortak bir paydaya sahiptir. Bu büyük ölçüde perhizkâr, “adamacı” ve “girişimci” erdemleriyle tanınan bir orta sınıf ahlâkıdır. Öngördüğü ideâl dünyâ da bu değerlerin toplumsallaştığı bir dünyâdır. Uyumsuzluk da tam bu noktada ortaya çıkıyor; bir taraftan üretim fetişizmi derinleşirken, bir taraftan da düşük alım gücüne sâhip işçi sınıfı ve orta sınıf perhizkârlığı derinleşmekte ve ürünler dünyâsının sunduğu “arz” ile cârî “talep” arasındaki uçurum büyüyordu. Sonuç kapital dünyânın “üretim fetişizmi”- kriz ve savaş arasındaki sarkaçlanması oldu.
Bu çelişkinin Yeni Dünyâya aynıyla yansımış olduğunu söyleyemeyiz. Her ne kadar kuruluştaki ve birikimdeki püritan kültürel etkiler inkâr edilemez olsa da, neticede Yeni Dünyâ tüketimin önüne konulmuş olan bütün kültürel ambargoları birer birer aştı ve tüketim kültürünün küresel örüntülerini oluşturan yeni bir orta sınıf kültürü doğurdu. Nitekim II. Genel Savaş'tan alabildiğine güçlenmiş olarak çıkan A.B.D, yeni dünyâ işbölümü îtibârıyla üretimin ağırlığını savaşın mağlupları olan Almanya ve Japonya'ya yıktı. Sosyalist kampın da bu manâda cezalandırıldığını düşünüyorum. Dünyâyı üretim ile cezalandıran A.B.D, kendisini, herkesin ağzının suyunu akıtan bir tüketim imparatorluğu hâline getirdi. “Amerikan tarzı hayât” ya da “Amerikan Rüyâsı” olarak anılan bir dünyânın kültürel endüstrilerini oluşturdu. II. Genel Savaş sonrasında Kıt'a Avrupasındaki işçi sınıfını da büyük ölçüde içine alan orta sınıf hayatlar, Keynesgil yeniden bölüşüm üzerinden göreli bir refah artışı sağlamıştır sağlamasına; ama ulaştığı standartlar hâlâ Yeni Dünyâ'nın çok gerisindeydi. Nitekim, 1970'lerde ve 1980'lerin başlarında tanıdığım, bir kısmı A.B.D'ye gitmiş gelmiş bâzı Avrupalı ahbaplarımın karmaşık izlenimleri ve kanâatleri dikkâtimi çekiyordu. Bir kısmı A.B.D'deki tüketimi bir büyülenmişlik içinde, bir kısmı da hayret duyguları yâhut kıyasıya eleştirerek anlatıyordu. O zamanlar anlayamamıştım. Şimdi ise anlıyorum. Bu basbayağı Amerika-Avrupa farkıydı. Varın gerisini siz hesâplayın…
“Savaş” ya da “Yeniden-bölüşüm” eksenli iki dalgadan sonra gelen yeni dalgada küresel olarak pazarlanan ve Amerikan patentli “tüketim fetişizmi” bütün dünyâyı çözdü. Üretim odaklı sosyalist ya da sosyal demokrat perhizkârlıklara dayalı siyâsal kulvarlar terkedildi. Tüketimin önündeki bütün târihsel blokajlar kalktı. Bu dünyâda nazar-ı îtibâra alınmanın; yâhut özne yerine konmanın artık tek bir ölçüsü mevcûttur: Eksik tüketici olmaktan kurtulmak ve tüketimde üst sıralarda olmak. Yeni orta sınıf minimalizmi bu gidişâta bir alternatif oluşturmuyor; tam tersine, tüketim dünyâsında bir çeşitlilik ortaya koyuyor.
Küresel bir yaygınlığı ve etkisi olan yeni orta sınıf kültürü hegemonik bir niteliğe sâhiptir. Yâni bu kültüre sahip olmak için bizzât orta sınıf içinde yer almak da gerekmiyor. Zihinsel veyâ duyuşlar îtibârıyla herkes bu kültürel iklime dâhil olmuş durumda. Sıkıntı da zâten burada. Şeytânî buluşlara imzâ atan kültürel endüstriler, insanları zorlamıyor. Aynı ürünü kendi meşrebine, fıtratına uygun hâle getirerek sunuyor. Bu dünyâda her şey antropolojik olarak bir “karşılılıklar” temeline oturuyor. Bu paganlığın geri dönüşü ve zirve yapmasından başka bir şey değildir. Neticede Âdemoğullarının ve Havvâkızlarının târihi, yâni bizim târihimiz bizi biraz daha nesneleştiriyor.
Diğer taraftan farklılıklara nüfûz eden kimlik tutkusu ile tüketim çeşitliliği arasında garip bir bağ var. İlki binbir bahaneyla kan davalarını ayağa kaldıraran savaşlar ile tüketim çeşitliliği içinde sağlanan tuhaf bir barış bu dünyâda eş anlı olarak yaşanıyor. Bu bağ teorik olarak yeterince işlenmiş ve ilişkilendirilmiş olmaktan uzak. Hâlbuki pagan savaşlar ve paganca yürütülen tüketim aynı sürecin iki farklı veçhesi sâdece. Pagan dünyanın rutinleri büyük perhizlerle taşkın şölenlerin arasında şekillenirdi. Gâliba modernliğin alacakaranlığında başlayan büyük perhiz devri bitti. Devir tıka basa yeme içme ve satın alma devridir.
Unutmadan 14 Şubat Sevgililer günü kutlu olsun. Bilelim ki aşk artık mahrem dünyâmızın bir ayrıcalığı, duygusal hediyesi değildir. Aşk artık karşılıklılık temelinde hediyeleşmenin coşturduğu; kitlesel bir alışverişte nesneleşen bir kamusal gösteridir. Ne diyelim; mübârek olsun…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.