Türkiye’deki siyâsal kültüre on seneler boyu içkin olan
-
temelli
kültürü sönümleniyordu. Bunun yerine bileşimin tekke kısmı hafif tertip geriye çekiliyor, (ekonomizmin simgesi olarak)
ileri sürülüyor ve
-
ile buluşturuluyor-du. Neoliberal dalganın ifâde ettiği tüketimin üzerindeki kültürel kotaların hızla kaldırılmasından başka bir şey değildi. Parkalı, kirli sakallı, postallı, derbeder derviş duruşlu Deniz Gezmiş ideal tipi, bundan sonra sâdece ikonik olabilirdi. Yeni solun tanınmış figürleri,
yasaklandığı geçmişlerine inat
,
,
alâkalarıyla kendilerini
yarışına giriyorlardı. (Dans etmek burjuva âdeti sayıldığı senelerden intikam alırcasına tango kurslarına yazılan eski devrimci yeni liberalleri tanımıştım). Tüketim ile barışma hususunda şanslı olanlar zâten üst orta sınıf âilelerden gelenlerdi. Üzerlerindeki zihnî ve rûhî ambargoları kaldırdıklarında kendi normallerini kolayca buluyor, görece tutarlı bir manzara ortaya koyuyorlardı. Kolej geçmişleri olduğu için yeni canlanan turizm sektöründe rehberlik yapıyor, yiyor, içiyor, geziyor, tozuyorlardı. Bâzıları ise o müthiş edebî kıvraklıklarını ve “yaratıcılıklarını”
sektöründe seferber ediyor ve Türk toplumunun tüketime intibak ettirilmesi, biraz daha tüketkenleşmesi için üzerlerine düşeni yapıyorlardı. Daha orta ve alt orta sınıflardan gelenler de bu yeni trendleri, ya mahçup veyâ taşkın bir sûrette izlemeye çalışıyor; lâkin her iki durumda da bir hayli sakil kalıyorlardı. 1990’larda yaşanan
-
tartışması görünen yüzünde doktriner, ideolojik bir tartışma gibi dursa da, daha derinlerde kendilerini solda addedenlerin tüketim olgusuna karşı nasıl konuşlandığına işâret eden bir boyut taşır.